Evet, ‘at’ın’ gözlükleri veya ‘atın gözlükleri’… Şimdi nedir bu at gözlükleri, niye böyle bir söze gerek duyduk diye düşünürsünüz. Yada, hiç düşünmeye gerek yok, zaten düşünecek de bir şey yok deyiverebilirsiniz içinizden. Ama ille de ‘at gözlüğü’ diyorsanız… Zaten bizim ‘at’ olmadığımızı, öyleyse neden ‘at gözlüğü’ takmaya gerek duyduğumuzu veyahut da neden ‘AT, AT’ diye didinip durduğumuzu, ille de neden gözlüklerimizi atacağımızı da sorgulayabilirsiniz.
Aslında şöyle bir yaklaşım da sergileyebiliriz… ‘At’ gözlükleri, adı üstünde ata takılır ve yarış esnasında yada yolda, ‘at’ etrafına bakıp huzursuz olmasın diye ‘at’a takılır. Yani at hedefe daha çabuk, daha sağlıklı ulaşsın diye takılan süper ötesi güzel bir şeydir. E şimdi, sen gel de bunu kötü bir şeymiş gibi kalıplaştırıp kullan!.. Yani olur mu şimdi böyle bir şey… Hem de güzel ülkemin yüzde 9’lara kanmış 47’lik akıllı endamı karşımızda dururken. Siz alınmayın canım… Zaten 8 aydır şu 2 kişiden birini bulamadık gitti… O, siz de değilsiniz nasıl olsa!
İnsanlar, farkında olmadan sürüklenirler tehlikeli yolculuklara… Farkında olmadan tehlikeli oyunların içerisine çekilirler ve farkına varmazlar tarihin nostaljik tekerrürüne kobay olduklarının…
Hani bir zamanlar, ‘AT’ diye sözü edilen, sonradan türlü çağrışımlarla yumuşak bir geçiş ile ‘AB’a dönüştürülen ince bir ayrıntı vardı önümüzde. Sürecine alıştıra alıştıra sokulduğumuz, ‘ab-u hayat gibi kanımıza işlenen… Bakın, şimdilerde hiç gündemde duruyor mu? Sürecine girdik ya bir kere…
Artık, Kara Operasyonu, BOP Planları, İsrail saldırıları, Türban değişiklikleri, asker-muhalefet açıklamaları, yanlış anlaşılmalar, enflasyon, özelleştirmeler, operasyonlar, meydan okumalar derken biz kendimizi ufaktan kenara çektik…
Ama, şu telefon dinlemeleri, internette dolaşan ses kayıtlarına taktık bir kere… Bakın, anımsadığımız kadarıyla Kara Harp Okulu eski Komutanı Tümgeneral Reha Taşkesen’i istifaya götüren telefon olayı ile kafamıza takılmaya başladı bu konu. MİT, Emniyet veya Telekom dinlememişti… Kaynak belli değil ama konuşma kayıtları masanın üzerinde… Aradakilerin ayrıntısına girmeden, Irak’a yapılacak kara operasyonuna ilişkin konuşma kayıtları nasıl yapılmış ve 48 saat önceden internete düşmüş veya Savcı Salim Demirci’nin olduğu iddia edilen ses kayıtları nasıl ve hangi yöntemlerle dinlenerek elde edilmiş de internet’e indirilmiş… Diye düşünüyoruz, düşünüyoruz… Düşüncemiz çatlıyor… Aradan aklımıza Yazar Ergün Poyraz’ın yaklaşık 7 aydır tutuklu olduğu, adına bu günlerde Fındıklı’da yaptırılan diyaliz merkezinin açılacağı, kurtuluş savaşımızın Rizeli kahramanlarından Milis Yüzbaşı İpsiz Recep Reis’in torunu Prof.Dr. Emin Gürses’in de dahil edildiği ‘Ergenekon Operasyonu’, aynı kapsamda tutuklanan gazeteci Vedat Yenerer’in son yazısı geliveriyor… Sonra, askeri deyimle muhabere denilen iletişim araçlarımızı elinde bulunduran Türk Telekom’un, Telsim’in, Avea’nın, Turkcell’in özelleştirilmeleri geliyor… Daha sonra, Cumhuriyet Yazarı Mehmet Faraç’ın, Dağlıca’daki terör katliamının ardından ileri sürdüğü ‘iletişim hatlarının kesilmesi’ iddiası aklımızı kurcalıyor…
Ve daha sonra, acaba 14 Mart’ta 2 saatlik iş bırakma eylemi yapacak olan ‘Emek Platformu’na bağlı sendikaların, bu Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı ile alıp veremediği nedir, diye yırtınıyoruz.
Alıyoruz ‘at gözlüklerimizi’… Ama kulaklarımıza, düşüncelerimize etki etmiyor…
Dönüyoruz kendi etrafımıza.
Yaklaşan çay sezonu öncesi hazırlıklar geliyor önümüze. Gübre fiyatları, satış hazırlıkları derken; “Bildik Şeyler” başlıklı yazımızdaki anlatımlarımızı anımsıyoruz… Bir önceki yıl 450 Ytl civarındaki gübre fiyatlarının bu yıl nasıl 850 Ytl’ye yaklaştığı tahminlerinde bulunuyoruz…
Geçen haftaki yazımızda söz ettiğimiz ‘Destekleme Primleri’ hafta içerisinde ödenmeye başlanırken; üreticilerden gelen mesajlarda, ‘budama bedellerinin’ ne zaman ödeneceği sorulmaya başlanıyor. Haziran sonuna kadar elinde avucunda bir şey kalmayacak olan üreticiyi bu sezon oldukça zor günler bekliyor gibi görünüyor şimdiden. Ekonomideki umutsuzluğun ve istikrarsızlığın, gelecek haftalara nasıl yansıyacağı ise bu gözlüklerle dahi görülmüyor.
Bu durum karşısında, daha önceleri de uyarmaya çalıştığımız, bazı bankaların çay üreticilerine, çay cüzdanlarında kayıtlı ‘çay paraları karşılığında kredi kartı dağıtma’ çalışmalarına tekrar dikkat çekmek istiyoruz… Eğer üretici, kredi kartlarındaki borç yükünün altında kalırsa çay parasından da olacak… Bırakın çay parasını, gübre verecek bir çaylığı da bulamayacak…
Bankalara, ilk taksiti ötelenen 200 trilyonluk kredi borcu bulunan Çaykur’un şirketleştirilmesi çalışmalarından söz etmiştik yine önceki yazımızda. Ülkemizdeki çay pazarı uluslararası çay tüccarlarının olduğu kadar ülkemizdekilerin de iştahını kabartıyor. Türk çayının natürel özellikleri de bunların cabası. Çaykur’un özelleştirilmesi için artık ne renk olduğu bilinmeyen bir düğmeye basılmış! Bunun hazırlıklarını bariz şekilde görüyoruz… Ayrıntılı anlatmaya gerek yok! Ama kurumun bu süreçte, özerkleştirme adı altında Anonim Şirket haline dönüştürülmesi için altyapı çalışmaları başlatıldığı ve Tedaş örneği üzerinde durulduğu artık dillendirilmeye başlandı…
Bundan sonrasına siz karar verin artık… Atınızı belirleyin… Ya ‘atın’ gözlüklerinizi, ya takın… Yada binin ‘AT’ın trenine… Ama yüreğiniz hiçbir zaman sevgisiz ve umutsuz kalmasın.
(Gönder Fahrettin MELEMŞE, Mart 19, 2008, 1:01 AM)