Ha Karga, ha Kaz… Fark etmez… Nere koyarsanız koyun, iş bir kere çığırından çıkmaya görsün… Ancak arada bir fark vardır o da kazın ayağının perdeli olmasıdır. Konumuz ayaklar değil ama perde aralıklarında görebildiğimiz yansımaları, Nasrettin Hoca ile Timur arasındaki çekişmeden ortaya çıktığı varsayılan bu deyime yüklemek istedik.
“Kazın ayağı öyle değil…” deyimi ile aslında olayların göründüğü gibi veya aktarıldığı gibi olmadığını anlatmak isteriz genelde. Zaten bizim işimizle de kıyından ucundan azıcık uyuşuyor bu deyim. Her ne Kadar bazı meslektaşlarımıza dokunsa da fark etmiyor!
Sayın Cumhurbaşkanı tarafından geçtiğimiz günlerde göreve atanan YÖK Başkanı Prof.Dr. Yusuf Ziya Özcan ile ilgili çeşitli eleştiri ve tartışmalar sürerken, Özcan’ın açıklama ve tutumları da çeşitli tepkilere neden oluyor. Hadi, Prof. Özcan’ın düşüncesi, misyonu görev ve sorumlulukları bir yana bizim aklımıza takılan bir başka durum var. Her nedense birçok boyalı basın ve dumduma magazinden habere fırsat bulamayan kanallarda göremediğimiz bu durum hayli ilginç geldi bize. TBMM Başkanı Toptan ile bir araya gelen Özcan’ın, “Sayın Cumhurbaşkanımız tavsiye etti, hem Başbakan… ‘Aman hocam dikkat’ dedi. ‘Bir şey söylersin, ipimizi çekerler’…”şeklindeki ifadelerinin altında acaba ne yatıyordu? Teziç’in ardından göreve getirilen YÖK Başkanı ne demek istiyordu? Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan neyi tavsiye etmişti, neye dikkat etmeliydi, söyleyeceği ‘bir şey’ ne olabilir, o kadar önemli bir şey veya bir açığın dışavurumu mu olacak ki bu ‘şey’ Cumhurbaşkanı ve Başbakanı ipe çektirecek… Düğmesine basılan bir operasyon, bir saldırı veya girişim mi var? Bu durumun açıklaması nedir, neyin kastıdır?.. Bu bir suç duyurusu mudur? Cumhuriyetin, Laik Demokratik Hukuk sisteminin hakimleri ve savcıları bu noktada bir sorumluluk içerisinde midir? Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamama noktasında kendisinde bulduğu cesareti bu konuda açıklama yapma noktasında gösterebilecek midir YÖK Başkanı Özcan…
Aylar öncesinden özellikle Çaykur’daki işçilere yönelik bir takım sendikal hareketler başlatılacağını, işçilerin bölünerek sendikal mücadeleye darbe vurulacağını ve dolayısıyla bu durumun sadece işçi hakları ve çalışma barışını etkilemeyeceğini, sektörün, çayın ve Çaykur’un da bundan etkileneceğini anlatmaya çalışmıştık. Ve hatta, bu girişimlerde bulunanların örnek alması gerektiği bu gibi girişimler, yaşananlar ve deneyimlere bakmalarını, iyi analizlerde bulunmaları gerektiğine dikkat çekmek istemiştik. Öyle bir an geldi ki, tam da Türk-İş kongresinin ardından yapılan açıklamalar, istifa haberleri vs. birbiri ardına gelmeye başladı. Düğmeye basıldı yani. Gelişmelerdeki etiklik, ahlakilik, ihanet gibi değerlendirmeler artık sizlerin yorumuna kalmış. Ancak bir mücadele içerisinde yetişerek kendini geliştiren, belirli konuma geldikten sonra gelişmelere katlanamayan mücadele gücünden vazgeçenlerin durumu da apaçık ortadadır. Bizler yaptığımız uyarılarla sorumluluğumuzu üzerimizden atarken, ‘aman bize neci’ de davranamayız. Sonuçta yaşanacak sıkıntıların ceremesi bize de yansıyacak. Nasıl olsa, örgütlenme çalışmalarını yapmak için Rize’ye gelenler bütün masraflarını merkeze fatura ediyorlar. E doğal olarak da ülke genelinde 7 bin civarında üyesi olan bir sendika, 15 bina yakın çalışanı bulunan bir sektöre gözü kapalı saldıracaktır. Bunun adını ne koyarsanız koyun artık.
Bunca hengamenin arasında, Rize’nin geleceğini değiştirecek ve büyük umutlar bağladığımız Rize Üniversitesindeki rektörlük binası açılışı bir anlamda gündeme gitti. Kampus yeri ile ilgili çalışmalar, öğrencilerin sıkıntıları, Tıp Fakültesine öğrenci alınamaması, yani fakülteler, yeterince desteksizlik deyip eleştirilerimizi sıralarken Sayın Vali Kasım Esen dışında kimseden ses seda çıkmadı. Olsun biz gene sabrediyoruz. Sabrediyoruz da, Milli Piyango tarafından geçmiş zamanda yaptırılan bu kampus alanı içerisinde Tüpraş’ın zamanında kütüphane olarak yaptırdığı bu binayı Rektörlük binası olarak düzenlemek yerine yeni ve modern bir yapı oluşturulamaz mıydı? Var olanı değiştirmek, yerine başka şeyler yapma düşüncesi bilimsel gelecek ve gelişme açısından ne kadar anlamlıdır?
Son olarak gündemimizden hiç düşmeyen ve ağırlığını koruyan RİSBAŞ olayı geldi önümüze yeniden. Tartışmaların odağında başkanlığa getirilen Çaykur eski Genel Müdürü Ergüven, konuyla ilgili, ilgili ilgisiz kişilerin fikir beyan ederek, yorumda bulunarak kendine rol biçtiğini ve aktörlük yaptığını anlatmış… Artık kimi veya kimleri kastetti bilemiyoruz ama, bizim merak ettiğimiz Çaykur’a olan faizleri hariç 8 milyon YTL’lik borç ve buna bağlantılı olarak sıraladığımız iddialara ilişkin bu güne kadar herhangi bir açıklama neden yapılmadığıdır. Rize için hayati önem taşıdığı kaydedilen burasının gelmişi geçmişi nedir? Neden bu duruma gelinmiştir? Perde arkasındaki asıl aktörler kimlerdir, kimlere ne roller biçilmiştir. Offshore hesaplarında neler yatırılmıştır? Gürcistan’daki makinelerin ülkeye girişindeki hesaplar nelerdir, burada gerçekleştirilen 142 milyon dolarlık işlem hacminden ne kadar faydalanılmıştır mesela… Bunları merak edip sormak senaryo yazmak, rol kesip aktörlük yapmak mıdır?..
Kazın ayağından girdik ama çıkacak yerimizi bulamadık. Fazla uzatmadan sözü -teşbihte hata olmaz- bir Japon Atasözü vardır “Mangu yenatoki toyoko nombaki” diye… Bilenler bilir. Yani, şemsiyenin açılmadığı noktalar bellidir. Kaza mı bakarsınız artık kargaya mı… Gerisi size kalmış…
Bayramınız huzurlu, mutlu ve gönlünüzce kutlu olsun…
(Gönder Fahrettin Melemşe, Aralık 25, 2007, 1:50 AM)