Sevgili ülkem, memleketim, yurdum, vatanım… Uğruna ölümlere gidip-gelinen, sevdalar terk edilen; sürgünlere, satılmışlıklara göğüs gerilen ve dahi bilmem hangi kuşatılmışlıkların gölgesinde var edilen yürek dolusu deliliklerle çılgınca kendimizi orta yerine vurduğumuz, çekip gidemediğimiz sevgili ülkemiz…
Yüzyılların birikmişliğinde yakılan ağıtların, dizilen nağmelerin ve medeniyetin beşiği… Ve cümle emperyalizmin saldırılarına, yedi düvelin salyalı dişlerine karşı verilen onurlu mücadelenin sonsuzluk abidesi sevgili ülkem…
İstediğiniz kadar açıp genişletebilirsiniz siz de, duygularınıza gem vurmadan. Düşünceleriniz sizde kalırsa eğer, demokrasinin özgürlükçü anlayışından dilediğinizce yararlanabilirsiniz de kendi çapınızda…
Son 2 haftada ülkemiz gündemini yoğunlaştıran yaşadıklarımız, bu duygu ve düşünce yoğunluğuna ne kadar sığar, artık ona da siz karar verirsiniz…
Öncelikle, teröre karşı yapılan kara operasyonunda şehit düşen yiğit vatan evlatlarımıza başsağlığı ve rahmet diliyoruz. Operasyonun ABD gölgesi ve pazarlıkları söylenti ve iddialarını ise bir yığıntı yaparak; oluşturulmak istenen bu durumun, TSK’yı gözden düşürme adına başlatılan kampanyaların bir parçası olarak görmek gerektiğine dikkat çekmek istiyoruz. Sanırız, son bir hafta içerisindeki tartışma ve yorumlarla da bu kısmen de olsa başarıldı. Terör odaklı bu haklı operasyona türlü kulp takanların, İsrail’in Filistin’deki saldırılarını meşru görmeleri ve ‘gık’larını çıkartamamaları ise madalyonun öteki yüzüne vuran utanç yansımasıdır.
Aslında bütün bu yansımaların başlangıcı, yine haftalar öncesinden başlatılan kamuoyu tartışmaları, Vakıflar Yasası başta olmak üzere, Türban konusundaki Anayasa değişiklikleri gibi bir çok ön hazırlıktan kaynaklanıyordu… Mesela, Ergenekon operasyonundaki gelişmeler bu ilginçliğin bir başka noktasıydı. Operasyonun başından beri ‘yayın yasağı’ olmasına karşın özellikle bazı basın-yayın organlarının haber ve yorumlarında bu yasağı ‘takmamaları’, belge ve senaryolar üreterek kamuoyunu aydınlatmaya(!) ve ‘yargıya’ yardımcı(!) olmaya çalışmaları ve özellikle de Prof. Dr. Emin Gürses’e yüklenilmesi ilginçlikleri arttırıyordu. Daha fazla derine inmeyelim, bakarsınız ne olur ne olmaz… Konumuz uzun!
Başlıkta özel-leş-tirme ve özeleştiriden söz ederek girmiştik… Hani iletişim çağındayız ya… İnternet denen teknoloji harikası ile türlü senaryolar, bilgiler ve envai çeşit anlatımlar geliyor önümüze kadar. Örneğin konumuz hakkında elektronik postalara defalarca düşen bir ileti var elimizde. Aslında tamamını yayınlamak isterdik de, malum yerimiz ortada. Tutmuş birer birer çıkarmışlar kurum ve kuruluşların kimlere satıldığını, hangi banka kimlerde, hangi şirket kimlerin elinde diye. Türk Telekom’dan Eczacıbaşı İlaç’a, TGRT’den Yeni Rakı’ya, Telsim, Pektim, Avea, İzmir Limanı, araç muayeneleri, Döktaş, Demirdöküm diye sıralanıp gidiyor. Sayabildiğimiz kadarıyla 32 kalem var, Amerika’sından Kazak’ına kadar… Ve ‘Hepsi Türk’tü. Sadece 4,5 yıl önce…’ deniyor sonunda. Asıl can alıcı noktası ise, ‘Bor’ işletmelerinin sahibi olan ve gerçek değeri 9 trilyon dolar olduğu ileri sürülen Etibank’ın 40 milyon dolarlık bir değerle özelleştirilmek istenmesine çekilen dikkat… Evet, ülkemiz dünya Bor rezervinin yüzde 70’ine sahip. Borla çalıştırılacak arabalar için patentli 600 proje var.
Bunun yanında başka bir iletide ise son 10 yıllık özelleştirme bilançosu çıkarılmış. Özelleştirmenin sadece bir yağma olmadığı, daha önemli yanının, milli varlıklarımızın yabancıların eline geçmesi demek olduğunun vurgulandığı yazıda, 1994-95 yıllarında DYP-SHP hükümetince 23 maddelik, 1996’da DYP-CHP ve ANAP-DYP hükümetleri döneminde 4’er maddelik, 1996-97 yıllarında RP-DYP hükümeti döneminde 14 maddelik, 1997-99 yıllarında ANAP-DYP-DSP döneminde 12 maddelik, 1999-2002 yılları arasında DSP-MHP-ANAP hükümeti döneminde 28 maddelik özelleştirme içerikli satış yapıldığı ve 2002’den bu zamana kadar geçen sürede AKP hükümeti döneminde 122 maddelik bir satış, tasfiye ve özelleştirme yapıldığı anlatılıyor… Kimileri bu tablo ile gurur duyuyor, kimileri ise hesap yapıyor. Kimileri ise bizim gibi, kara operasyonu için 48 saat önceden internette yayımlanan operasyon bilgilerinin, telefon konuşmalarının, en üst düzeydeki gizli belgelerin nasıl elde edildiğini düşünmeye çalışıyor!.. Yada, yabancı sermayenin neden sıfırdan yatırım yapmak yerine hazırdaki şirketleri, kuruluşları ve hem de en stratejik olanlarını aldığını… Veya kendilerinin ülkelerinde neden bu tür özelleştirmeler yapmadığını… Düşünmesek mi acaba!..
Önümüzde Çaykur var. Özellikle son birkaç yıldır ötelenen özelleştirme, önümüzdeki yıl için programa alınmış. İngilizler altyapı incelemesi yapıyormuş. Koka Kolanın çay sektörüne girmesi cabası. Öte yandan Ülker’in çabası. Tek Gıda-İş Sendikası’na karşı başlatılan örgütlü sendikal çözme çabaları. Hele de, Çaykur’daki örgütlülüğü bozmaya çalışan karşı sendikanın, Ülker’e ait araçları ve ekipmanları kullandığı iddiaları. İşin siyasi ve bürokratik kanalına girmeden düşünebilirseniz buyrun siz de düşünün… Bir de kulaktan kulağa ortaya atılan Çaykur’un, özerkleştirme(!) hesabı ile şirketleştirilmesi yönünde çalışmalar olduğu iddialarını ekleyin düşüncelerinize!
Bankalara, üreticiye olan yaş çay bedellerini ödemek için aldığı 200 trilyona yakın kredi borcu bulunan kurumun, bu borçlarının ilk taksitini ertelediği iddialarını da belirtmeden geçmeyelim. Bir de yaklaşan kampanya öncesinde stoklardaki satışların ne durumda olduğunu sormaya gerek duymadan, üreticilere hazine tarafından ödenmesi kararlaştırılan ‘destekleme primlerinin’ bu ay içerisinde ödenebileceği ihtimalini de atlamayalım. Çaykur’un, özel sektör verileriyle birlikte Ocak ayı içerisinde tamamlayarak Bakanlığa gönderdiği ödeme planları için Hazine’den gerekli aktarımın yapılması bekleniyormuş.
Umarız herkes, kısmen de olsa, bizim gibi kendisine minicik bir ‘özeleştiri’ payı çıkarabilir.
Önceki gün yitirdiğimiz Tek Gıda-İş Sendikası Rize Bölge Başkanlığı Avukatı, emek savunucusu güzel insan merhum Aydın Özdemir ağabeyimize Allah’tan rahmet, ailesine ve Tek Gıda-İş Sendikası ile hukuk camiasına baş sağlığı diliyoruz.
Sağlık ve mutlulukla kalmanız dileğiyle…