KÖY ENSTİTÜLERİ, CUMHURİYET SPOR KÜLTÜRÜNÜN BENZERSİZ BİR ÖRNEĞİYDİ
“Ey kendi ölümünü kendi karnında büyüten düzen”
Sayın Eyinnen’den esinlenerek… İyi ki varsınız sayın Eyinnen.
“Bu toplumsal gerçekliğin iyi algılanabilmesi, Kemalist Devrimin hedefinin doğru kavranılması ile mümkündür. Kemalist Devrimin hedefi nedir sorusunun cevabını bizzat M. Kemal'den alalım: "Yeni Türkiye'nin eski Türkiye ile hiçbir alakası yoktur. Osmanlı hükümeti tarihe geçmiştir. Şimdi yeni bir Türkiye doğmuştur" (Nutuk, II, s. 437) Bir başka konuşmasında şöyle diyecektir: "…milletin düştüğü bu hazin halin, bu sefaletin sebeplerini arayacak olursak doğrudan doğruya devlet kavramında buluruz." Atatürk'ün bu sözlerinden de anlaşılacağı gibi Cumhuriyet Devrimi'nin hedefi "feodal devlet" yapılanmasıdır. Şunu çok net olarak söyleyebiliriz ki Cumhuriyet Devrimi süreci feodal yapı ile hesaplaşma sürecidir. Cumhuriyet Devriminin hedefi feodalizmi tasfiye etmek ve sanayi toplumunu yaratmaktır. Atatürk bunu çağdaş toplum olarak ifade eder.” (*)
O zamanlar on yaşındaydım. Eskişehir’de oturuyorduk. 19 Mayıs ya da başka bir bayram günüydü. Halk stadyuma gitmek için yollara düşmüştü. Gitmeyenler de ana caddelerde sıra sıra önlerinden geçen yüzlerce spor kıyafetli gencin, marşlı geçişlerini izliyorlardı. Halk: “Köy Enstitüleri geçiyor, koşun, koşun…” diyerek çoluk-çocuk, yaşlılar onları görmeye koşuyorlardı. Stadyum ve çevresi de birden canlanmıştı. Eskişehir’in buğulu bir ilkbahar sabahı genç sporcuların kenti nasıl sarsıp salladığına tanık olmuştum. Bu kadar sporcunun nereden çıkıp geldiğine şaşıp kalmıştım. Kentte hiç böyle şenlik görmemiştim.
O gün Hamidiye ve Mahmudiye Köy Enstitüsü kız ve erkek öğrencileri, başta bandocularıyla, marşlar söyleyerek, Eskişehir’e dört koldan gelip stada girmişti. Stadyumdaki halkın sevinç çığlıkları, bando ve marş sesleri, gök gürültüsünü andırıyordu. Görülecek bir şenlik Eskişehir’i kuşatmıştı; “Eskişehir, Eskişehir yalçın kaya sarp yeri/ Kayalardan çok kuvvetli içindeki askerlerin.. ” Kurtuluş marşı yaman bir ulusal bilinç yaratıyordu. Stadyuma giriş öyle ayarlanmıştı ki, her koldan gelenler aynı anda kapıda birleştiler ve ses dörde katlandı. Çocuk halimle bir başka evrendi benim için; zaman durmuştu sanki. Stadyumdaki sportif-sanatsal gösteri de mükemmeldi. Alkışlar hep Köy Enstitülerinindi. Sanıyorum sporcu olmamdaki en büyük etken bu görüntü ve her bayramda yinelenen Kurtuluş Şenliğiydi.
Köy Enstitülerinin devrimci spor kültürü günümüzdeki küreselci ideolojinin, dahası kapitalist spor kültürünün de çok üstündeydi. Yaşamı derinden kavrayan, doğayla ve toplumun bütününü içeren, ekonomik, politik çerçevesiyle neredeyse spor olgusunun evrensel özünü yakalamıştı. Ülkenin makûs talihini tersine çevirebilecek, belki de dünyada görülebilen biricik uygulamadır.
Doğayla barışık, cinsiyetçi olmayan, toplumcu, ulusal ve evrensel boyutu olan, eğlenmeye, spor-sanat-üretim etkileşimini yakalayan, yaşama sevincini derinlerde duyuran bir spor kültür ideolojisiydi; Cumhuriyet Devriminin beden-zihin ve ruh eğitiminin tek çıkış yoluydu. “Tonguç Yolu” evrensele ulaşabilecek spor kültürünün, spor olgusunun insanı bütün boyutlarıyla kavrayan bir yoldu. Halkçı, devletçi, devrimci, bağımsızcı, laikçi bir yol. Cumhuriyetçi kapıdan toplumcu spora varabilecek, evrensele rahatça açılabilecek bir yol.
1940’ların Cumhuriyet Türkiye’si köylü bir ülkeydi. Nüfusun yüzde 8'i köylerde yaşıyordu. Spor-sanat-ekonomik kalkınma ve eğitim köyden, yerinden başlamıştı.
Köy Enstitülerinde spor, genel eğitim-üretim içinde olabildiğince yerini almıştı. Günlük genel programın dışında kalan saatlerde, cumartesi-pazar günleri, haftalık program içinde iki-üç saat spor yapabilme olanakları her zaman vardı. Okul çevresinde, öğrencilerce yapılmış tesisler ve yine kendi çalışmalarıyla kazandıkları spor malzemeleriyle türlü spor etkinliklerinde bulunabiliyorlardı. Spor etkinliği, folklor gösterileri halay, zeybek vb içinde; uzuneşek, mendil kapmaca ve oyunlarında; uzun dağ gezileri, atletizm, okullar-arası, sınıflar arasında futbol, basketbol, güreş maçları, avcılık ve atıcılık vs... Genel ve özel spor etkinliği yapılıyordu.
Bu spor ideolojisinde, küreselci öğeler olan; ne gerici milliyetçilik, ne bireyci duygular, ne mutlak yenme, ne saha içi (oyun içi) terör, ne Avrupa-merkezci tutkunluk, ne de kendi çıkarını öne alan, yıkıcı bir yarış öğesi vardı. ‘Yarış-rekabet’ öğeleri yıkıcı olmayan, kendi içinde, kendini yenileyen, kendi kendini aşmak ölçüsünde, bu amaç doğrultusunda vardı. Paylaşımcıydı…
Eski Köy Enstitülü Mehmet Başaran’ın, eğitim konusunda: “Tonguç yolunu bırakmanın bizi nerelere getirdiğini acı acı görüyoruz bugün…” derken, spor kültürünün geldiği yeri de belirliyordu.
Cumhuriyet spor kültürünü köylerde Köy Enstitüleri, Köy Odaları, kentlerde Halkevleriyle temeli atılıyordu.
“Köy Enstitülerinin amacını saptıran ya da sulandıran ile karşı çıkan anlayışlara ve saldırılara rastlamak hiç de şaşırtıcı değil.
Neden şaşırtıcı değil? Çünkü diyalektik bunu gerektirir. Madalyonun iki yüzü vardır demiş atalarımız. Köy Enstitüleri'ni öğretmen okulu olarak görmek büyük bir yanılsamadır ve Köy Enstitüleri bundan daha öte bir olgudur. Köy Enstitüleri Cumhuriyet ve Aydınlanma Devrimi gerçeğinin ta kendisidir, Cumhuriyet Devrimini devam ettirecek en önemli karargâhtır. İşte tam da bu nedenle Kemalist Devrimden vazgeçme ile Köy Enstitülerinin kapanış tarihi eş zamanlıdır.”
(*) Not: renkli ifadeler Nadir Eyinnen’den alıntıdır.
İlkeli dostluk ve dayanışma dileğiyle. 17,NİSAN,2008
(Gönder erhan, Mayıs 26, 2008, 11:42 PM)