Olayları, gelişmeleri, geleni ve gideni, yolsuzluktan bunalıp yolunu bulanları, serbest serbest şerbet içen ve yalanan bal tutmuş parmakları, duble duble yalanı ve talanı, evreni ve yaşamı, insanı ve felsefeyi algılama biçimidir bir anlamda ‘lümpence’ ‘çap’ meselesi. ‘Lümpence’ye göre veya diğer bir anlatımla da ‘argo’ deyimlere göre ‘çapımıza göre yaşar, çapımıza göre gelişir ve doğal olarak da çapımıza göre sonuçlanırız…’ Bunlardan geri kalanları ise kendi çapsızlığımızdır!
Bu süreç içerisinde ne kadar arbede yaşarsak yaşayalım, asıl önemli olanın karşılaştığımız fırtınalar değil de, gemiyi limana götürüp götüremediğimiz olduğunu unutmamalıyız.
Bulunduğumuz liman veya varsayın siz ‘içerisinde bulunduğumuz gemi deyiverin’ buna, Rize’ye bakıyoruz bütün çapımız ve çapsızlığımızla… Yaklaşık 20 yılı aşkın bir süredir devam ediyor bizim bakışkanlığımız! Kimler geldi, kimler geçti deme nostaljisine dalmadan Rize’nin bu günkü çapı ile Rize’yi bu güne getirenlerin çapını az çok görebiliyorsunuzdur.
Dallandırmadan, yaklaşık 3,5 ay önce fabrika açılışını yapan bir firmanın üreticiden aldığı 980 ton yaş çayı ‘işledikten’, piyasayı iyice bir ‘elledikten’ ve de kendisi gibi bazı özel sektör firmalarını ‘güzelledikten’ sonra kayıplara karıştığını yaşadık hep birlikte. ‘Rizelilere kazığın katmerlisi’ başlığıyla verdiğimiz bu haberin ayrıntılarındaki sorulara bakınca, sorumluları da görmek istiyoruz doğal olarak.
Bu sorumlular kim mesela?.. Açılışa katıldıktan ve yağlı kavurmayı yedikten 3,5 ay sonra Rizelilere atılacak kazığı fark ettiğini anlayan ve açıklayan il başkanı mı? Açılışa gitmeme şeklinde tavır koyduktan sonra kendi çapına göre uyarılarda bulunduğunu anlatan sektörel örgüt başkanı mı? Çayını bu firmaya veren üretici mi, kuru çayını kaptıran ve aldığı çekler karşılıksız çıkan özel sektör firmaları mı yoksa, firmanın durumunu bilerek destekçisi ve kefaletini üzerine alan ve sonradan sesi soluğu çıkmayan bazı iş adamları mı?..
Nasıl olsa köylüler Ocak ayı için söz almış yaş çay bedelleri için. Valilik de sahte çelenkler için ‘suç duyurusu’nda bulunmuş… Diğerleri ise kendi çaplarına göre kendi işlerini halletmeleri gerekiyor, ikili hukuklarını konuşturacaklarmış.
Serbest Bölge konusunu bu kez de önümüze alıyoruz. Çaykur, burası için daha doğrusu bölgenin işletmecisinin kendisine 8 milyon YTL borcu olduğunu resmiyete bağladı. Her ne kadar ‘Mahkeme öyle karar verdi’ deniyor ise de bu borcun kaynağı belli. Yapılan yarı yarıya bir anlaşma var. İddialar var, mesela şirketin nasıl zarar ettirildiği, iş yapıp yapmadığı, yapmadıysa bu güne kadar ne beklendiği, işletmecilik durumu vs. gidiyor. İşin ötesinde bir de şirket ortaklarının durumu var. Ama görünen köye kılavuz mu gerek diyorsanız, etrafının çapına bakmalısınız… Mesela, Çaykur’un bu işletmeci firmadan alacağına karşılık kendine ait bu serbest bölge alanını geri alması veya öyle uydurulmasında bir ‘kaz ayağı’ falan yok mudur?..
Ancak, bizim bu konudaki önerimiz ise bize ulaşan okurlarımızın isteği doğrultusunda. Rize Valiliği, Serbest Bölge’nin kapatılmasını gündemine almış gibi, gerekli tartışma ve önerileri bekliyor. Biz kesinlikle Serbest Bölge’nin kapatılmasına karşıyız. O alan için farklı projeler geliştirilebilir ama kapatılması yerine, tahsis edilecek başka ve daha ufak bir alanda Serbest Bölge statüsünün sürdürülmesi gerekir. Ovit tüneli ile birlikte bölgemizdeki ekonomik gelişmeler, deniz ve hava taşımacılığı ile Rize’nin konumu iyice değerlendirilince Serbest Bölge’nin önemi daha da ortaya çıkacaktır. Şirket ise yeni bir yapılanma ile borçları revize edilmeli, ardındaki incelikler de ortaya çıkarılmalıdır. Kimse çıkıp çapından dışarı da ‘yok böyle bir şey’ demesin…
Ovit Yolu için de söylenecek ne kadar söz olduğunu, yıllardır yazdıklarımızda ve özellikle de yaklaşık 2 yıldır dikkat çekmek istediğimiz noktalarda gördük. Lobileri mobileri bir kenara bıraktığımızda kendi içimizdeki basiretsizliğimizi de aldık önümüze. Şu son gelişmelere baktığımızda neredeyse iktidarın iktidara karşı muhalefetini görüyoruz. Kardeşim, uygulamayı sonuna kadar isteyenlere bakıyoruz aynı siyasi partiye mensup, uygulamanın lobisini yapanlar, karşı proje geliştirip oyalamaya çalışanlar ve hatta bakanlar aynı siyasi partiden yani iktidar partisinden. Duruş ve karşı duruş aynı yönden, ama gelin görün ki karşı duruş öne geçiyor.
Olsun gene de, insanın kendi kendine muhalefeti bile bir erdemdir, kendi çapını da ölçülendirir. Şimdiki konumuz da, basiretimizi konuşturup, asıl lobiye nasıl tepeden inilir onu göstermek olmalı. Ovit Tüneli başta olmak üzere, Serbest Bölge konusunda da sanırız bu basiret ve çap göstergesini ortaya koymak gerekiyor. Eğer bunlar için eylem yapılması gerekiyorsa, hiç kimsenin de kimseden çekinmesine gerek yok sanırız. Tutar bir Pazar günü insanlara çağrıda bulunur, Rize başta olmak üzere, Erzurum, İspir ve hatta Trabzon’daki tanıdık tanımadık dostlarla Ovit’te buluşarak, koca bir ateş yakar, ‘Ovit Tüneli Pikniği’ yaparız…
Bu durumdan sonra ise, artık biz de çapımızı bilir, çapımıza göre davranır ve çapımızı ortaya koyar da çıkıp bir çapsızlık etmeyiz… Rizeli olsak da, o kadar da saf değiliz yani…
Gönlünüz sevgisiz kalmasın…
(Gönder FILIZ B., Eylül 30, 2007, 4:38 PM)