Yeni yılın ülkemize ve insanlığa barış ve umut getirmesi dileğiyle, bu haftaki yazımızı ülkemizin yaklaşık yarım asır süren AB serüveninin de dağıtılan fonları ve mali yardım konusunu kısaca ele almaya çalışacağım. Ben bu serüvenden yazımın başında da belirttiğim gibi fonlardan kısaca bahsetmek istiyorum. AB fonları, AB’nin Türkiye için ayırdığı “katılım öncesi mali yardımlar” ile Türkiye’nin yıllık aidat ödeyerek katıldığı Avrupa Topluluğu Programları olarak iki ana başlıkta tanımlanabilir.
AB’nin Türkiye İçin Mali Yardımları
Ulusal Programımızdaki ve Katılım Ortaklığı Belgesindeki önceliklerimizin ve taahhütlerimizin gerçekleştirilmesini desteklemek amacıyla AB tarafından sağlanan hibe niteliğindeki mali yardımlardan oluşmaktadır.AB mali yardımları 3 ana alanda toplanmaktadır. • Mevzuat Uyumunun Desteklenmesi için Yatırımlar, • Kurumsal Yapılanma için Teknik Yardım, • Ekonomik ve Sosyal Uyum.
AB’ne aday yada katılmakta olan ülkelerdeki yardım programları, Merkezi olmayan Uygulama Sistemi’ne göre yönetilmektedir. Merkezi Olmayan Yönetim Sistemi, proje yönetiminin (ihale, sözleşme ve ödemelerle ilgili işlemlerin) Avrupa Komisyonu denetiminde, ilgili ülkelerdeki yetkililere devredilmesini öngörmektedir. 2001 yılında, Türkiye’de de Merkezi Olmayan Uygulama Sistemi’nin kurulması kararından sonra, gerekli yapıların (Ulusal Yardım Koordinatörü, Merkezi Finansman ve Sözleşme Birimi, Ulusal Fon) oluşturulmasıyla bu sisteme geçilmiştir. Avrupa Komisyonu, sözleşme yapma yetkisini, 2003’ün Ekim ayında Türkiye hükümetine devretmiştir.Aday ülke için belirli bir yıl boyunca ne kadar fon ayrılacağı kararlaştırıldıktan sonra, Avrupa Komisyonu ve Türkiye yetkilileri (sözgelimi Bakanlık çalışanları), söz konusu yılın başlamasından önce (Eylül ayı civarında) ne tür projelerin destekleneceğine karar vermek üzere bir araya gelmektedir. Bu programlama toplantılarına, Türk tarafında, AB Genel Sekreterliği (www.abgs.gov.tr) başkanlık etmektedir. Sunulan program önerileri hakkındaki son kararı AB Genel Sekreterliği ve Avrupa Komisyonu vermektedir. Bu kararlar ayrıca, AB üyelerinin onayından da geçmektedir.2008’e kadar düzenlenen programlardan bazıları: • Üreme Sağlığı Programı, • İŞKUR Projesi, • GAP Kültürel Mirası Koruma Projesi, • GAP Kırsal Kalkınma Projesi, • Bölgesel Kalkınma NUTS-II (Samsun, Kastamonu ve Erzurum), • Doğu Anadolu Kalkınma Projesi.
TR 90 Düzey İki Kalkınma Programı
Türkiye’nin Katıldığı Başlıca AB Topluluk Programları: Ortaklık Konseyi kararlarına göre aday ülke firmalarının ve kurumlarının, uygunluk kriterlerini yerine getirdiklerinde Avrupa Topluluk Programlarına katılmaları mümkündür. Topluluk programlarının hibe ve kredilerden farkı ise Programa katılan her ülkenin belli bir aidat ödeme zorunluluğudur. Bir ülkenin bu programlara dahil olabilmesi için, başvuruda bulunması, aidatı ödemesi ve AB ile her program için ayrı bir Mutabakat Anlaşması imzalaması gerekmektedir.
Katılım Öncesi Mali Yardım (Hibeler): II.Topluluk Programları : - Eğitim Programları (Sokrates, Leonardo ve Gençlik), - 7.Çerçeve Programı, - Kültür 2007 Programı, - Halk Sağlığı Programı, - LIFE Programı vb.
III. Avrupa Yatırım Bankası Kredileri: AB’ne giriş süreci, Türkiye’nin modernleşme serüveni adına yaşadığı en keskin dönemeçlerden biri. AB’ye girişin ateşli savunucuları olduğu gibi bu süreci vatana ihanet olarak görenler de var. Tartışmalar bu minval üzere devam ededursun, Anadolu’nun ücra köşeleri AB’ye projeleriyle çoktan girmiş görünüyor. Projeleri kabul edilenler, ‘Bizim onları isteyip istemediğimize bakmadılar. Çalışmalarımızı beğendiler. Şimdi para kazanıyoruz.’ diyor. Projelerden AB’ye soğuk bakanlar da faydalanıyor. Özellikle kendisini ulusalcı olarak niteleyen ve ‘AB’yi istemezük’ diyenler bile fonlara hayli sıcak. Ancak vatandaş ‘para gelecek’ diye oturup kafasına göre proje üretemiyor. Bu işin yolu yordamı var. Elinde sağlam projesi olan AB Genel Sekreterliği’nin kapısını çalmak zorunda.
2002 ile 2006 yıllarını kapsayan 6. Çerçeve Programı’na, Türkiye’den bin 217 proje ile başvurulmuş, bunun 370’i onaylanırken, 847 projenin istenilen şartlarda hazırlanmadığı ve zamanında teslim edilmediği gerekçesi ile geri çevrilmiş. Bu proje başvurularının sadece yüzde 17’sinin KOBİ’lere ait olduğu göze çarpmaktadır. Çerçeve programı da, sağlık, IT, enerji, ulaşım, nano-teknoloji, havacılık, gıda, biyoloji, çevre, toplum bilimi, bilgi ve iletişim teknolojileri, KOBİ etkinlikleri, uluslararası işbirliği ve araştırma gibi konuları kapsıyordu ve ülkemizden daha fazla KOBİ’nin başvurması gerekiyordu.
Türk KOBİ’leri tarafından Çerçeve Programları’na gönderilen başvurularda en çok yapılan hatalar ise şöyle sıralayabiliriz: Sunulan proje tekliflerinin, mevcut program hedefi ile örtüşmemesi. Proje tekliflerine birebir uygun olan çağrıların kapanış tarihlerinin geçirilmiş olması. Projenin amacı, kapsamı ve getireceği yararların çok net anlatılamaması. Proje Koordinatörü hazırlık ve başvuru konusunda deneyimsiz olması ve proje hazırlama konusunda deneyimli uzmanlarla çalışılmaması. Projelerin yeteri kadar yenilikçi olmaması. Projede yer alan ortakların görev ve sorumluluklarının, bilimsel ve teknolojik yeterliliğinin açıkça beyan edilmemesi. Projenin yönetimi açısından, çok detayı ve yeterli bir planın Komisyona sunulamaması (kaynak, yeterlilik, organizasyon, yönetim planı vs).
Hibeler, görüldüğü gibi hiçbir zaman farklı bir amaç gütmemekte, ne bizi bölme, ne ulufe, ne de farklı bir amacı taşımaktadır. Ülkemizin eğitimden sinemaya, sağlıktan alt yapıya her alanda ekonomik katkıda bulunduğu bu fonlardan Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi gibi ülkeler yararlanmaktadır. Devletimizin de mali katkılarının olduğu tamamen resmi, şeffaf olan bu hibe programlarına gerek STK, gerek KOBİ’ler ve gerekse kamu kurumları olarak gereken ilgiyi göstermek zorundayız.Gelecek hafta Katılım Öncesi Mali Yardım (IPA) (2007-2013) ana hatlarını açıklayacağım. Sağlıcakla kalın.