Yolsuzluklardan yakınıp dururken, çıkagelen yollarımız, tartışma ve eleştirilerimiz, çevre-deniz derken yıkılagelen ulaşım sorunumuz ve ‘yol’unu bulmalara karışan büyük hizmet aşklarımız. Şevk ile çalışıp kendi yolunu bulan zamane ‘iş dünyası divaları’mız tutar oldu köşe başlarımızı. Her şey tıkırında işleyen ardı ardına dönemlerden geçilip, sorgusuz sualsiz katlara yatlar katıldığı dönemleri yaşadık! Yaşıyoruz da…
‘Herkesin kendi yolunda olması’ deyimi, çoğu zaman olumlu anlamda kullanılan; kendi işi ile uğraşıp en güzelini ortaya çıkarmak anlamı yüklü, bir anlamda da toplumsal fayda içeriği yüklenen bir kavram. Son dönemlerde kullanılışı ise, malum ‘yol bulma’ eylemleri ile anılır olmuş.
Bizim kimsenin yoluna moluna taş koymaya, gedik açmaya niyetimiz yok! Bize zarar veren nokta, ‘yolunu yarmak’ isteyenlerin bizim üzerimizdeki toplumsal etkileri. Bu karlı mevsimde dahi ‘kâr’ını düşünüp yollara düşen, işini bitiren kaptanlar piyasada cirit atarken, takma bile takılmıyor ayaklarına; tereyağından kıl çekiyorlar mübarek…
Fazla uzatıp tellendirmeye gerek yok! ‘O nedir, bu nedir, kim kimdir’ diye de kimsecikler etrafında dolanıp kendinize ‘mim’ aramayın. Çünkü sizler de farkındasınız olan bitenin. Kedi-köpek gibi kendi kuyruğumuz etrafında dolanmadan külahları önümüze koymalıyız.
Anlayana anlatmaya çalıştığımız bu karmaşık girişten sonra Ovit Tünelleri’nin DPT’den ‘stratejik önem’ kapsamı ile geçmesinin ne kadar doğru ve yerinde bir karar olduğunu vurgulamak istiyoruz. Her ne kadar önümüzdeki yılın yatırım programına girmesi zor ise de bu, yaklaşık 50 yıllık hayalin ve hayati bir projenin gerçekleşmesi yolunda atılan önemli bir adımdır. Kaldı ki bu proje, aynı zamanda GAP ve DOKAP’ın da anlamlandırılmasıdır. O nedenle bu proje sadece Rize ile Erzurum’u birbirine bağlayan turistik amaçlı bir yatırım değildir. Olmamalıdır da. Transit ulaşıma elverişli bu yolun, Batum-Rize-Samsun arasında yapılması düşünülen tren yolu ile de bağdaştırılarak, raylı sistemle desteklenmesi de bölgedeki stratejik önemi tamamlayacaktır. Projenin yatırım kapsamına alınmasında Rizeli işadamı Talip Kahraman’ın, Rize Valiliğine gönderdiği taahhütname ile tünellerle ilgili yüzde 51’lik sorumluluğun altına girmiş olması da gözardı edilmemelidir.
Ovit projesinin yanında, yine yıllardır Rize’nin gündeminde olan ve son zamanlarda pek konuşulmayan ‘Dağdibi Yolu’ için de olumlu gelişmeler yaşandı bu son dönemde. Karayolları ağına alınan ve planlama kapsamına giren bu yol ise Rize’nin kentsel dönüşümünde önemli bir yer alacaktır. Henüz kesinleşmeyen 2008 yatırım programına alınmayan bu yol, aynı zamanda Çamlıbel Tüneli ile desteklenerek Rize’nin en stratejik ve kalkınması ve gelişmesinin mihengi olan bir proje ortaya çıkarılmalıdır. Tünel olmadan yapılacak bu proje kısır kalacaktır. Bu proje kapsamında, bu güne kadar yapılmayan imar planları gündeme gelecek, tünel içerisinde yapılacak geliştirmelerle Rize’ye ve bölgeye yeni sosyal ve ticari alanlar kazandırılacaktır.
Hazır yollardan söz etmişken, Rize’nin ‘arapsaçı’ trafiğini de geçmemek gerekir. Bu yılın başından beri neredeyse her hafta yapılmaya çalışılan değişiklikler, deneme-yanılma çalışmaları nerdeyse daha da kötü bir durum oluşturdu. Araç yoğunluğundan öte kentteki düzensizliğin göze çarptığı trafik uygulamaları ve park uygulamaları artık ileriyi görecek bir şekilde kalıcı bir düzenlemeye dönüştürülmelidir. Bunun yanında çeşitli geçici uygulamalarla çözülmeye çalışılan park sorunu da ivedi olarak ele alınmalı. Kentin göbeğindeki Cumhuriyet Alanında bulunan otopark, bırakın Dünyayı neredeyse Samanyolu Galaksisinde parmakla gösterilirken; Atatürk Anıtı önünün kesilerek, tören alanının da bu otoparka katılması ne ile ifade edilebilir?
Hadi bunları geçtik! Ne zamandır üzerinde durduğumuz ve dikkat çekmek istediğimiz Rize Serbest Bölgesi’nden yaşanan gelişmeler daha doğrusu Risbaş ile ilgili değerlendirmeler çok ilginç bir boyuta taşındı.
Ne ilginçtir ki, 10 yılı aşkın bir süredir çalışmalarını sürdüren Rize Serbest Bölgesi ile ilgili Çaykur’un alacak davası açması ve bunun da Çaykur’un lehine sonuçlanması Risbaş’da yaşanan sıkıntıları da gün yüzüne çıkarıyordu. Aslında bu alacak davasını gelişimi de işin diğer bir ilginçliğini oluşturuyor.
Rize’de yapılması planlanan 5 yıldızlı otel projesinin bu alana yerleştirilmek istenmesi ile girilen süreçte yaşanan bu ilginçlikleri haftalardır gözler önüne sermeye çalışıyoruz. Örneğin, bu alan 49 yıllığına Risbaş’a devredilirken yapılan anlaşmada kiranın elde edilen ‘kâr’ın yarısı olarak belirlenmesi, bu güne kadar herhangi bir ödeme yapılmaması ve mahkemenin bu koşullar karşısında Risbaş’a eski rakamlarla 8 trilyon borç çıkarması bu ilginçliklerin vurucu noktasını oluşturuyor.
Biz bu gelişmeleri izlerken, Serbest Bölge’yi kapanmanın eşiğine getiren bu durumun giderilmesi için iş adamlarımıza çağrıda bulunup, yetkililerden de konuya sahip çıkmalarını istemiştik. Çok ortaklı bu şirketin batma noktasına gelişindeki sorumlulukların ortaya çıkarılmasının yanında, gerek Rize Valiliğinden yapılan resmi açıklamalar ve ulaşabildiğimiz kaynaklar doğrultusunda, 142 milyon dolarlık işlem hacmi olan bu bölgenin yaklaşık 16 trilyonluk bir kar marjı olduğu iddialarıyla karşılaştık.
Bu konuyla ilgili her geçen gün değişik iddialarla yüz göz olurken; bizlere ulaşan okurlarımız ve söz konusu şirketin ortağı olduğunu söyleyen kişiler zamanında Rize’deki bankalardan birinde Of-shore diye adlandırılan hesaplara 100 ve 80 bin dolar gibi paraların batırıldığı iddialarını dile getirmeye başladılar.
Bu iddiaların doğruluk oranı nedir, bu güne kadar neden bu iddialara yanıt verilmemiş veya yalanlanmamıştır?..
Tüm bu gelişmelerin yanında, önceki hafta içerisinde Rize Valisi Sayın Esen’in turistik otel projesi ile ilgili açıklamalarında, söz konusu bu bölgede ‘radyasyonlu çayların gömülü olmasından dolayı doğabilecek tepkiler nedeniyle bu projeden vazgeçildiğini’ vurgulaması başka bir ilginçliği daha gözle önüne serdi.
O ilginçlik, Sayın Vali’nin açıklamalarına Risbaş adına verilen karşı atak açıklamalarındaki isimin; Risbaş Yönetim Kurulu Başkanı olarak eski Çaykur Genel Müdürü Tuncer Ergüven olması idi. Sayın Ergüven’in bu göreve nasıl ve ne şekilde geldiğinin veya getirildiğinin tartışması ve yorumlarını bir kenara bırakarak, yapmış olduğu açıklamalara kısaca değinmek istiyoruz. Açıklamalarda yapılan ‘radyasyonlu çayların bu bölgede gömülü olduğunun bilinmediği’ vurgusu ve bu nedenle mahkemeye başvurulması ve hatta mahkemece bu bölgede inceleme yaptırılması çalışmaları işte asıl püf noktasını oluşturuyor!..
Kaldı ki Ergüven, o bölgenin Serbest Bölgeye tahsis edilmesindeki gelişmeler ile ‘radyasyonlu çayların gömülmesi’ konusunda en iyi ve geniş bilgiye sahip olması, beraberinde kocaman bir çelişkiler yumağını da getiriyor. Gündemdeki borç batağı ve kapanma tehlikesi, çeşitli tartışmaların odağını oluştururken konunun bu yöne saptırılması aslında başka bir sıkıntıyı daha karşımıza çıkarıyor.
Zamanında ki özellikle de 1994 yılının Mayıs’ında, radyasyon konusunu Türk çayına yapılmış bir komplo olarak değerlendiren, bu konuda rapor tutan ve çeşitli açıklamalarda bulunan ve ‘bizzat gömdüğünü’ açıklayan Ergüven’in bu konulardan habersizmişcesine davranması neyle iştigaldir. Bırakın iştigalini, 1986’da başlatılan bu olayın, belirli aralıklarla ısıtılarak kamuoyu önüne getirilmesindeki Türk çayına ve Çaykur’a yönelik komplo teorilerine bir katkı değil midir bu aynı zamanda. Öğrenebildiğimiz kadarıyla, Risbaş’taki 10 bin pay üzerinden 125 oranlık hissesi ile ortaklığını sürdüren Ergüven, bu bölgede ‘dahilde işleme rejimi’ kapsamında hiç işlem yapmadı mı? Bütün bunlara karşılık, bir kurumun en başında görev yapmış bir kimsenin, böyle bir ayıbı kullanarak başka ayıpları örtmeye çalışması hangi devlet adamlığı ve yurttaşlık bilinci ile ölçülebilir…
Diğer bir sorun ise bu bölgede, geçen süre içerisinde hiçbir yatırım ve çalışma yapılmaması idi. Şimdiye kadar bu bölgede hiçbir çalışma yapılamazken, şimdi burada gömülü olduğunu öğrendiklerini iddia ettikleri radyasyonlu çaylar mı engel oluyordu bu yatırımları yapmaya? Aklımız 10 yıl sonra mı geldi başımıza?.. Bu ne yaman çelişkidir?
Bir de, hemen bu bölgenin bitişiğinden geçen Sahil Yolu çalışmaları sırasında söz konusu gömülü çaylara rastlanmamış mıdır? Bölgedeki yurttaş ve esnafların iddialarına göre, yolun bu kısmındaki dolgu ve kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkan bu çaylar, hafriyat malzemeleri ile birlikte gömülmüş veya başka yerlere nakledilmiş, belki de denize dökülmüş! Bu ne derece doğrudur? Doğru ise herhangi bir işlem yapılmış, önlem alınmış mıdır?
Bu güne kadar izlediğimiz gelişmeler burada önemli sıkıntıların yaşandığı izlenimi veriyor. Yapmış olduğumuz çağrılar, yorum ve haberlerimiz bu konunun ve kamuoyunun gerekli ve gerçek açıklamalarla aydınlatılması yönündeydi. Umarız bundan sonra yetkili ve ilgililer konuya gerektiği önemi verir ve gerekli inceleme ve açıklamaları yaparlar. Toplam 66 ortak ve 10 bin pay üzerinden kurulan ve aralarında çeşitli isimlerin de çeşitli oranlarda hisseyle yer aldığı şirketin bin 300 hisseli ortağı olan RTSO’nun da bu konuya duyarsız kalmaması gerekir. Kaldı ki, sadece isimler ve ekonomik hesaplarla kısır bir döngü oluşturulması yerine tüm Rize’ye mal edilmesi ve istihdam oluşturması gereken Rize Serbest Bölgesinin, Rize’nin geleceği açısından Ovit Tüneli kadar stratejik bir öneme sahip olduğu da unutulmamalıdır.
Son olarak Çaykur’dan da bir iki bilgi aktarmak istiyoruz. Özellikle son dönemlerde ‘rekorlar’ ve ‘altın yıllar’ yaşayan(!) kurumun özellikle de 22 Temmuz’dan sonra yaşadığı ödeme sıkıntılarından söz etmiştik. Kurumun bu sıkıntıdan gidilecek yaklaşık 150 milyon YT’lik bir sermaye artırımı ile kurtulabileceğini de eklemiştik. Ancak, kurumun bu koşullarda kredi alımına yönlendirildiği, üreticilere yapılan son ödemelerin Vakıfbank’tan alınan kredi ile ödendiği, ardından da Ziraat Bankası ile de bir kredi anlaşması yapma arayışına girdiği duyumları geldi. Bu durum bize hiç de yabancı değil. Bir ara Çaykur bu şekilde bankalardan kredi alarak borç batağına saplanmış ve hatta neredeyse üreticiden çay alamayacak duruma gelmiş ve hatta bu yönde raporlar hazırlanmıştı. Şimdilerde Rize Serbest Bölgesi ile ilgilenen eski Genel Müdür Sayın Ergüven bu konuları en iyi bilen ve hatta uzman konumunda olan önemli bir eski bürokrattır…
“KÂRga” başlığının hikayesine pek giremedik ama, altında nelerin saklı olduğundan az çok bilgilendirdik sizleri. Olanaklarımız doğrultusunda başlıklar halinde açmaya çalıştığımız konular aslında birer araştırma dosyası olmaya aday. Bu da elbette ki bizim görevimiz…
Gelmişi ve geçmişi ile yollarınızın aydınlık ve çukursuz olması dileklerimizle yüreğiniz sevgisiz kalmasın.