header Ana sayfa | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle |
  • Üye Ol - Giriş Yap | Künye | İletişim
Bölümler
Gazetenin 1. Sayfası
Gazetemize Abone Olun
Arşiv
paz sa ça cu cum pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Mailinizi ekleyin
Haberlere abone olun:
Saat
Reklam Alanı
Hızır Beton

Altın Tabancalı Kabadayı

Bank Asya 1. Lig Puan Durumu


Tarihin Tekerrürü!..

- ÖmerŞan on Şubat 20,2008

image

             Aslında yazımızın başlığını koyarken hiç de düşünmedik bu başlıkta çokça yazı olacağını. Aldık elimize iki cümleyi, daldık alemin ortasına. Bilcümle eli kalem tutan yazmış ‘tekerrür’ benzetmelerini. Kimi inancını tamlamış, kimi ayan beyan ortaya koymuş tekrardan yaşanmışlıkları tarihin derinliklerine inerek. Zamanınız veya fırsatınız olursa sizlerin de ucundan azcık göz atmanızı yeğleriz açıkçası bu yazılara…

            Bizim düşüncemiz de pek değişik değildi oysa!.. Malum iletişim çağındayız ya, dolaşıp duruyor bir sürü felsefe, düşünce ifadesi, döküm döküm yorum ve bir o kadar da yaşamın ayrıntısında gizli gündem gerçeklikleri.

            Yetişemiyorsunuz bazı zaman, öylesine donanımlı bilgi ve yazılar oluyor ki; tümünü paylaşasınız geliyor ama malum bu daracık köşede bunca açılamıyoruz…

            Hani aklımıza, usumuza düşse de yine minik bir anımsatma ile hatırlıyoruz, bil cümle ikbal peşinde koşan, kılı bir kere dahi yaramayan zamane yazarlarına ve de düşün‘ur’larına gönderme yapan Alman Atasözünü: “İnsanın kafası, fikirler içinde kolayca dönüp dursun diye yuvarlak yaratılmıştır”…

            Ve sonra Gani Müjde’nin “7,4 Yetmedi mi” başlıklı yazısı geliyor önümüze… Açmaya gerek yok, sanırız bir çoğunuzda çağrışım yapıyordur içeriği… Merak eden bu yazıya da ulaşabilir kolayca.            Onun için bu hafta ne enflasyondan, ne unlanmadan, ne BOP’tan, ne toptan, ne Ovit’ten, ne çaydan Çaykur’dan ve de ne yüzde kırkyedinin açlık sınırlarından söz etmeyeceğiz. Hiç aklınıza getirmeyeceğiz Serbest Bölge’yi, ışıksız tünelleri, Özilay Çayı, yollara giden yatırımsızlıkları, yatları katları…

             Kimileriniz bilse de bu tekerrür hikayesini, güzel bir insanın ulaştırdığı bir masalı paylaşmak istedik sizlerle bu hafta. Vefasızlığın puştluğunda, gözünü hırs bürümüş, fikirlerin dönüp duramayacağı kadar yuvarlak bir kafası olmayan, emeği keser yortusu sanan ‘can’sız’ saygınlara da bir teşekkür heyecanı taşır belki bu kaynaksız kazanç aleminde…

            “Çok eski zamanlarda kendi halinde yaşayan bir ülkede yaşamını sirk gösterileri ve hayvan terbiyeciliği ile sürdüren bir adam varmış. Şehir şehir, köy köy dolaşıp yaptığı küçük gösterilerden kazandığı parayla kıt kanaat yaşayıp gidiyormuş.Günün birinde hayvanlar içinden bir eşeği seçip onu özel olarak eğitmeye başlamış. Uzunca bir süre sonra eşeğe birkaç kelime konuşma öğretmeyi başarmış. O günden sonra gösterileri çok daha fazla ilgi çekmeye başlamış, artık çok daha fazla para kazanıyormuş. İşin para ettiğini görünce birkaç eşek daha almış onları da eğitmeye başlamış. Eşeklerin huyunu suyunu da daha iyi öğrendiğinden bu kez eşeklere yalnızca birkaç kelime değil, basit cümleler de öğretebilmiş. Artık gösterileri çok fazla ilgi çekiyor, çok para kazanıyormuş. Adam, insanların bu işe gösterdiği ilgiyi görünce dolaşıp gösteri yapmaktan vazgeçmiş. Eşekleri büyük paralara satmış, bir çiftlik almış ve yalnızca eşek terbiyeciliğine başlamış. Bir süre sonra işi öyle ilerletmiş ki, artık eğittiği eşekler şarkı söyleyip nutuk bile atabiliyormuş. Bunları da çok daha pahalıya satmış. Ancak bu işin çok para getirdiğini gören başka hayvan terbiyecileri de bu işe başlamışlar. Eşekler öyle çoğalmış ki artık fiyatlar iyice düşmüş. Artık hali vakti biraz yerinde olan herkesin evinde bir konuşan eşek varmış. Bunlar düğün derneklerde komiklik yapıyor parti kongrelerinde nutuk bile atıyormuş.

            Artık para kazanamamaya başlayan terbiyeci yeniden para kazanmanın yolunu aramaya başlamış. Aklına bir insanı eğitmek gelmiş. Bir insanı almış, uzun çalışmalardan sonra ona tıpkı eşek gibi anırmayı öğretmiş. Bu sayede yine çok para kazanmaya başlamış. Bir süre sonra eğittiği insanların davranışları eşeğe öylesine benzemiş ki eşekleri bile kıskandırmışlar. Artık bu insanlar önüne geçeni ısırıp arkasına geçeni tepiyor, başını havaya dikip uzuuuun uzun anırıyorlarmış. Diğer terbiyecilerde aynı işi yapmaya başlayınca her taraf anırıp birbirini tepen insanlarla dolmuş. Artık ülkede tam bir kargaşa yaşanıyormuş. Otobüs, sinema, tiyatro gibi kalabalık yerlerde anıran, birbirini tepen, olur olmaz nutuklar atıp insanı canından bezdiren ne eşek, ne insan bir sürü yaratık hayatı çekilmez hale getiriyormuş. Hatta mecliste bile saçma sapan nutuklar atan, durduk yerde olur olmaz anıran, hiç sebepsiz birbirini tepen, insan mı eşek mi olduğu belli olmayan bir kuru kalabalık varmış. Artık işler içinden çıkılmaz, memleket yaşanmaz hale gelmiş.

            Sonunda hala aklı başında kalmış birkaç kişi oturup bu durumu düzeltmek için yapılabilecekleri uzun uzun tartışmışlar, ancak bir çıkar yol bulamamışlar. Sonunda uzak bir dağın eteğindeki küçük evinde inzivaya çekilmiş yaşlı bilgeye danışmaya karar vermişler.

            Yaşlı adam olanları dinledikten sonra onlara sorunun çözümünü anlatmış.

             Demiş ki “Her canlının doğada kendine özgü bir işlevi vardır. İnsanlar insan gibi, hayvanlar hayvan gibi davranırsa sorun çözülür.”

            Bunu üzerine geriye dönüp artık eşeklere insan gibi, insanlara eşek gibi davranmayı öğretmeyi yasaklamışlar.

            Zamanla işler bir ölçüde yoluna girmiş. Ancak o ülkede zaman zaman eşek gibi davranan insanlara ve insan gibi davranan eşeklere hala rastlanırmış…

            Bu hikayeyi otuz yıl kadar önce kardeşimin dergisinde okumuştum. Hatırladığıma göre Aziz Nesin’e ait olmalı. Bu kadar uzun zamandan sonra aklımda kaldığı kadarıyla yazmaya çalıştım. Bunca zaman sonra niçin şimdi aklına geldi diye düşünürseniz, tamamen tesadüf…”

            Ne ilginçtir ki, biz de bu yazıyı tamamen tesadüf eseri ele aldık. Hiç daha uzatmadan Eflatun’un, “Siyasetle ilgilenmeyen aydınları bekleyen kaçınılmaz sonuç, cahiller tarafından yönetilmeye razı olmaktır.”
sözü ile bu haftayı bitirip, yüreğinizin çıkarsız sevgilerle kalmasını diliyoruz…


196 Kere okundu

Bu haberi beğendiyseniz, notunu siz verin.

1 2 3 4 5 Rating: 5.00Rating: 5.00Rating: 5.00Rating: 5.00Rating: 5.00 ( 5 Kişi Puan Vermiş)
comment Yorumlar (1 Tane Yorum Yazılmış)
  • image Merhaba... O yüzde 46'lar, 47 falan filanlar; işte onlar açlık sınırının altında olmaktan gayet mutlular. Veeee daha uzun eşşek oynayacaklaaarrrr!.. Kaleminize sağlık. Sevginin tek çıkarı sevgi olsun.
    (Gönder FİLİZ, Şubat 20, 2008, 11:12 PM)
Köşe Yazarları
Okur Köşesi
Hava Durumu
Çok Okunanlar
Ritaş Hazır Beton
Yorum Yazılan Haberler