Doğu Karadeniz HES Tehdidi Altında
Türkiye, dünyanın çok az yerinde rastlanır bir ekosistem çeşitliliğine ve gıda ile tarım için önemli genetik çeşitliliğe sahiptir. Avrupa kıtasının tümünde bulunan bitki türlerinin sayısı yaklaşık 12 bin iken, sadece Türkiye’ de saptanmış bitki türü sayısı 9 bindir. Bunun yaklaşık % 33’ü yani 3 bin civarındaki kısmı ülkemize özgü endemik türlerdir. (Endemik tür: Belli bir bölgeye özgü başka hiçbir yerde bulunmayan türdür) Bu rakam Avrupa Kıtası’nın tümünde 2 bin 500’dür. Bu istisnai derecede yüksek endemiklik düzeyi, Türkiye’ye bu türlerin, özellikle de dünyanın büyük bölümünün bağımlı olduğu tahılların türetildiği yabani türlerin korunması, tehlike altına girmemesi veya yok olmaması konusunda daha da büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Zira günümüzde 15 bitki türü, dünya nüfusunun % 90’ını beslemektedir. Ve sadece buğday, pirinç ve mısır dünya tahıl üretiminin 2/3’ünü oluşturmaktadır.
Pek Çok Bitki ve Hayvan Türünün Yabani Ataları Türkiye’de Doğal Olarak Yetişir
Anadolu, kendi başına ayrı bir kıta değildir. Ancak, sanki ayrı bir kıtaymış gibi, büyük bir kıtanın sahip olabileceği tüm biyolojik çeşitlilik özelliklerine sahiptir. Üç ayrı kıtanın kavuşma ve geçiş noktasında bulunan Anadolu, geçmişteki farklı Jeolojik Devirler boyunca, kendisini çevreleyen üç kıtada yaşayan çok çeşitli canlı türleri için, kötü çağlarda ‘sığınak’, iyi çağlarda da ‘dağınak’ görevini üstlenmiştir. Bu nedenle Anadolu, hem tür çeşitliliği hem de genetik çeşitlilik bakımından oldukça zengin bir konumda bulunmaktadır.
Doğu Karadeniz Bölgesi Hidroelektrik Santrallerinin Tehdidi Altında
Doğu Karadeniz Bölgesi Türkiye’nin doğa koruma açısından en önemli bölgelerinden birisidir. Kıyı çizgisinden başlayan dağlar kısa bir mesafede Kaçkar zirvesinde 3 bin 930 metreye kadar çıkar. Ayrıca bölgede 2 bin 500 metrenin üzerinde çok sayıda zirve bulunmaktadır. Derin vadilerdeki çok sayıda akarsu ve mevsimsel dere şelaleler yaparak denize ulaşmaktadır.
Dağların, derin vadilerin yarattığı çok geniş çeşitlilik gösteren iklim şartları çok özel ve farklı habitatlar oluşturmuştur. Doğal yaşlı ormanlar, ormangülü çalılıkları, alpin çayırlıklar, sarp kayalıklar ile göl ve akarsu kenarlarında sayısız ekosistemlere sahiptir.
Bölgede 450’si Türkiye Genelinde Nadir 2 Bin 500 Bitki Türünün Varlığı Saptanmıştır
Bölge faunası çok önemli hayvan türlerini içermektedir. Bozayı, çengel boynuzlu dağ keçisi, karaca, geyik, Kafkas ur kekliği, Hopa engereği, çeşitli alabalık türlerinin yanı sıra denizalası, Kafkas arısı gibi ekonomik önemi çok büyük olan türler, çok sayıda kelebek taksonu yaşamanı bu bölgede sürdürmektedir.
Bütün bu özellikleriyle dünyada korumada öncelikli 200 ekolojik alandan biri olarak gösterilmiştir. Bölgeye bu özelliği kazandıran ise; binlerce bitki türüne ve yaban hayatına ev sahipliği yapan Fırtına, Senoz, Hemşin, İkizdere, Çağlayan gibi derin vadilerdir.
Zengin biyolojik çeşitliliğe sahip bu vadiler ne yazık ki hidroelektrik santralleri tehdidi altındadır. Sadece Rize’de 62 adet HES projesi gündemdedir. Girilmedik vadi, kullanılmadık dere bırakılmamaktadır. Akarsular dağlardan sahile kadar birbirini izleyen iletim hattı (tünel) -santral şeklinde kullanılmak istenmektedir. Dere yatakları susuz bırakılmaktadır. Ekosistemlerin temel unsuru olan su dere yataklarından uzaklaştırılmaktadır.
İnşaat çalışmaları başlayan 4 HES Projesi, daha şimdiden yarattığı tahribatla bölgeyi nelerin beklediğini göstermektedir.
Çevre Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliğinde yapılan değişiklikle 50 megawattan küçük santrallere ÇED Raporu alınması zorunluluğunu kaldıran kararı Senoz, Fırtına, Çağlayan, İkizdere ve benzeri konumdaki mikro ekosistemler için tehdit oluşturmaktadır.
İngiltere’den, Hollanda’dan, onlarca Avrupa ülkesinden daha fazla bitki türüne sahip bir bölgede son derece riskli enerji projeleri için ÇED Raporu bile istenmemesini anlamak mümkün değildir.
D.Karadeniz Dereleri ve içinde bulunduğu alan korunmadığı taktirde;
- Bölgenin en önemli özelliği olan suyun miktarı ve akış hızı santrallerin yapılması ile kesilip, dere yatakları susuz kalabilir veya ekosistemin ihtiyacını karşılayamayacak kadar azalabilir.
- Suyun yetersizliği ekosistemde diğer canlı türlerini de etkileyecek şekilde zincirleme zararlar oluşturabilir.
- Yol yapımı ve inşaat faaliyetleri erozyonu ve heyelanları tetikleyebilir, çok sayıda ağacın kesilmesi gerekebilir.
- Elektrik iletim hattı direkleri çevreye zarar verebilir,
- Canlı ve cansız tüm varlıkları ile doğal bir peyzaja sahip bölgenin yapısı bozulabilir, bölgenin hızla gelişen eko-turizm potansiyelini olumsuz yönde etkileyebilir.
- Projeler vadi de sosyal yaşam ve kültürel yapıyı etkileyebilir.
Tulum, horon, geleneksel yaşam, coğrafyanın getirdiği zorluklar, bozulmamış doğa, “dere kültürü”’nün özgünlüğüdür. Kurutulmuş bir dereye nasıl türküler söyleneceği, altından su akmayan kemer köprülerin ne anlama geleceği sorgulanmalıdır.
‘Dünya Biyoçeşitlilik Günü’nün kutlandığı bu günlerde; Çevre ve Orman Bakanlığı ile Enerji Bakanlığı’nı, Doğu Karadeniz Bölgesi için verilen HES izinlerini yeniden değerlendirmeye, dünyanın dikkatini çeken bu bölgenin yok edilmesine engel olmaya davet ediyoruz.
(Gönder Kahraman Alpak, Haziran 3, 2008, 12:29 AM)