Ama, yıllar da yerinde durmuyor… “Yollar yürümekle aşınmaz” demişti ya demokrasi ve adaletimizin yılmaz savunucusu devlet büyüğümüz… Haksız da değildi yani, aşınmıyor! Belki deforme oluyor ama, olan da bize oluyor...
Aslında bu söz ülkemiz siyasasında, demokratik gelişiminde ve devlet adamlığı geçmişinde ‘tarih yazan’ bir yere sahiptir. Tarih 8 Kasım 1968, yer Ankara, AP il kongresi. Başbakan Süleyman Demirel, iktidara karşı protesto ve eylemleri, gösteri ve yürüyüşleri değerlendiriyor…Ve, “dün dündür, bugün bugündür”!..
Hatta ve hatta, yollar bugün dahi yürümekle aşınmıyor. Kefen yırtılıyor, çıkın dolduruluyor. Yollara yeni yollar ekleniyor ‘yolsuzluk’ zamanlarında. Bazen dağları arşınlamak da yetişmiyor ‘yan gelip yatma’lara…
Biz gene tellendirmeyelim yürek yaralarımızı da dönüp bakalım memleketimizin yollarına. Yıllardır sadece dilimizde değil elimizde, gözümüzde tüy bitti, bitmekle kalmadı ağardı bile. Hemen çakılmayın iktidarı eleştiriyoruz, bilmem bize de bişe yaranmıyor diye!.. Rize’nin bütün özellik ve güzelliklerine karşın hep yatırımlarda geri bırakılmıştır. Rakamlar şişirilmiş, göklere çıkarılmış ama ortada öyle göklere değen bir şeyler olmamıştır. Hiçbir zaman da hiçbir şey olmamıştır demedik.
Rize’ye, merkezi bütçeye sağladığı katkı kadar yatırım gelsin istedik. Kişi başına düşen gelir hesaplamalarında gerçekçilik bekledik. Ama ne yazık ki, hala Rize’nin bu yönlerinde gelişme yok. Ağustos ayı rakamlarına göre Rize’de tahakkuk ettirilen gelirler yaklaşık 222 milyon YTL, yıl sonuna kadar nereye çıkar bilinmez. Açıklanan yatırım harcamalarına göre ise bu yıl Rize’ye ayrılan 602 milyondan 516 milyon YTL’si harcanmış şimdiye kadar. Bunun da 499 milyonu ulaşım, yani Sahil Yolu’na gitmiş. Şimdi oturup düşünün Sahil Yolu sadece Rize’nin mi? Rakamların içinden çıkamadık, 3 farklı sonuç elde ettik, 17.5 milyon, 37 ve 33 milyon diye. Yani yol dışında Rize’ye yapılan yatırımların miktarı bu rakamlardan birine isabet ediyor. Eldeki verilere göre yatırıma 1.9, sağlığa ise 1.3 milyon harcanmış… Diğer illerdeki durum malum… Hiç irdelemeye gerek yok, sadece merkezi bütçeye olan katkılarından daha fazla yatırım aldıklarını belirtelim yeter!
Ovit Yolu ile ilgili olumlu gelişmeler yaşanırken, tepkiler de yavaş yavaş gelmeye başladı. Tünellerin gündeme alınması ile ilgili yaşanan kamuoyu etkisinin ‘yolun transit ulaşıma’ açılıncaya sürdürülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Elbette ki, raylı sistemin de kapsama alınmasını göz ardı etmemeliyiz. Bu konuda milletvekili Sayın Bayramoğlu’nun 2008 programına ilişkin açıklama ve çalışmalarını da es geçmemeli…
Dağdibi Yolu’nun Karayolları ağına alınması da bu yönde olumlu bir gelişmeydi. Elbette ki bu gelişmenin de Çamlıbel Tüneli ile desteklenmesi gerektiğini unutmamak gerekir. Ve hatta bazı okuyucularımızın bizim de katıldığımız önerilerine göre, Çamlıbel Tünelinden çıkarılacak hafriyatla denizde kazanılacak dolgu alanı üzerinde Dubai’deki gibi bir 7 yıldızlı otel projesi düşünülebilir. Hatta bir zamanlar Sayın Vali Esen’in denizde otopark projesi gündeme alınabilir!.. Bunların dışında bu yol ve tünelle kazanılacak alanlar, çevresel ve sosyal etkileri, imar uygulamaları ve hatta park ve trafik sorununa etkileri de bu proje ile ele alınmalıdır.
Çaykur’un içerisinde bulunduğu durumdan, ödemelerden vs. söz etmiştik daha önce. Üreticiye olan borçlarını ödemek için bankalardan kredi arayışına girmesinden, kurumdaki idari durumlarla ilgili değerlendirmelerde bulunmuş, bazı noktalara dikkat çekmek istemiştik… Bunları yeniden irdelemeyeceğiz ancak, kurumdaki çalışma barışını özellikle de üretim aşamasında doğabilecek yeni gelişmelere dikkat çekmek istiyoruz. Sendikal mücadelede uzun süredir sektörün içerisinde yer alan, kimi zaman eleştirdiğimiz, kimi zaman da çalışmalarına destek verdiğimiz Tek Gıda-İş Sendikası’na küsen bazı işyeri temsilcilerinin, özellikle de girdiği seçim yarışını kaybedenlerin yıllardır sektöre girme çabasındaki Hak-İş’e bağlı Öz Gıda-İş Sendikası ile iletişime geçtikleri biliniyor. Bu sendika 1980’li yılların sonunda yine çay sektörüne girmiş özellikle de Karçay’da örgütlenmişti, o yıllarda yaşananlar ve çekilen sıkıntılar hala gözler önünde dururken, bazılarının bunları unutmuş olduğu görülüyor. Hiç yoktan önlerinde duran bir başka sendikal değişim örneği var, bu koşullar da göz ardı edilmemeli. Elbette ki rekabet belli bir kaliteyi getirecektir ama, özellikle işçi kesiminin, emekçi ve üretici kesimin tavır koyarken daha dikkatli olması gerekir. Sonuçta ‘dün, dün olana kadar yürümekle yollar aşınmıyor’…
Önceki hafta başlığımızda yer alan ‘KÂRga’ ibaresi okuyucularımız tarafından çeşitli anlamlar yüklenerek yorumlanmış. Yazının içeriği ile özdeşleşen bu başlığın mucidi, Cumhuriyet Gazetesi’nin Ankara şefi Mustafa Balbay’dı. Gazetemizi ve yazılarımızı takip eden Balbay, özellikle günümüz koşullarında bu başlığın ‘tam yerine’ oturacağını; hatta köşemizin başlığını buna uydurmamızın yazılarımızla örtüşeceğini de kaydetmişti. Teşekkür ediyoruz ilgisine.
Biz hala yürümeye ve biten tüylerimizi ağartmaya devam ediyoruz… ‘KÂR’ınız yerinde sevginiz yüreğinizde kalsın!