“Geldi bu eyyam-ı bahar, güllere soralım yari, çekilir mi hasretle zar, ben ağlarım zarı zarı” diyordu türküsünde Artvinli Aşık Pervani. Daha öncesinde ise Mesihi (1470-1512), “Nefha-i bâd-ı seher pür-nâfe-i Tâtâr iken, Ayş u nûş it kim geçer kalmaz bu eyyâm-ı bahar” mersiyelerini döktürüyordu alemin endamına… Eyyama girecekken önümüzdeki bu edebi adabı görmezden gelemezdik. Aslen Arapça bir kökenden gelen ‘eyyam’, ‘yevm’in çoğulu olarak kökünde ‘günler’ anlamı yüklü olsa da, bizdeki kullanış biçimi genellikle negatif anlamda ‘fırsatçılıktan’ yanadır.
Sanki günümüzde yaşadığımız yoğun ve öylesine ayrıntılı gelişmelerin tıkabasa doldurduğu ‘eyyamlarda’, ‘eyyamcıların’ sarmalına girdiğimizi anlatır tek başına… Anayasa Mahkemesi’nin AKP’ni kapatılması istemiyle hazırlanan iddianameyi kabul etmesini ‘siyasi felç’ olarak yorumlarken; İstatistik Kurumu tarafından açıklanan rakamlarda kişi başına gelirin 9 bin 333 dolar olarak gösterilmesi ve hemen ardından da Merkez Bankası’nın ‘ekonomide riskler artıyor’ uyarısını nereye koyacaksınız?.. Tarımda 7,3’le son 40 yılın en büyük gerilemesi yaşanırken, ekonomik büyümenin 4,5 olarak açıklanması ve buna bağlı olarak 38 milyar doları aşan yüzde 8’lik cari açık oranının üretilen yeni formüllerle yüzde 5’e indirilmesini de ATO’nun ‘yarı yarıya doğru’ dediği rakamlara mı bağlamak gerekecek.
Eyyama kapılmadan bizim 9 bin küsur dolarımızı aramaya başlarken; sizde de aynı durumun var olup olmadığını düşünüyoruz. Şırnak’ta şehit düşen 3 askerin haberini okurken, aklımıza takılıyor yine nedenler…
Adını yazmayan okurumuz kızıyor bize yorumunda, ‘yabancılar ülkemize yatırım yaptıkları zaman ne kaybediyoruz, onlar bu ülke insanlarına yerli sermayeden daha iyi iş imkanı sağlamıyor mu… neden yabancı sermayeye karşısınız devlet yabancılardan daha az mı vergi alıyor, devletin tek gelirinin vergiler olduğunu bilmiyor musunuz… sizin karşı olduğunuz varsayımların hiçbir mantığı var mı, neden karşısınız, halkın iliğini emen diğer kurumları hizaya getirdiği için mi…’ diye. Bundan sonrasını sadece sizlere bırakıp, o dediği sermayenin ‘yatırım’ değil de ‘kaldırım(!)’ yaptığı ayrımını vererek; kolayca ulaşabileceği önceki yazılarımızı da okumasını öneriyoruz.
Bir de koca şair Rıfat Ilgaz’ın dörtlüklerini gönderiyoruz bu ‘eyyam’ içerisinde, eğer okumasını biliyorsanız!..
“Gözlerimizi bir pula satıp geçmişiz bir yana,
Ölmesini bilenlere yüz çevirmemiz bundan!
Körüz, gözbebeklerimize mil çekilmiş mil…
Acımasız bir namlu şakağımızda soğuk,
Tetikte kendi parmağımız, yabancının değil!”
Ergenekon’a hiç dokunmuyoruz, biliyorsunuz 15 gün kadar içre iddianamesi hazırlanacak. Zaten bir kısım medya ve kitaplarda bilumum ayrıntılar yol gösteriyor(!).
Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı keza yandan dokunduruyor…
Eyyam gelip geçiyor, biz hala tarihimizin gelmiş geçmiş en hızlı ve en çok çalışan basın bültenlerini okuyup duruyoruz Rize’nin yatırım ve kaldırımlarına ilişkin.
İyidere tünelleri floransanlardan arındırılırken yaşanan kazalara aldırmaksızın Çayeli ve Pazar tünellerini geçiyoruz. Sonra aklımıza Sayın Başbakan’ın, artık hizmet vermeye başlayan Batum Hava alanından Rize’ye doğru gelebileceği ve bu tünelleri de görebileceği geliyor.
Önceki yıldan bu yaz sezonuna acaba turizmdeki yatak sayımız ne kadar arttı diye düşünüyoruz. Hani geleceğimiz turizmde ya, yırtınıyoruz ya turizmden hak ettiğimiz payı alabilmek için! Yatırım paylarımızı nerelere yatıracağımızın hesabını yapıyoruz ya!.. Hayır sever iş adamlarımıza açıyoruz ya bağrımızı. Nasıl olsa vergi yerine yatırım yapıyorlar ya, ödeneğe ne gerek var.
Ovit’in bi tünel gözü 650 bin liraya mal oluyormuş, e bize 2 göz gerek. Nereden bulacağız başka bir Talip Kahraman? Çok para bu! Seçildiğinde her ay Rizelilerle Kapalı Spor Salonunda dertleşip sorunlarını dinleyecek olan Sayın vekilimiz 8 ayda çok yoruldu Rize’nin sorunlarıyla uğraşmaktan!
Çaykur’un 2009’daki özelleştirilmesi hesapları şirketleştirme ve sendikal çalışmalarla sürdürülürken, Rize Serbest Bölgesi’nin konumundan, gübre fiyatlarından, yaş çay fiyatlarından kime ne?
İstihdam sorunu gün geçtikçe insanları boğuyorken, fakirin ekmeğini(!) niye kıralım.
Nisan gibi geliyor bazen işte… Hani bir Nisan gibi… Bizde aklımızca onu yapıyoruz… Siz de bizi öyle sayın, kendi eyyam-ı alemimizde!
Yüreğiniz sevgi dolu, negatif eyyamsız nice ‘eyyam’ görmenizi diliyoruz…
Bizim köyün sonradan olma delisi merhum Ahmet Ağabeyin dediği gibi, anladuğunuzdan yaşayin…
(Gönder Yunus, Nisan 9, 2008, 12:07 AM)