“Canım Türkiyem!” diye başlık atmış, ‘Olaylar ve İnsanlar” köşesinde sevgili Hasan Pulur. Gazetecinin, yaşadığı günlerin, çağın tanığı olduğunu; tanıklık kadar gözlemcisi de olduğunu vurguluyordu yazısında. Erzurum’da çeşitli gazetelerin ve AA’nın muhabirliğini yapan meslektaşımız Eyüphan Kılıç’ın ‘Canım Türkiyem’ başlığı altındaki kitabından alıntılarla Türk insanının tanımlamasını ve mesleğin inceliklerini anlatıyordu:
“Türklerin çalışkanlığı yanında tembelliğini, bencilliğinin yanında gerektiğinde canını vermek için bir an bile düşünmemesini hem otoriter hem de isyankar olması, saflığı yanında cinliğini en iyi gazeteciler bilir. Rahata keyfe düşkünlüğü, 20 yaşında iken, 40’lı yaşlarda emeklilik hayalleri kurması ile başlar Türk insanının. Kendisinin ve içinde bulunduğu toplumun dertlerini çözecek çözümleri bilir ama kurtarıcı bekleme eğilimindedir, gelen kurtarıcıları beğendiği de görülmemiştir. Elini taşın altına kendisi de koymaz ama diğer koymayanlardır asıl suçlular… Mazeret üretme ustasıdır. Zorda kaldığında işin içinden nasıl sıyrıldığına kendi bile inanamaz. Her şeyden önce duygusaldır ve eğlencelidir Türk insanı.”
Ve bizim de bazen tanık olduğumuz türdeki bir ilginç anekdotla bağlıyordu yazısını üstat Pulur… Özetleyerek : “Yıl 1993, Erzurum büyükşehir kapsamına alınacaktır, Başbakan Çiller’dir, şehirde büyük bir tören hazırlanmaktadır. Çiller ciritçilerin gösterileri, kurbanlar ve davul zurnalarla karşılanır. Beyaz elbiseleri içinde kürsüye çıkar ve ilk potunu Erzurum’la Kars’ı karıştırarak kırar, Erzurum için “Türkiye’nin serhat şehri!” deyiverir. İkinci gaf daha da büyüktür, eliyle meydandakileri göstererek, tabii amacı bu olmasa da “hayvancılığı kalkındıracağını” söyler ve ekler: “Erzurum’da bu kadar hayvan varken, kombina yok, kombina…”
Buna benzer hikayelerden saymaya başlarsak, ‘Rizeliden utanan’ vekillerimizden, ‘hamsili kavak’ hikayelerinden, ‘Rizespor’u 1. lige çıkaralım mı’lara kadar uzanır gideriz yazı boyunca…
Ama önümüzde yeni bir çay kampanyasının daha hazırlıkları var. İlginizi çektiği kadarıyla izleyebiliyorsunuzdur açıklamaları. Kaçak çay hikayelerinden, çelişkili tonajlar ve ifadelerden, evrakta oynamacılıklara; fiyat beklentilerinden sessiz sedasız eylemlere ve yıllardır bir türlü masalardan kaldırılamayan çayın sorunları, çözüm önerileri ve geleceğine kadar sürer bu beyan-ı ayanlar!.. Her dönemde aynı teranelerdir tanıklıklarımızdaki görüntüler!
Ziraat Odası başlattığı bir çalışma ile bölgedeki sivil toplum kuruluşlarından görüş alarak, 1,10 YTL’lik bir fiyat açıklaması yapıyor. Sessiz sedasız ve üyelerinin sayısı az olsa da üretici dernek ve sendikaları yaptıkları eylemde 1 ila 1,20 YTL arasında fiyat istiyor. İşin diğer ucunda durup, üreticiden kesintilerle pay alan Ticaret Borsası açıklamalara destek vermiyor! Bakıyorsunuz, Çay Borsası ve Ulusal Çay Konseyi kurulması çalışmalarının içerisinden sıyrılan bir “Çay sektörünün sorunlarına çözüm arama” konferansı çıkıyor önümüze. Kaçıncısıdır bilinmez ama çayın geleceği yatırıldığı diğer masalardan kalkmadan başka bir masaya yatırılıyor… Kürsünün başında Sayın Milletvekili Ali Bayramoğlu! Sonuç? Şu şu da olmalı bu bu da olmalı…
Kalkar mı çay o masadan? ‘Özel formüller’le kalkmasa da kombinaya girer kombinaya… ‘Özel formül’ demişken; bakın, ‘kaçak çaylarla’ ilgili soruşturma başlatan müfettişlere inceleme başlatılmış! Hani ‘adalet’ var ya işte, ‘kalkınma’nın önüne geçmemeli… sonra partisi matrisi olmaz bu işin!
Aslında ‘özel formül’ Çaykur’da… 2009 programı sarkmamalı. Nasılsa, resmi rakamlarda 25 bin ton, gayrı resmi rakamlarda ise 40-50 bin ton olarak ifade edilen ‘kaçak çayın’ uzmanı Çaykur! Bir yandan sendikal çökertme, diğer yandan şirketleştirme çalışmaları… Topla, taşı, işle, paketle, naklet ve pazarla… Bul kendine bi patent, 2-3 gram çaya 4-5 gram plastik, koy dahilde işlemeye… işle de babam işle…
Dünya Rizeliler günü gelsin, Rize Sempozyumu gitsin; tersane bir yana, otel o yana, tüneller diğer yana, kahvehanelerde okuma kampanyaları, deniz üstüne otopark, dalgadan elektrik enerjisi, akıllıları çıkmış gitmiş(!) Rizelilere Rizelilik bilinci derken; bize ne lazım istihdam da bilmem ne yatırımı.
Esnafın yüzde 90’ı (Esnaf Odaları Birliği Başkanının açıklamalarına göre), kredi borcu batağındaymış, kredi borçlarını kredi borcuyla örtmeye çalışıyormuş… Çay üreticisi ne diye çay fiyatı beklermiş, bakın bankalar kredi kartı dağıtıyor, paraya ne gerek var!..
Yok bilmem ulusalcılıkmış, ülkemizin temel değerleriymiş… Yahu globallik var. Özgürlük ve demokrasi var… misket misket düşüyor!..
Canım memleketim… bunca güzel baharları ve insanları varken…
Ekmeği, pirinci, benzini ve domatesi varken bunca kurak ve bereketli toprakların… Yüzde 9’lardaki enflasyonu nasıl da formüllerle yüzde 60-70’lere çekerler! Gemiciklerde yüzen likit yumurtalara nasıl da gübre fabrikaları, mısır taneleri karışır. Amerika’da doğmayan 3 çocuktan biri adam olur mu zannediyorsunuz!..
Ahhh koca memleketim ahhh… Kombina yok, kombinaaa…
Sizce ‘çayda çıra’ yanar mı, ‘çayda çıra’ oynanır mı?..