Oturup düşündüğümüzde, kimi zaman akranlarımızla veya güncel deyimiyle kendi kuşağımızla tartıştığımızda, bizim kuşağın farklılığını veya renklendirilecek çizgilerini ortaya çıkarıyoruz. Ne tam eski, ne tam yeni… Teknoloji ve iletişimden, global kirlenmeye uzanan, çevresel etkileşimin dubası, kesişme noktalarının ucunda bir kuşak bizimkisi. Kimimizin görebildiği dedeleri veya babaları Kurtuluş Savaşının içinde yer almış veya o yılları yaşamış, tek partili dönemden çok partili döneme geçişe tanıklık etmiş, görmüş-geçirmiş…
Şimdi tutup gaz lambasından, kardeşin kardeşe kırdırılmasından, kahramanlık türkülerinin emperyalizme yem edilmesinden girersek söze çıkamayız işin içinden. Ama nedense, dört kuşağa baktığımız için olmalı, bir çok şeyi dert edinip sorumluluk hissediyoruz omuzlarımızda. Emanete sahip çıkarak, ihanete ve aymazlığa göz yummadan, en az ‘namussuzlar kadar cesur’ olabilmenin dayanılabilirliği var yüreklerimizde.
Daha derinlere inmeden, özellikle son gündemlerimize kısaca bakalım isterseniz. Aslında öyle yoğunluk var ki, nereye yetiştireceksiniz işin açıkçası biz de şaşırdık!..
Özellikle yüzde 47’lik seçimlerden sonra ülkemizdeki gelişmeler, cumhurbaşkanlığı seçim süreci, Anayasa değişiklikleri süreci, özelleştirmeler, Vakıflar Yasası, vergi affı hazırlıkları, Sosyal Güvenlik tasarıları, kıyak maaş kulisleri, türban tartışmaları derken; teröre karşı başlatılan dik duruş ve kararlılık harekatları… Cabası, yapılan çeşitli adlardaki operasyonlar… Ve bi ton istatistik…
Önceki yazılarımızda, ülkemizdeki yüzde 9’luk enflasyon rakamlarına karşın temel maddelerdeki artışlara değinmiştik. Rize’de dağıtılan ‘yeşil kartların’ sayısını ve oranını ele alarak nüfusun yüzde 12’sinin açlık sınırı altında olduğuna vurgu yapmıştık. Bazen de ‘bize ne’ diye kesip atmıştık… Peki yüzde 55’i genç nüfus olan, yüzde 85’i fakirlikle başa baş mücadele eden, yüzde 70’i hayatında hiç kitaba el sürmemiş, yüzde 60’ı hayatında hiç sinemaya gitmemiş, yüzde bilmem kaçları bilmem nelere orantılı ülkem insanlarının bu duruma gelişindeki suç kimlerdedir?.. Bu mihraklar içte midir, dışta mıdır? Kitap yazanı da okuyanı da içeri tıkanların, milyonları işsiz bırakarak açlığa iten ekonomi dehalarının, evlatlarını yolsuzluktan yol bulmaya yönlendirenlerin hiç mi sorumluluğu yoktur…
Hiç öteye beriye vurmayalım daha!..
Üzerinde kesinlikle yorum yapılamayacak, uluslararası hukukun temeline uygun ve tüm dünyada kabul görmüş bir Kuzey Irak ‘müdahalesi’ yaşıyoruz. Gerçekte buna hiç de gerek kalmayabilirdi, eğer bazı müttefik ve dostlarımızın ‘himayesi’ olmasaydı! Ancak, şu da bir gerçektir ki, ülkemizin 2 önemli kırmızı çizgisi olan ‘laiklik ve bölünmezlik’ten birinin gereğidir “Güneş Harekatı” ve bir ‘savaş’ değildir. Bu aynı zamanda, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin, tüm çağdaş nitelikleriyle savunulması, korunması ve sürdürülmesi yetkinliğinin dışa vurumudur da. Laikliğin, din ve devlet işlerinin ayrımından kaynaklanan tanımlamasının öte yanındaki, emperyalizme karşı verilen tam bağımsızlık mücadelesinin dik duruşluk kavramı da bu dışa vurumu bütünlemektedir.
Hava harekatının ardından başlatılan kara harekatı ile birlikte, oldukça güç koşullarda kahramanca mücadele eden Mehmetçiklerin soluklarını yüreğimizde hissederken; Cumhurbaşkanı tarafından bekletilen Anayasa değişikliğinin aynı gün onaylanması, milletvekillerinin maaşlarına zam arama çabaları, “Ergenekon” soruşturması kapsamında Rizeli Prof. Dr. Emin Gürses’in de aralarında bulunduğu 8 kişinin daha gözaltına alındığı operasyon da gözlerden kaçmamalıydı.
Hele hele, demokrasi adına sürekli eleştirilen ülkemizin meclisinde terörü tutup destekleyen bir grubun varlığı, Diyarbakır’dan Talabani’ye mesajlar gönderilip öğütler verilmesi, Hakkari’de Cizre’de bayrağımızın indirilmesi, bu yöndeki söylemlerin rahatlıkla dillendirilmesi ne kadar anlamlıdır!.. Acaba ülkemizde bu kadar büyük bir hoşgörü ve özgürlüğün var oluşu bir çelişki mi oluşturmaktadır?
Başta, başlangıcından bu güne kadar teröre şehit verdiğimiz tüm vatan evlatlarımız olmak üzere, son operasyonda şehit düşen 4 korucumuz yanında 17 genç fidanımızı rahmet ve minnetle anıyor, ulusumuza başsağlığı diliyoruz…
Dört kuşak sarmalındaki kendi kuşağımızın ince ayrıntılarıyla girdiğimiz bu haftaya, ülkemizdeki küresel sarmalın uçlarına dokunarak arşın vurduk!.. Oysa ki, aklımızda Rize’nin sorunlar sarmalındaki konumu vardı!..
Son olarak, öncelikle eski Kültür Bakanlarımızdan Sayın İsmail Kahraman’ın gösterdiği hassasiyetle, “Beytülmale Uzanan El’ haberlerimize yaptığı açıklamalar ile Risbaş eski Başkanı işadamı Şaban Ali Razı’nın Serbest Bölge’nin konumuna ilişkin açıklamalarını önümüzdeki hafta ele almaya çalışacağımızı belirterek; sevgi ve huzur dolu bir hafta diliyoruz.