“An gelir paldır küldür yıkılır bulutlar, gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet, o eski heyecan ölür. An gelir biter muhabbet, çalgılar susar heves kalmaz, şataraban ölür…”derken Atilla İlhan; hani bir an gelir söz biter, ilham sırtını döner ve çatlar sabır taşı… Bıçak kemiğe dayanır an gelir… Kuytuluklardan çıkarır sevda türkülerini, ağıtlar yakar analar an gelir. Hazırlar törpüsünü, uğruna ömür verdiği kendini insan yapan bereketli toprakların sevdasına yürekli yiğitler… ‘Biz dememiş miydik’i geride bıraktık artık. Demokrasi saldırıları başlamadan önce gelmişti sırtlan yürekli dostumuzun (!) haberi. Kendi kamplarında eğittiği, kendi yurtlarında vatandaş olarak bile görmediği kanlı beslemeleri üzerimize salması ile başladı sinsiliği. Uzadı BOP’a dayandı. Eşbaşkanlığı verdi uzantısında. Geliştirdi kan çıbanlarını besleyerek bu güne kadar. Lozan’ı görmezden gelip, tanımamasından belliydi niyetleri ya…
Sonra yeni süreçlerle girişti işe… Hala niyetlerine uyanamadı gözlerini uyku bürümüş yurdum insanları! Gencecik canlar toprağa düşerken, basit terör eylemleri gibi üzerleri örtünmeye çalışılanların aslında yurt bütünlüğüne top yekun bir saldırı içinde olduğu hep geride kaldı. Ve artık görünen köy için kılavuza gerek kalmadı…
Bayram öncesi yapılan yurtdışı gezileri ve ardından gelen saldırılarda 12 genç fidanın şehit edilmesi… Ardından hemen her gün yapılan meydan okuyucu tehditkar açıklamalar ve hain saldırılar… Tezkere ile gelen gerginleşme, nasihat edaları, kedili medili açıklamalar ve ardından gelen kanlı saldırı… Yine 12 genç fidan, 10 kayıp ve 16 yaralı… Hala toplantı, hala değerlendirme ve hala metanet açıklamaları… Evet, bundan sonra artık kimse yan gelip yatmak istemiyor!..
Ülke genelinde önceleri sessizce başlayan protestolar artık kulakları çınlatan naralara dönüşüyor, demokrasi havariliği, insan hak ve özgürlükleri artık biraz da aslına dönüversin istiyor memleket insanı. Terörü lanetleyen gösterilerdeki anaların ellerindeki ‘Biz hazırız…’ dövizleri geliyor gözlerimizin önüne… ‘Ya siz…’ diye soruyor yüreğimiz.
Rize’ye bakıyoruz… Her ne kadar eleştirsek de ‘el insaf’ edasıyla karşılanıyor ille de bir mazerete muhatap oluyoruz… Kimi zaman teslimiyetçilik nasihatleri ile okşanıyor yufka yüreklerimiz… Oysa ki bu memleket bizim, sağıyla soluyla, kültürüyle ve her şeyiyle bizim. Aynı suyu içiyor, aynı havayı kokluyor aynı topraktan besleniyoruz…
Yıllardır dile getirmeye çalıştığımız Rize için güç birliği, Rize için ortak girişim hareketi özellikle bu son çeyrekte biraz olsun kendini gösterdi. Belki sadece bir kıvılcım olarak algılanabilecek bu oluşumun temellerinde her ne kadar görmezden gelinirse gelinsin bizlerin, basın ve kamuoyunun da en azından etkisi oluyor. Ve bunun başarılmasında üzerimize düşen görev de ortada.
Yıllardır adeta yırtındığımız bu doğrultuda RTSO tarafından başlatılan oluşum ve beraberindeki gelişmeler bizlere de umut verdi. Rize’nin öncelikli sorunlarının tartışılarak, çözüm önerilerinin değerlendirilmesi ve gerekli projelerin oluşturularak çalışmaların takip edilmesinin amaçlandığı bu oluşuma ‘Rize İçin Güç Birliği Platformu’ adı uygun görüldü. Bundan böyle her ayın son haftası bir araya gelmeyi kararlaştıran ve platformu oluşturacak sivil toplum örgütlerinin bu bütünlük içerisinde bunu başaracağından endişemiz olmamalı. Platformdan haberi olmayan, ulaşılamayan veya çağrılmayan diğer STÖ’lerin bundan alınmadan kendilerinin de platform içerisinde yer almasını sağlayacak girişimlerde bulunması gerektiğini düşünüyoruz.
Öyle ki, artık alamadığımız yatırımlar, kaybettiklerimiz ve ulaşamadıklarımız için artık başkalarında suç aramak yerine kendi yetenek ve çalışma azmimizi ortaya koyarak, çaplarımızı birleştirerek bir çok şeyin üstesinden gelmeyi başarmalıyız. Çünkü bu güne kadar yaşadıklarımız ortada.
Ovit Tüneli, Özilay Çay Olayı, Risbaş ve Serbest Bölgenin durumu, Rize Üniversitesi ve Tıp Fakültesinin gelişimi, Rize Limanı, enerji ve ulaşım altyapıları, tarihi ve turistik yapılanmalar ve dahi sizin ekleyebileceğiniz yatırım ve projeler bizce bu oluşumun başarısından geçecektir. Öyle kuru kuruya eleştirilerle, ‘bundan da bir şey çıkmaz’ söylemleriyle geride durmak yerine elimizden gelen katkıyı sunmak gerektiğini düşünüyoruz.
Rize Valiliğinden yapılan açıklamaya göre bir yıl içerisinde imzalanan 21 protokolle işadamlarına eğitim, sağlık ve turizm alanlarında yaptırılan 143 milyonluk yatırıma ve Rize’nin genel bütçeye sağladığı genel katkıya karşılık devlet yatırımlarından ne kadar pay aldık acaba… Bu yatırımların ne kadarı Rize’nin temel sorunları arasındaki istihdama veya altyapı sorunlarına yönelik oldu?..
Okurlarımızdan aldığımız yorum ve istekler doğrultusunda Rize’de yapılması düşünülen Polis MYO’nun Koleje dönüştürülmesi, Ovit Tüneli kararlılığının sürdürülmesi, Risbaş ve Serbest Bölge sorununun çözümü de bu oluşumlardan geçiyor…
Bütün bunların yanında, Çaykur’un son gelişmelerle içerisine girdiği ekonomik durum ve 4. sürgün çayı alamaması, ödemeler dengesi, Kaçak Çay sorunu, Ulusal Çay Konseyi, Çay İhtisas Gümrüğü ile ilgili birimler ve özellikle tahlil ve araştırma laboratuarları da önümüzde duran konular.
Hele, yine Rize Valiliğinin açıklamalarına göre kuruluşundan bu güne geçen 10 yıllık süreç içerisinde yaklaşık 142 milyon dolarlık işlem hacmine karşın zarar ettiği ve imzalanan sözleşme ve protokoller gereği Çaykur’a 8,9 milyon Ytl borcu olduğu mahkeme kararı ile belirlenen Serbest Bölge işletmecisi Risbaş ve Rize Serbest Bölgesi’nin durumu da ayrıntılarıyla bekleyen diğer bir konu.
Biz her koşulda hazırız…Ya siz… diye daha fazla uzatmadan yüreklerinize sevgi sıcaklığında selamlarımızı gönderirken; büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hangi istiklal vardır ki, yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olayı kaydetmemiştir.” sözünü bir kez daha anımsatmak istedik…
(Gönder samet, Kasım 13, 2007, 3:58 AM)