Diye, deyip geçebilir miyiz… Görmezden gelebilir miyiz bazı şeyleri. “Bana ne yazdan bahardan, bana ne borandan kardan” diye nağmelerle geçiştirebilir miyiz toplumsal duyarlılığımızı. Gözümüz kapalı, kulaklarımız sağır olabilir mi?.. Üç maymunları oynayabilir, gemisini yürüten kaptan edasına bürünebilir miyiz sizce…
Külahımızla baş başa konuşuyoruz bazen… ‘Ne işiniz var’ diyor bize külahlarımız. ‘Size ne o öyle olmamış, o almış götürmüş, yolunu çizmiş, yolundan sapmış, uymuş uydurmuş…’ sayıyor da sayıyor külahlarımız!.. Sonra değişmeleri geliyor aklımıza külahların…
Uluslararası ilişkilerimize, ülke çıkarlarımıza, stratejilere, emperyalizme, işbirlikçilere, yurt sathına dadanmalara, cümle satılmışlıklara bakıyoruz, yazıyor çiziyoruz, dokunup dokunduruyoruz olmuyor… İş işten geçiyor ve sonrası ‘cuk’ oturuyor tabir yerindeyse.
Mesela, ‘bize ne, Ovit Yolu’nun yapılmasından, Ovit Tünellerinden…’ diyemiyoruz. Başbakan’ın ‘baba ocağından’ yükselen bu sese kulak asıp, hiçe sayarcasına karşı görüşle buraya duble yol girişimi yapan bir bürokrata yaptırım uygulanamıyorsa bunu neden dile getirelim diye düşünüyoruz… Ardından böylesine bir projenin yüzde 51’ini karşılama taahhüdünde bulunan bir işadamının bu önerisi neredeyse görmezden gelinirken; acaba bu öneride bulunan bir işadamının Rize dışındaki illerde nasıl karşılanacağını düşünmek bile işimize gelmiyor nedense…
Bölgemizin can damarı, ekonomik temelini oluşturan çay ve Çaykur’la ilgili bir gelişme olduğunda duyarsız kalamıyoruz, neden?.. ‘Altınlı’, ‘rekorlu’ açıklamalara karşın Çaykur’un sıkıntılı bir döneme girdiğini, ekonomik çıkmaza sürüklendiğini ileri sürerken, bütün bunların altında özelleştirme hazırlıklarının yattığını vurgularken hangi beklentiler içerisinde olabiliriz acaba!.. Çaykur’un bu sıkıntıların üstesinden gelebilmesi için 150 trilyonluk sermaye artırımına gereksinimi olmasından bize ne örneğin… Çaykur üzerinde yapılan ince planlardan, Genel Müdür Yüce’ye karşı yürütülen kampanyalardan da bize ne… Bu dönemde Rize’nin bir çok şey beklediği Sayın Milletvekili Bayramoğlu’nun, bir zamanlar Çerkezköy Gümrüğüne takılan çayları ile ilgili Çaykur’un vermiş olduğu raporlarla Genel Müdür arasındaki soğukluğunun herhangi bir bağlantısı olup olmadığından da bize ne…
Rize Serbest Bölgesinin, 10 yıla yakın bir sürede yaklaşık 142 milyon dolarlık işlem hacmi gerçekleştirmesine karşın, ortaya çıkan 9 milyon YTL’lik borç nedeniyle kapanma eşiğine gelmesini eleştiriyorsak, Serbest Bölgenin kapatılmamasını bir şekilde Rize’nin ve ilgililerin bu olaya sahip çıkmasını dile getiriyorsak bundan bize ne ?..
Rize Üniversitesi için hala bir kampus yeri belirlenememiş olmasından, Tıp Fakültesine uzun zaman aradan sonra yapılan Dekan atamasının ardından şimdi de, Rize Devlet Hastanesi’nin konumu nedeniyle yaklaşık 2 yıl faaliyetlerinin durdurulması girişiminden de bize ne…
Bir türlü bitirilemeyen Cezaevi, arazi sahipleriyle mahkemelik olan ve hala çalışmalarına başlanamayan OSB, herkesin dile getirerek öncelik verdiği istihdam sorunu, elimizden kaçırdığımız Tersane, giden kurum ve kuruluşlar, onlarla birlikte Rize’den kayan özel firmaların bayilikleri, daha sayamadığımız bir sürü durum, olay ve gelişmeden de bize ne…
Biz ‘Vatan kurtaran Şaban’ mıyız… Ne işimiz var, yolların düzensizliğinden, sudan, çamurdan bilmem hangi tünellerin ışığından söz ediyoruz da; boş verip geçemiyoruz… Neyimize gerek, kefenimizin sağ cebi mi var!..
Görmez miyiz bizler de parkları, bahçeleri… Sökülen işyeri tabelaları yerine kentin göbeğine ve insanın gözüne gözüne girercesine dikilen reklam tabelalarını, diyemez miyiz ‘ne güzel de kent görünümü verdiler’ diye, güllük gülistanlıklardan nimetlenemez miyiz… Ayranımız yokken içmeye ‘yat’la gidebilir miyiz gezmeye…
“Bize ne…” diyemiyoruz işte… Diyemediğimiz için de böyle kendi kendimize sayıklanıyoruz!
Yedi düvele, emperyalizme ve işbirlikçilerine, kan emici yarasalara, tek dişi kalmış canavarlara karşı verilen bağımsızlık mücadelesi ile kurulan Laik, Demokratik, Sosyal Hukuk Devleti Türkiye Cumhuriyetimizin 84. yıldönümüne girdiğimiz bu son aylarda, ulusal bütünlüğümüze kastederek girişilen terör olaylarının hedefi artık iyice netleşti. BOP ile eşgüdümlü olarak sürdürülen bu hain emellerin odakları bellidir. Doğal olarak yapılması gereken de…
“Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklallerini kaybetmeye mahkumdurlar…” öz deyişini anımsatarak; biz gene de ‘bize ne’ olan işlere devam edeceğimizi vurgulamak istiyoruz…
Artık bundan sonrası teferruat…
(Gönder eminusta, Ocak 15, 2008, 3:28 PM)