Gene çok yoğun bir hafta sonu geçirdik.
Devletin verdiği korumalarla işten eve, evden işe giden insanlar; gizli örgüt kurmaktan, gizli örgütü yönlendirmekten, hatta kendi gazetesini bombalatmaktan dolayı sabaha karşı gözaltına alındılar.
Soruşturma sürdüğü için ayrıntılı bir yorum yapmak istemiyorum. Fakat, yaşanan olayın özellikle son yapılan gözaltıların, ülkemizdeki siyasal sonuçlarının çok farklı olacağını şimdiden kestirmek zor değil.
Yaklaşık 7-8 aydır devam eden, adı belli olan fakat daha iddianamesinin ne olduğu belli olmayan bir yapılanmadan dolayı insanlar gözaltına alınmakta ve tutuklu olarak bulunmaktadırlar. Emin Gürses, Ergun Poyraz gibi.
Devleti ele geçirmeyi hedeflediği söylenen organizasyondan dolayı, şuan devlette görev yapan kimse tutuklanmamıştır. Daha çok emekli olan insanlar ve gazeteciler vs. Sağdan soldan insanlar.
Taraf Gazetesine göre de son gözaltılarla ‘Ergenekon’ örgütlenmesinin ‘sol’ yanı çökertilmiştir.
İnternette çıkan ve Yeni Şafak Gazetesi tarafından kendisiyle söyleşi yapılan Haham Tuncay Güney'in yapmış olduğu açıklamayla, ‘Ergenekon’ kapsamında gözaltına alınan Veli Küçük'ün ‘DHKP-C’ örgütüyle de ilişkisi olduğunu öğreniyoruz.
Özetle basına yansıyanlardan anladığımız kadarıyla çok farklı görüşten insanların içinde yer aldığı bir yapılanma. İsmi de ilginç, ‘Ergenekon’.
Biliyorsunuz ‘Ergenekon’, Türklerin esaretten kurtuluşlarını anlatır. Eğer yapılanmayı kurdukları iddia edilen kişiler bu ismi koymamışlarsa, var olduğu iddia edilen yapılanmayı bu tür bir isimle adlandırmak ayrı bir ilginçlik. Ne olursa olsun yapılması gereken şey bir an önce gerekli açıklıklar sağlanmalı, iddianame ortaya konmalı ve varsa suç ve suçlular cezalandırılarak kamuoyunun önüne çıkartılmalıdır. Aslında çok değişik bir durumla karşı karşıyayız. Gerçekte neyin ne olduğunu tam öğrenememekteyiz. Çünkü gündemler çok çabuk değişmekte, değiştirilmektedir.
Bir hafta önce AKP'nin kapatılması ile ilgili konu gündemdeyken, şimdi son gözaltılar gündeme gelmekte… Bakalım bu Cuma günü hangi olayla karşılaşacağız ve gündem nasıl değişecektir.
Sürekli gündemin değişmesi vatandaşında aklını karıştırmakta ve ne olduğunu tam olarak çözememesine yol açacaktır. Ve, zaman içinde yaşananlar karşısından tamamen tepkisiz kalacak ve ilgisizleşecektir. Çünkü sürekli değişen bir gündem ve bu gündeme müdahil olacak kadar zamanın olmaması, her şeyin muğlak olması vatandaşların da yaşananları olağan görmesine neden olacaktır.
Bunlar bilinçlice yapılan işlemlerdir. Bu yeni bir tür faşizmdir. Gerçeği karartmak, bilgi kirlenmesi oluşturmak, her şeyi muğlak ve tartışılır hale getirerek halkı pasifize etmektir. Kişileri atomize etmek, onları tepki göstermeyen insanlar konumuna getirmektir. Klasik faşizmde insanlar işkencelerle, gözaltılarla, yok etmelerle tasfiye edilirdi. Bu örnekleri ülkemizde bolca yaşadık. 12 eylül döneminde yüzbinlerce insan gözaltına alındı, 1 milyon kişi fişlendi, yüzlerce insan işkenceden öldü, yüzlerce insan kayboldu. Sendikalar dağıtıldı. Partilerin, derneklerin kitleler üstündeki güçleri kırıldı.
Şimdi artık öyle değil yöntem değişti. Cemaat ilişkileriyle, televizyon ve medya aracılığıyla, kurulan yeşil örgütlenmelerle insanların beyni yıkanmakta; insanlar, sorgulamayan, her şeyden şüphe eden, hakları için mücadele etmeyen, hakları için mücadele edilmesini istemeyen insan toplulukları haline getirilmektedir. En tipik örnek Tekelin özelleştirilmesi için mücadele eden, polisin sıktığı sulara karşı direnen işçinin, sorunun çözümünü gene Başbakandan beklemesidir. Halbuki Tekel’i satan, onu özelleştiren siyasi iradenin başı Başbakan! Onun talimatıyla yapılıyor bu özelleştirmeler. Aynı örneği Bölgemizde de görebiliriz. Çaykur’un özelleştirilmesini son kalkınma programına koyan Erdoğan hükümeti. Ama Rize'deki sendika başkanları bile, ‘Erdoğan varken Çaykur özelleştirilmez’ demektedir. Bu nedir? Bu yeni tür faşizmdir. Senin rızanla seni soymanın, seni yok etmenin; senin rızanla seni yoksullaştırmanın, senin onayınla ülkede satılmadık fabrika, banka, sigorta şirketi bırakmamanın adı yeni faşizmdir.
Bu, toplumun dönüştürülmesidir. Bu, insanların en insani değerinin, haksızlıklara karşı koymak, aç kalmamak, işsiz kalmamak için mücadele etme iradesinin ortadan kaldırılmasıdır. Bu insanın kendi tecavüzcüsüne aşık olmasının sağlanması sürecidir.
Fakat son günlerde yaşanan özellikle son gözaltılar ve vatandaşların buna vermiş olduğu tepkiler artık ülkemizde yeniden bir silkinişin başladığını göstermektedir. İlhan Selçuk ve Kemal Alemdaroğlu'nun gözaltılarına kısa sürede son verilmiş olması bunun bir göstergesidir. Halkımız artık titremekte ve uyanmaya başlamaktadır. Bu da olumlu bir süreçtir.
Sonuç olarak, ‘Ergenekon’ Türklerin esaretten kurtuluşunu anlatan bir destandır. Bu destanın hatırına, iddianamenin bir an önce tamamlanarak, gerçeklerin ortaya çıkması sağlanmalı ve kamuoyu da konu hakkında bilgilendirilmelidir…
(Gönder mahmut, Mart 27, 2008, 4:52 PM)