header Ana sayfa | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle |
  • Üye Ol - Giriş Yap | Künye | İletişim
Bölümler
Gazetenin 1. Sayfası
Gazetemize Abone Olun
Arşiv
paz sa ça cu cum pa
123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Mailinizi ekleyin
Haberlere abone olun:
Saat
Reklam Alanı
Hızır Beton
Yelkenciler
Ritaş Hazır Beton



BOP Basını: "Türkiye'de Laik Elitler..."

- Mahiye Morgül on Mart 12,2008

image

            Bütün kavramların alt üst edildiği bir karmaşa, bir ortaçağ karanlığı sardı dünyayı. Tüm bilinen kavramlar değiştiriliyor; yalanlar, yanıltmalar, içini boşaltmalar, çarpıtmalar…

             22 Temmuz 2007 seçimlerinin ardından BOP basınından son duyduğumuz şimdi bu; " Türkiye'de laik elitler seçimi kaybetti".

Nedir buradaki çarpıtma, bakalım. Önce "elit" kavramını açalım. Elit, seçkin demektir ve çoğunluk olmayandır, azınlıktır.

Laik nedir, bakalım. Prof. Sina Akşin'e göre, Roma İmparatorluğu döneminde egemen sınıf üç kesimdi; krallar, papazlar ve askerler. Bunlar efendiler, köle sahipleriydi. Efendilerin dışında kalanlara, yani tüm  çalışanları kapsayan kesime "laikler" denilirdi. Yani laikler halktı; köleler, topraksız köylüler, tamirciler, ustalar, yontucular, tüccarlar, zanaat sahipleri, yani tüm çalışanlar. (Sina Akşin, konferans notları)

 Laiklerin/halkın yönetimde olmasına "laik yönetim", laik yönetimi savunma düşüncesine de "laiklik" demek doğru düşer. Buna göre laikliğin karşılığı "halkçılık" olur. Bir toplumda halk çoğunluktur, asla elit/seçkin azınlık olabilemez. Temel çarpıtma buradadır.

Şimdi bu sözcüğün kökenini irdeleyelim:

Kimi batılı düşünürlere göre "laik" sözcüğü LAY'dan gelir, LAY ise"sokaktakiler" demektir. Belli ki "sarayın dışındakiler" anlamında kullanılmış. Ancak, burada kullanılan dil, Amerikan İngilizce'sinden çeviri görünmektedir. Çünkü onlar halkı sokaktaki adam olarak görürler.   Halkı itibarsızlaştırmayı içeren bir yaklaşımdır. Oysa bizim dilimizde "sokaktaki adam" işsiz güçsüz takımıdır, halk kavramının karşılığı değildir. Ancak, bu sırada "LAY'dan gelir" derken, LAYK sözcüğünün kökeniyle bir bağının olduğu belirgindir.

          LAİK sözcüğünün kökü Türkçe "halayık" ile ve "halk" ile bağlantılıdır. Latince ile yakın bağı olan Doğu Karadeniz şivesinde HELAYK diye bir sözcük vardır. Dilimize HALAYIK olarak geçmiştir. Helaykler; tüm işlerde çalışanlar, üretenler, yani halktır.

 "Helaykler" sözcüğünün sosyal açılımını yapalım. Sarayda " efendiler" vardır, efendilerin sofrasına yemekleri taşıyan "uşaklar" vardır ve bir de tüm işleri yapan "halayıklar" vardır. Uşaklar halayıkların çocuklarıdır, ki uşak bu gün de hem çocuk hem de erkek sofra hizmetçisi demektir.

 Halayıklar en geniş anlamda çalışanlardır;  yemekleri hazırlayan, suyu taşıyan, ahıra ineklere bakan, buğdayı yetiştiren, öğüten, tamiratları yapan, bahçelerde çalışan, efendileri eğlendiren müzisyen, sarayı yapan usta, heykelleri yapan yontucu, vb. tüm çalışanlar.

 "Uşak" sözcüğüne  bu gün de benzer bir anlam yüklenmiştir; "Amerikan Uşakları" dediğimizde halkın ürettiklerini kendi efendileri olan Amerika'ya peşkeş çekenleri ifade eder. Bu "uşaklar" da yine halayıkların çocuklarıdır.

 "Helayk" sözcüğünden dönüşerek oluşan " halk" sözcüğünde "helk olmak, kaynaşmak"(Rize) vardır; hellenmiş, el ele vermiş, kaynaşmış olan demektir.  "HALK", kökü sağlam bir sözcüktür ki, bu kökten yeşermiş dallar gibi pek çok sözcüğümüz daha vardır. El: Kaynaşmayı sağlayan uzuv.Hellemek: Karıştırarak öz haline getirmek. "Paluzeyi helle, karıştır hellensin, özlensin, özü birbirine karışsın." Hellenmek: Maya tutmak. "Peynir hellendi." "Fasülye iyi hellendi."

Halay: El ele verip halka olmak.

           Alay: Bir grup kaynaşmış insan, düğün alayı.

           Helke: Un ile suyu öz haline getiren halka şeklindeki kap.

           Hamur yoğrulan kap. HAMUR gibi olmak anlamında KAMU.  “Kamunlar”, Avrupa’da Alp Dağlarının vadilerinde ilk görülen toplu (komünal) yaşayan insan grupları.

           Helime: Halime, Hayme, Helim, Halim vb isimler.

           Helle: Çorba.

            Hellim: Peynir adı.

Hellen: Yunanistanlı.

Halys: Kızılırmak suyunun eski adı (Halikarnas Balıkçısı. "Hey Koca Yurt". sh.10. Hürriyet Yayınları, 1972) Halayıkların/halkın çamaşır yıkadığı su anlamında. Bundan türemiş "Halis"  erkek adı. Yüce su; ALİ Suyu.

Halykarnas: Haleyiklerin anası. (Kraliçe Artemisiya’ya gönderme var.)

           Hlikya: Kaynaşmış ve halk olmuş insanların yaşadığı yer. Çukurova’da yaşamış olan antik toplum. Tarihte kendi kendini yönetmiş olan ilk topluluk, olarak geçer.

Sözcük araştırmamızı burada keserek,  laikliğin anayasamızda yer almasından neden rahatsız olunduğuna dönelim.

"Türkiye Cumhuriyeti laik, soysal bir hukuk devletidir " şeklindeki devlet tanımımız, bizim halk iktidarına dayalı bir devlet olduğumuzu ifade etmektedir.

Batılı düşün adamları derler ki "Laikler papazlara karşıdır". Evet, çünkü papazlar kraldan maaş alırlar, büyük servetleri vardır (bugün de vardır) , halktan vergi toplarlar (bugün oy topluyorlar), halkı krallara itaat etmeye zorlar, "krallar Tanrı'nın yer yüzündeki temsilcileridir" derler, kral için dua ettirirlerdi. Bu görevleri için maaş alırlardı. O kadar çok kilise olmasının nedeni de budur. (Türklerin eski Oğuz inanışında Tanrı'nın evi yoktur.) Halk onca yoksulluk içinde köle olarak yaşarken papazlar saltanat içindeydi. Halk, kendisiyle Tanrının arasına din adamlarının girmesinden rahatsızdı.

 Günü gelip de halk kralları indirip kendisi  yönetime geldiğinde elbette papazların da egemenliğine son verecek, Tanrı ile aralarına girmesini istemeyecekti. Din işlerinin devlet işlerinden ayrı tutulması halk iktidarının doğal sonucuydu. "Laik Düşünmek" fikri buradan doğdu. Batılıların "Laikler papazlara karşıdır" ifadesi buradan kaynaklanır ve doğrudur.

 Osmanlı döneminde halifenin doğrudan siyaseti yönlendirme noktasına geldiğini biliyoruz. Bunun acı sonuçlarını ulusça yaşadık. Din işlerinin devlet işlerinden neden ayrılması gerektiğini yaşayarak öğrendik. Cumhuriyetimiz milli egemenliğe dayalı, halkın kendini yönettiği bir devletti ve bunun anayasada yer alması gerekiyordu ve böylece " Türkiye Cumhuriyeti laik, sosyal bir hukuk devletidir" şeklinde kendi devletimizi tanımladık. Açılımında şu vardır; eğer laiklik yoksa, halk iktidarı yok demektir ve din adamları siyasete karışır da devleti yönetmeye kalkarsa bu durum yasayla önlenecektir.

 Atatürk'ün zamanında, "Laiklik, din işlerinin devletten ve siyasetten ayrı tutulmasıdır" şeklinde olan tanım, Atatürk öldükten sonra, 1946'da "Laiklik, din işlerinin devletten ayrı tutulmasıdır" şeklinde değiştirildi ve sonra bildiğimiz gibi tarikatlar siyasi partilerde çalışmaya başladı. Giderek dinci partiler kuruldu ve bugün sonuç ortada, papazların egemenliğinde bir din devleti olmaya doğru hızla götürülüyoruz.

   Ve bugün, onların yeni efendileri olan Hıristiyan tekelleri (serbest piyasa kralları), köle gibi sömürdükleri Türk halkını, yani laikleri, bir elit azınlık olarak göstermektedirler. Ve Roma'daki gibi yine efendiler var, yine uşaklar var, yine halayıklar var… Döndük Hıristiyan batının ortaçağ karanlığına…

 Az gittik, uz gittik, bir arpa boyu yol gittik!

 Sıra geldi kendi egemenliklerinin tanımını olan "serbest piyasa ekonomisine dayalı devlet" ifadesini anayasamıza koymaya; bu tanım laikliği de kamucu  sosyal devleti de çöpe atmaktır! "Serbest piyasacı devlet" demek, Türk halkını devletsiz bırakmak demektir.

 O anayasaya "HAYIR" demek biz halayıkların son şansı olacaktır! (18.8.2007)


141 Kere okundu

Bu haberi beğendiyseniz, notunu siz verin.

1 2 3 4 5 Rating: 3.67Rating: 3.67Rating: 3.67Rating: 3.67 ( 3 Kişi Puan Vermiş)
comment Yorumlar (0 Tane Yorum Yazılmış)
Köşe Yazarları
Okur Köşesi
Hava Durumu
Çok Okunanlar
Yorum Yazılan Haberler

eXTReMe Tracker