Marksist Aşk-Sevgi-Cinsellik ve Spor Üstüne
Madem, ‘spor her şeydir’ diyoruz; madem ki, ‘Marksist Spor'dan iddialı olarak görüş belirtiyoruz, öyleyse ‘Marksist Aşk’ da olmalı diyerek Sevgililer Günü'ne ilişkin ben de görüşlerimi belirtmeliyim diye düşünmüştüm.
Bu bağlamda Aşk, sevgi ve cinsel sevgi yada cinsellik kavramlarından hareketle, yüzyılın en ünlü üçlüsü olan Freud, Andre Marios ve Erich Fromm'u ele alarak iki üç sayfada Marksist Aşk'ı yazmayı düşünmüş, yazarlara ilişkin okuduklarımı yeniden epeyce karıştırmıştım. Çünkü bu ünlü yazarlar ve pek çoğu, aynı sporda olduğu gibi ‘Aşk-Sevgi ve Cinselliği’ de çorbaya çevirmişlerdir. Anlayana aşk olsun.
Araştırma yaptığım bu devrimci siteye de bu yakışırdı. MDD Sporu varsa MDD Aşkı-sevgisi-cinselliği de vardı ve bunu ele alarak ‘Evlilik Kurumu'na da gönderme yapabilecektim. Bu arada Sayın Sadık Usta'nın çevirileri olan Ütopya Dizisi'nden de yararlanmayı düşünüyordum.
Öte yandan zaman zaman bizim Site'de de boy göstermeye başlayan (Sayın Eyinnen lütfen alınmasın, genel olarak söylüyorum) bilimden yoksun, gelecek sistemden habersiz, devrimci hazırlıktan bihaber; karikatürler, fıkralar (bu arada devrimci bilinç sadece bilimsel fıkraları onaylar, güler sanırım) görüntülü, aşk-sevgi-cinsellik içerikli, Aziz Nesin'in seviyesine çıkamamış sözde cinsel görüntülere, başlangıç olarak bir yanıt olsun, hiç değilse eleştiri olsun istiyordum.
Ama olmadı, yetiştiremedim. Dahası dev bir sorunla karşılaştım ve şimdilik vazgeçtim. Bir kitap düzeyinde olmasa da tek tek bu siteye bir ay mı bir sene mi olur, mutlaka özetleyerek yazacağım. Okuduğum 7 bine yakın kitap ve (belki bir itiraf olacak) yüzlerce aşk sandığım ama aşk olmayan, sevgi sandığım ama sevgi olmayan, Tao türü (benzeri) bir cinsel bilinç… Cehaletin içinde kaybolan bir kişi olarak… Şöhret isteminin kurbanı olarak geçmiş yarım yüzyıllık bir yaşam çıkmazı sonunda, böyle bir kitap yada diziyi yazabilirdim sanıyordum.
"Sevgi her şeydir" kitaplarına,"Her şey sevgi ile başlar" palavracılarına, "Ben kendimi seviyorum, kendimle barışığım" diyenlere, "Aşk sınıfsaldır" yada "Aşk sınıf tanımaz", "şudur budur…" diyenlere iyi bir cevap olur diye düşünmüştüm.
Bu arada bir itiraf daha; ben de öyle sanıyordum. Ama değil. Açılımı sonra!Sevgi sınıfsaldır; ama aşk öyle değil. Mao bunu çok güzel anlatmış; "Sınıflı toplumlarda her şeyi kapsayan bir sevgi olmamıştır." Meğerse bir Aldanma Mutluluğuymuş yaşadıklarım.
Onun için Sevgililere benim bildirimim şimdilik bu ve “Aldanma Mutluluğu”dur.
Aldanma Mutluluğu, Aziz Nesin ve Spor
"…Kentin sokaklarından, insan selleri, kalbe kirli kan getiren damarlar gibi stadyuma akıyordu. Genç, yaşlı, hasta, sağlıklı, çoluk çocuk, maçtan başka bir şey konuşmuyordu. O akşam... normal fiyatla bilet almak isteyen dar gelirli futbolseverler daha bir gece önceden sırtlarında paltoları, battaniyeleriyle stadyum kapısına dayanıp gişelerin açılmasını beklemeye başlamışlardı. Gişeler açılır açılmaz ne sıra kaldı ne düzen... Herkes, birbirine girdi. Kıpırdaşan eller, ayaklar, kafalar belli oluyordu ama öyle bir bulamaçtı ki, tek tek insan diye bir şey görünmüyordu. Güvenlik örgütünün görevlisi polisler jandarmalar, ciplerle, coplarla oradaydılar. Bir canlı hamur gibi kaynaşan ellere, ayaklara, kafalara coplarla öyle bir giriştiler ki, kaynaşan canlı hamurdan bağırmalar, çağırmalar, ağlamalar duyuldu. Ezilenler, yaralananlar inliyordu...”
"Copların burada büyük yararı oldu. Çünkü coplar sırtlarda patladıkça insanlar öyle kızışmışlardı ki bilet almak için dün geceden beri ayazda titreşerek, kıkırdayarak bekleşenler zatürree olmaktan kurtulmuşlardı. Az sonra ne cip, ne cop işe yaradı. Futbolseverler, stadyuma girebilmek İçin düşman kalesinin dış duvarlarına koçbaşıyla vura vura saldıran orta çağ savaşçıları gibi stadyum duvarlarına saldırmağa, kafalarını vurmaya, tırmanmaya başlarlar. İçeriye girebilmek için elektrik direklerine tırmanıyor, birbirlerinin sırtlarına çıkıyor, en yukarı çıkan, yallah kendini içeri atıyor. İnsanoğlu, bu oranda futbolsever olunca, onun karşısında değil stadyum duvarı, Çin Seddi olsa yıkılırdı. Polis ve jandarma baş edemeyince, itfaiyeye telefon edip yardım istediler. Genellikle yangınlara küller soğuduktan sonra yetişebilen itfaiye, telefondan on dakika sonra stadyumdaydı. Arozözler çepeçevre stadyumu çevirdi. Gece ayazını, sabahleyin de polis, jandarma copunu yiyen Futbolseverler, şimdi de itfaiye hortumlarından fışkırtılan basınçlı suyla ıslatılıyordu. Futbolseverlerdeki bu ateş başka türlü söndürülemezdi." (A.Nesin,Gol Kralı)
Futbolsever sözün gelişidir, gerçekte onlar futbol oynayamayan futbol severlerdir; seyretmeye koşullandırılmış sporzedelerdir. Kime saldıracaklarını bilmemektedirler; Bilseler de onlara küfür olanaksız olduğundan, birbirlerine saldırıyorlar.
Ah bir bilebilseler, ah ahh bir bilebilseler ve ona göre bir örgütlenebilselerdi!..
Galiplere, üstünlere, hortumcuya, mafyaya yaşam hakkı tanıyan bu rekabetçi, performans sporu denen yarışmacı kültürüdür. Dayanışma değil rekabetçi kültürdür.
Yenilenlerin saldırısı, öfkesinin asıl nedeni bir anlamda yaşama yenilmişliğidir; bu kültür onu yenip ezmiştir. Yenilenleri gözünün yaşına bakmadan saf dışı eden ekonomik-kültürel sorunlar, spor-zedelerin içinde onulmaz derin yaralar açmıştır. Takımıyla kendini özdeşleştirdiği için bu sembolik yenilgi onu yaşamının her anında adım adım izliyor; sanki evde, okulda, mahallesinde de yenilmiş sayılacaktı.
Öfkesi anlamsız değildi. Kapitalist kültür rekabetçi doğasının gereği olarak bu ihtirasları kışkırtmış, yok edici yarışmayı gerekli, kaçınılmaz ve meşru saymıştı. Bulaşıcıydı. Yüzyılın sonunda artık her olgu yok etmenin arenasıydı.
Saygılarımla.