Hemen direk bir dalışla bir sürü türevini üretebilirsiniz sapla samanın… ‘Sakla samanı, gelir zamanı’ ile başlayarak, ‘Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner’ şeklindeki atasözlerimizden saplarla samanın karıştırılamayacağına uzanan bir süreç çizebiliriz örneğin.
Mesela, ‘sosyal devlet’ anlayışının Anayasamızda çizilen çerçevesinden tutup, Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu ‘AKP’yi kapatmama kararı’ ile ‘AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu’ şeklindeki değerlendirmeleri de ve bunun yanal gelişmelerini de ele alabilirsiniz. Demokrasinin ‘ana kucağındaki’ terörizme açılan kapılarını da yumruklayabilirsiniz bir yandan da…
Sanırız yaşadığımız bu süreç içerisindeki gelişme ve değerlendirmeleri sizler de bizim gibi hayret ve şaşkınlıklar içerisinde değerlendiriyorsunuz! Mesela, devlet içerisindeki örgütleşme ve çeteleşme bağlantılarıyla ortaya çıkarılmaya çalışılan - adına ‘derin devlet’, ‘gladyo’, ‘kontrgerilla’ veya ‘Ergenekon’ ne derseniz deyin- yapılaşmanın bu günkü ayrıntıları her açıdan ilginçtir. Ancak, asıl ilginç olan siyasetin oynadığı ince ayrıntılı senaryolardır! Ki yargı, ‘taraf’ların etkisinden kurtulamadan, komplovari hikayelerle dizi filmleri aratmayacak bir sarmalın içerisinde sıkıştırılmaya çalışılıyor. Sapla saman harmana çekiliyor ama dönmesi de devam ederken; zaman, pek hayra hesap açmıyor!..
İşsizlik gün geçtikçe derinliğini arttırıp, geçim mücadelesini sığlaştırırken; iç ve dış borçlar katlama yaparken, istihdam ve üretime yönelik bir arpa boyu yol alamazken, enflasyonu yüzde 10’a bile yaklaştırmayıp ekmeğe bir yılda yüzde 37 oranında zam görüp, işçiye memura yüzde 5’lerden dem vurulurken elbette ki biz kapatmalarla, terör eylemleriyle, Ergenekonlarla, ‘kel başın’ yediği yemeklerle uğraşacağız…
Uğraşacağız da ne olacak?.. Çıkacak birileri, baktığınız pencereden gördüğünüz hilebazlıkları, sahtekarlıkları, dolandırıcılık ve yolsuzlukları, yanlışlık ve hataları dile getirip eleştirdiğinizde ‘hoppadanak’ size kılıf biçecek! Nasıl olsa o’cu, bu’cu diyecek, sizin sırtınızdan siyaset yapıp; kelli felli oturacak koltuklarına. Yerine göre yalakalık yapacak efendilerine bir başkaları!
Rize hak ettiğini alamıyor, olması gereken yatırımlar yapılmıyor, çay üreticisi sıkıntı çekiyor, izlenen politikalar yanlışları körüklüyor diye uyarılarda bulunup; yapılması gerekenleri ve çözüm önerilerini sıralamak zoruna gidiyor birilerinin! Rize’nin hak ettiği yatırım ve ödenekleri istemekle, bu yönde kamuoyu oluşturmakla siyaset yapıyor(!), kendimize rant(!) kapısı aralıyoruz kimilerine göre. Mesela Rize Üniversitesi’nin 2008 yılında ödenek alamayışı bizim siyasetimizin ve rant kaynaklarımızın önünü kesiyormuş bu efendilerin düşünüşüne göre!..
Çaykur’daki sendikal mücadelede iş ve çalışma barışının bozulması, tehdit ve baskıların ortaya çıkardığı sıkıntıların, üreticilerin çayını satamaması, çay paralarını taksit taksit dahi alamamasını eleştirmek bizi nemalandırıyor birilerince!
Yıllardır aynı şeyleri tekrarlamaktan bıkmadık, bıkmayacağız da… Bu memlekette yaşanan her ne olay olursa olsun, ister doğal veya ister siyasi, bundan hepimiz aynı oranda etkileniyoruz. Aynı suyu ve aynı havayı soluyup; aynı yağmurda ıslanıyor, aynı işyerlerinden alışveriş yapıyoruz. Düşünceniz veya inancınız ne olursa olsun, enflasyon ve geçim sıkıntısı size ayrıcalık tanımıyor! Komşunuz açken yatabiliyorsanız, biz bunu yapamıyoruz…
Yağmur çamur demeden çaylıklarda alın teri akıtan üreticiler gübre parasına yetişmeye çalışırken, sırça köşklerinde ahkam kesenleri, kaçak çaylarla harman yapanları, türlü entrikalarla endam sıralayanları görmezden mi gelelim.
Bizim sırtlandığımız sorumluluk ve üstlendiğimiz misyon bunu kabul etmiyor! Alın teri akıtmadan boğazımızdan geçmeyen lokmayı başkalarına da hak göremeyiz. Siz kendi pencerenizden bakışlarınızla neyi görüp, nasıl değerlendiriyorsanız, düşüncenizin ve kapasitenizin aldığınca yorumlayabiliyorsanız bizimkisi de daha ötesine gitmiyor… Katılırsınız veya eleştirip küfredersiniz, o sizin bileceğiniz bir olgu. Ancak, ünlü halk ozanı Aşık Veysel’in ‘Koyun kurd ile gezerdi, fikir başka başk olmasa’ dizelerinin de ne anlama geldiğini inceden bir düşünmek gerek.
Hülasa, sapla samanın ayrıştırılmasında, sapı da iyi tanımak gerek samanı da! Saplar ‘saf’ olurken, samanın altından akan suların da hesabını yapabilmekte asıl maharet.
İnsanları açlık ve sefalete iterek, onlara sıcak aş ulaştırmanın siyasetini yaparken; onlara balık tutmayı öğretmenin de felsefesini azcık sorgulamak gerekiyor sanırız…
Nasıl olsa yakındaki seçimin sıcaklığı almaya başladı geçim derdinin önünü. Sapla samanınız karışıksız, gününüz aydınlık olsun sevginizin sıcaklığınca.
(Gönder Recep, Ağustos 6, 2008, 10:32 PM)