“Her köle avucunun içinde taşır Kendi köleliğinden kurtulma gücünü” W.Shakespeare
W.Shakespeare'in, Julius Caesar adlı kitabında Casca, Cassius'u Caesar'ı öldürmeye ikna etmek için böyle söylüyordu.
“Aydın”ı aydın yapan, toplumsal sorunları dile getirmesidir. Toplumdaki baskıyı, sıkıntıyı dile getirmesidir. Yoksulluğu, yolsuzluğu dile getirmesidir. Toplumsal muhalefetin aydını olmasıdır. En azından bir söz söylemiş olmasıdır. En azından yaşadığı topraklara ilişkin bir muhalif sözü, duruşu olmasıdır. Bırakın ‘dokuz köyden’ kovulmayı en azından bir köyden kovulmayı göze alabilmelidir aydın.
Ama ne yazık ki, her alanda yaşadığımız çürümeler gibi “aydın”lar konusunda da aynı çürümeyi yaşıyoruz.
Aydın, aydınlatmayı hedeflemeli, toplumun ışığı olmalıdır. Halbuki çoğunluğu ‘ışık evleri’nin aydınları olmayı tercih ettiler. Türkiye'de ne yazık ki gemiyi ilk önce aydınlar terk ettiler. 12 Eylül sonrası çıkan ilk kitaplara, romanlara bakın ne demek istediğimiz anlaşılacaktır.
Eğer bir ülkede toplumsal sorunlar kitaplaştırılmıyorsa, daha iyi koşullarda yaşamak için mücadele eden insanların öyküleri anlatılmıyorsa, daha güzel günlere dair umutların şarkıları söylenmiyorsa o ülkede dolaşan havanın içindeki özgürlüğün oksijen oranı azalmış demektir.
Eğer bir ülkede aydınlar, sanatçılar, yazarlar, umudun ve mücadelenin öncüsü olmuyorlarsa o ülke de insanların ‘bir çuval kömüre oy vermeleri’ni yadırgamamak lazım!
Bir bakın, 30 yıl öncesinin şarkılarıyla, yazılan kitaplarıyla umut inşa etmeye, mücadeleyi örgütlemeye çalışıyoruz. Daha günümüzün mücadele şarkılarını ve öykülerini yazamadık. Günümüz insanının, gençliğinin, kadınlarının, işçilerinin, köylülerinin öykülerini yazamadık daha.Yok edilen Karadeniz sahillerinin, özelleştirme adı altında satılan kamu kuruluşlarının öykülerini yazamadık daha. Bu kuruluşların nasıl yapıldığını bu halkımız daha bilmiyor. Satılan bu kuruluşlarının asıl sahiplerinin kendileri olduğunu, 80 yıldır bu kuruluşlar için bedel ödediğini bu halkımız bilmiyor. Ne yazık ki, o kuruluşlarda çalışan işçilerimiz de bilmiyorlar aslında satılanların kendi malları olduğunu.Bunları yazmıyor bizim aydınlarımız, yazarlarımız, sanatçılarımız. Sendikalar bile anlatmadı, anlatmaya çalışmadı, anlatamadı bu fabrikaların işçilerin paralarıyla kurulduklarını.Onun için özelleştirme konusunda ne vatandaşın ne de işçilerin örgütlü ve keskin direnişi sağlanamadı. Şimdi Çaykur özelleştirilecek. Gidip vatandaşa sorsanız ‘Çaykur kimin’ diye, devletin derler. ‘Benim’ demez, ‘Devletin’ der. Çalışan işçilere sorun onlarda aynı yanıtı verir. Niye, çünkü ne aydınımız ne yazarımız, ne siyasetçilerimiz ne de sendikalarımız bu işin öyküsünü bunların nasıl yapıldığını anlatmamış. Bu kuruluşların vatandaşlardan toplanan paralarla yapıldığını anlatmamış. Vatandaşımız bilmiyor bu kuruluşların kendi malı olduğunu. Satılanların kendi toprağı, kendi evi, kendi işyeri olduğunu bilmiyor. Anlattırılmamış, anlatılmamış.
Ne kurtuluş savaşımızın öyküsünü anlatmışız, ne Cumhuriyet sonrası yapılanları, ne 12 Eylül'de yok edilen, işkenceden geçirilen, üzerlerinden silindir gibi geçilen solcuların öyküsünü anlatmışız. Toplumsal hafızamız yok edilmiş. Şimdiki gençler, Kenan Evren’i "Nü" resimler yapan emekli bir Cumhurbaşkanı olarak hatırlıyor. 15-16 Haziranları, kavel direnişlerini, Tekel direnişlerini bilen işçiler yok. Kendi güçlerini hatırlamıyor artık işçilerimiz, halkımız.
Halbuki insanları yoksullaştırmadan, aç kalmaktan kurtaracak olan kendi güçleridir. Birlikte mücadele edebilme güçleridir. 12 Eylül yalnızca sokakta birbirlerini öldüren gençler için yapılmadı; güçlü olan, yürüdüğü zaman ses getiren, yaptığı grevlerle hakkını alan işçi sınıfı örgütlenmesini bastırmak, dağıtmak için yapıldı. Kamu kuruluşlarını satmak, bu günkü özelleştirmeleri yapmak için yapıldı.
İşçi sınıfı örgütlerini dağıtmak için 12 Eylül döneminde askeri darbe yapılmıştı; şimdiyse sendikaları kullanıyorlar özelleştirme yapmak için. Örnek mi, fazla uzaka gitmeye gerek yok! Çaykur'a baksak yeter. Çaykur'un özelleştirmesine açıktan karşı çıkan sendika kim? Yanıta gerek var mı?Yanıtı gene W.Shakespeare'den verelim."İnsan kendi payına düşen zorbalık yükünükaldırıp atabilir dilediği zaman" Dede Korkut'lar, Karacaoğlanlar, Yunuslar, Dadaloğulları, Evliya Çelebiler olmazsa bilebilir miydik bu toprakların öykülerini.
Hani nerede bu günün öyküsünü geleceğe taşıyacak olanlar?..