İnsanlar bildikleri şeyleri, unutmamak için tekrarlar kimi zaman. ‘Vay bee…’ dedikleri de olur, ‘of aman sende…’ dedikleri de. Sıkılırlar çoğu zaman, hata ve eksiklikleri yüzlerine vurduğunda. Ama yine de, bildiklerini yaparlar, ‘aman sende’cilik tavırlarını takınarak. Çoğu zaman da bilmediklerimizdir bilinç altımızdaki ‘bildik şeyler’.
Önceki haftalarda, ülkemiz gündemiyle ilgili, sorun olarak dayatılan ama önceliği olmayan konular dışında, asıl yorumlanıp, üzerinde kafa yorulması gereken reel gelişmelere dikkat çekmek istemiştik. Kimileri alındı, kimileri salındı, kimileri ise nalına mıhına vurdu yeri geldiğinde.
Hiç öteye beriye yalpalanmadan, önceki hafta hemen her basın-yayın organında yer alan, rutin bir geçiştirme ile yazılan bir haber geldi önümüze. Rize’de geçen yıl 7 bin 475 kişiye Yeşil Kart verilmiş, bin 119’u da iptal edilmiş. Böylece Rize’deki toplam Yeşil Kartlı sayısı 37 bin 900’e ulaşmış. Yani Rize nüfusunun yüzde 12’si. Bir de Rize’nin genel feodal, sosyal ve kültürel yapısını düşündüğünüzde, hani kendini belli etmeyip, başvuru yapamayanları hesaba katmazsanız tabii. Bunun Türkçe açıklaması nedir? Önce Yeşil Kart kimlere, neden verilire bakmak gerek sanırız. Bakınca da, geçen yıl, resmi kayıtlardaki belirlemelere göre bu kadar ailenin daha fakirleştiğini, açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verdiğini görürüz. Bir de açlık sınırının ne olduğuna bir göz atarsınız artık!..
E tabi, biz napıyoruz, enflasyonu yüzde 9 ortalaması ile ele alıyoruz. Biz bunu ele alırken, başkaları ne alıyor…Gemicik alıyor, un alıyor, likit yumurta, mısır alıyor. Yetmedi gübreye el atıyor. Geçtiğimiz Cumartesi (9 Şubat 2008) günlü ulusal gazetelerden birinde bir başlık çarptı gözümüze: “Kısmi vergi affı geliyor, süper yetkili Unakıtan ‘naylon’dan kurtuluyor” diye. Vatan’daki haberin ince ayrıntısında ise, “Meclis’e sevk edilen kısmi vergi affı tasarısıyla Maliye Bakanı Unakıtan, süper yetkilerle donatılıyor. Kimle, hangi şekilde, nasıl uzlaşılacağı tamamen Unakıtan’ın kararına bırakılıyor. Yeni tasarı, hakkında dava açılan ancak dokunulmazlığı olan Unakıtan gibi naylon fatura düzenleyenleri de kapsıyor.” deniyor. Buyrun, nereden yakarsanız yakın. Hani bir aralar da, kredi borcu olduğu bankaların bir bakana bağlandığı dönemleri yaşamış, bankaların batışına, kapatılmasına tanık olmuştuk ya… Artık ne benzerliği var, nasıl yorumu yapılır orası size kalmış!
Bununla da sınırlı kalmıyor tabi bu ‘likit yumurtaya mısır unu akıtma’ planları. Bölgemizin temel geçim kaynağı, ekonomisinin lokomotifi ve vazgeçilmezi çaydaki gübre sorunu da var önümüzde. Önceki yıl 400 küsur liradan üreticiye mal olan gübre bu yıl 850 lira dolaylarında seyrediyor. Artış oranı ve nedenlerine ilişkin değerlendirmelerde, bu yüzde 9 dolaylarındaki enflasyon durumunu da değerlendirirsiniz artık!
Hal, bu halle hallenirken; bölgemizdeki bazı üretici birlik ve kooperatifleri bir takım girişimlerde bulunarak, ‘bu artış oranından üreticinin etkilenmesini nasıl en aza indiririz’ diye girişimlerde bulunmuşlar. Kurdukları temaslarla yurt dışından, bölgemize özel bir üretimle bu maliyetin 530 lira dolaylarına çekilebileceği yönünde belirlemelerde bulunmuş ve yasal işlemlere başlamışlar. Yurt dışındaki bu firma Rize’de tesis kuracak, bölgeye özel üretim yapacaktı. Ama, gelin görün ki, yasal ve bürokratik engellere takılmışlar.
Bir de bakıyoruz ki, gübre olayında karşımıza Abdullah Unakıtan çıkıyor. Maliye Bakanı Unakıtan’ın oğlu. Gazetelerde hemen hiç yer almayan, AKP eski Milletvekili Turhan Çömez’in Ocak ayı içerisindeki iddialarını içeren haberler geliyor önümüze. Gübre fabrikalarının haraç mezat satıldığı iddialarını, bunlarla oğul Unakıtan’ın ilişkilendirilmelerini incelerken; gübre fiyatlarındaki yüzde 300’lük artışa takılıyoruz. Meğerse, gübrenin asıl hammaddesi olan fosforik asit ithalatında tekel oluşturmuş Sayın Bakan oğlunun AB Gıda’sı. Yetmemiş, Hazineden teşvik belgesi alınmış ve KDV istisnası ile gelir vergisinden muafiyet sağlanmış. Nasıl olsa Sayın Başbakan da onun için ‘iyi çocuktur’ diyor ya…
Önceki haftalarda, Rize Milletvekili Bayramoğlu’nun Rize’ye müjdesini(!) verdiği ‘organik gübre fabrikası’ kurulmasının da bu durumla ilgisi var mı, acaba diye takılıyor aklımıza. Veya az önce anlattıklarımızla ilgisi ne olabilir diye düşünmeden de duramıyoruz.
Siz bunları düşünürken, hafta içerisinde Çaykur’da yapılan 2007 yılı değerlendirme toplantısına da değinelim istedik. Hani ‘Altın yıllar yaşadık ya…’ ayrıntısına girmeden, üreticiye önceki sürgünden kalan borcu ödemek için alınan 200 milyon liralık kredi borcunun, 2008 için hedeflenen 114 bin tonluk kuru çay satışının neresinde olduğu; özel sektör dahil olmak üzere dolu olan depolardaki kuru çay satışındaki düşüşün önümüzdeki kampanyada yaş çay alımını nasıl etkileyeceği gibi sorular geliyor uscağızımıza. Bir de, yıllardır %3 olarak uygulanan yaş çaydaki fire olayının bu yazın olduğu gibi yine %2’de mi kalacağı, birinci sürgün döneminde %3 uygulaması yaptıktan, uyarılıp dikkatleri çekildikten sonra 2 ve 3. sürgünde %2 ve hatta 1’in altına düşen 38 fabrikanın müdür, teknik yardımcı ve kısım müdürlerine verilen kınamaların, bu fabrikalarda % 19’un üzerine çıkan randımanı nasıl etkileyeceğini de merak ettik. Doğal olarak, geçen yıl son 76 yılın en yüksek sıcaklığı yaşanan bölgemizde bu yıl hava koşullarının da nasıl olacağını kestirmek de gerekir sanırız!..
Biz kendimizce böyle oyalanıp dururken; Madrid kapılarındaki BOP’tan ülkemize uzanan, Meclis’i olduğu kadar toplumu gerip ayrıştıran, tehlikeli tırmanışların gölgesinde bir karşı hesaplaşma duruşu sergileyen ‘Türban’ tartışmalarının gölgesinde geçen Anayasa değişikliğini yaşadık. Büyük olasılıkla Cumhurbaşkanı’ndan geri dönüp, tekrar kabul edilecek ve bu kez-kaldı ki bu olmasa dahi- Anayasa Mahkemesi’ne gidecek. Dünya basını bu gelişmeleri ‘laikliğin bir direği kırıldı’ yorumuyla verirken; Anayasa Mahkemesi’nin vereceği karardan sonraki gelişmeleri ise hayal bile etmek istemiyoruz!..
Ancak, bu arada elektrik başta olmak üzere kaptırılan zamlar, Meclis’ten geçirilen Vakıflar Yasa taslağı, hazırlıkları süren Sosyal Güvenlik Yasa taslağı ile girişte sözünü ettiğimiz Vergi affı tasarısı gibi bir çok hazırlık da güle oynaya devam ediyor!..
Ocak ayının zam şampiyonu ilan edilen ‘kabak’ haberleri gündemimizin yeni gözdesi olurken; ‘kabak tadı vermeyen’, bildik şeylerin ışığında bol güneşli günler diliyoruz!..
Ve kimin sözüdür bilmiyoruz ama unutmayın ki; “Herkes anladığı kadar yaşar ve anlayamadığı şeyleri umursamadan ölür!..”
(Gönder sibel, Şubat 13, 2008, 2:23 AM)