İlk okuma ve yazmaya başladığımızda, öğrendiğimiz gerçeklerden birisi, dünyamızı ısıtan tek bir gök cisminin olduğu, bununda adının da“ Güneş” olduğunu öğretirler bize. Gerçekten de öyledir. Ama ben size başka bir güneşten, daha doğrusu güneşlerden bahsedeceğim. Bunlar tastamam 120 tane. Üstelik yaşları bizim güneş gibi milyarları geçmiş, değil. En küçüğü 12, en büyüğü 17 yaşında. Onlar ülkeleri işgal edilmiş milletlere parlayıp, yol gösteren, yirmisine bile ulaşamamış güneşler. O güneşleri soğuk kış gecelerinde bile görürsünüz, hepsi onurlu hayatlarının ilkbaharında, bu ülke için güneş olmuşlar. Hiç düşünmeden dünya durdukça parlayacaklarına dair ant içmişler.
Onları hiç görmediğinizi mi söylüyorsunuz? Yoksa bana mı inanmıyor musunuz? O zaman bir gece dışarı çıkın, doğuya, Van şehrimiz tarafına bakın, orada parlayan 120 güneşi göreceksiniz! İsimleri astronomlar tarafından değil, gözleri gibi bakarak büyüten anne, baba belki de başka bir yakınları tarafından verilmiş. İsimleri bugün bile meçhul 120 güneş. İyice bakın, onları gece görürsünüz. Bulutlu, yağmurlu, karlı hatta yıldırımların çaktığı havalarda bile ışıl ışıl parlayan sımsıcak, taptaze 120 güneş...
Onlar, şehirlerinde erkeklerin tamamı Kafkas Cephesinde savaşa gidince, vatanları uğruna şehit olmayı şeref saymış, savaşan babalarına, ağabeylerine, amcalarına, eniştelerine cephane götürdükten sonra geri dönerken, 98’i donarak şehit olmuş 120 güneş… Düşünün, şu an dışarıda buz gibi soğuk hava var, çocuklarımızı kapıya bile bırakmıyoruz. Üşürler, hasta olurlar diye… Onlar 1915 yılının soğuk Ocak günlerinde, belki -40 yada -50 derecede, kilometrelerce ötede, Ruslara karşı savaşan askerlerimize cephane götürmek için yola çıkmışlar. Kartopu yerine, kimi top mermisi, kimi fişek, kimi barut veya diğer cephaneleri sırtlamış körpecik bedenlerine, umursamamışlar o soğuk gecelerde azimle gitmişler. Hedef bir mermi ile bir askerimizin hayatın kurtulması, vatanın kurtulması idi.. Gittiler, cephaneleri hedefe ulaştırdılar. Ama o 120 güneşten 98 tanesi, ebediyen bu güzel ülkemin üstünde ışıldamak için bir daha dönemediler…
Osmanlı Devleti, 1. Dünya Savaşında Almanların yanında savaşa girince, Rusya ile Kafkas cephesinde savaş başlamıştır. O dönemde Van şehrinde bulunan Tümen ve şehirde eli silah tutan herkes seferberlik ilan edilmesiyle cepheye gitmiş, şehirde kadınlar, çocuklar ve birkaç devlet görevlisi kalmıştı. Cephede, hem Ruslar hem de Taşnak çetelerine karşı mücadele eden tümenin, cephanesi bitme noktasına gelmiş, cephane istenmiş fakat soğukların artması Erzurum üzerinden cephane gelmesini engellemiş. Zaten oradan da bir şey gelemeyeceği açıktı, onlarda da cephane bitme noktasına gelmişti. Tek umut şehirde kalan cephanenin askerlere ulaştırılmasıydı. Ama nasıl?.. Vali Kâmil Paşa, şehrin ileri gelenleri ile toplantı yaparak cephanenin askerlere nasıl ulaştırılacağını umutsuzca konuştu. Şehirde cephaneyi götürecek yetişkin kalmamıştı. Onlar kimleri göndereceğiz diye düşünürken şehirde çocuk denecek yaşta, yaşları 12 ile 17 arasındaki 120 gönüllü çıktı karşılarına. Kimisinin anası yada babası, kimisinin dedesi yada ninesi, kimisinin artık çok uzak akrabasının gözyaşları ile cephaneleri askerlere götürmek üzere yolcu ettiği bu çocuklar, yanlarında bir iki asker ile zorlu yolculuğa başlar. Cephane, Tümene eksiksiz teslim edilir. Ama geri dönüş daha çileli olur bu 120 çocuk için. Yollarda 98 tanesi Van şehrinin bağrına gömülür. Birçoğunun isminin bile bilinmediği bu isimsiz güneşler. Yukarıda anlattığım olay ülkemizde Van şehrimizde olduğu gibi, Kayseri Lisesi başta olmak üzere o dönemin hemen bütün liselerin tamamında 12-17 yaş arası çocuklar cephelere gönüllü olarak gitmiş, kimi seçilmediği için okuldan kaçmış, nice isimsiz güneşler, Akif’in dediği gibi “ Bir hilal Uğruna ya Rab ne güneşler batıyor” misali canlarını vermişlerdir.
Aslında o güneşler batmıyor doğuyor, bunu yaşamayan milletler bunu tarif edemez, anlayamaz. Onlar küçücük bedenleri ile tarihi değiştirmişler, geleceğe büyük bir miras bırakmışlardır.
Yakın zamana kadar sadece bir anıt dikilen ve birkaç kişinin farkına vardığı bu tarihi olay, film haline getirilmiş. Geçtiğimiz hafta ilimizde de gösterime giren bu filmi seyrederken onların birer güneş olduğunu görmemek mümkün değil. Seyrederken yürekleri burkan, hüzünlendiren, ağlatan ama bir o kadarda ‘ben işte onların torunuyum, onların torunu olmakla onur duyuyorum’ yada ‘onlar bizim çocuklarımız, onlarla gurur duyuyorum’ diyeceğiniz bir olay. Bu güzel tarihi olayı dar bir bütçe ile canlandıran filmin ekibini tebrik ediyorum.
Gelin, 120 filmi hala şehrimizde iken, çocuklarınızın elinden tutun yada öğretmen iseniz öğrencilerinizle, STK iseniz üyelerinizle bu filmi görmeye gidin…