Artık ülkemizde hoşgörünün ve taahmülsüzlüğün en üst sınırda olduğu bir döneme girdik. Hemen hemen tüm Anayasal kurumlarla çatışan bir yönetimle yönetilmekteyiz. Ortada sadece gerilim politikası vardır. Bu Gerilim politikası ile nereye gideceğimiz kestirmekte oldukçada zor görünmektedir.
Günümüzde iktidarlara gelenler, iktidara gelir gelmez tüm başarısızlıkları geçmiş iktidarlara çıkarmaktadırlar. Bugün buna ilave olarak ele geçiremedikleri ve yönetemedikleri kurumlara çıkarmaktadır. Son günlerde ise; ülkede kötü giden ne varsa bunun sorumlusu rahatlıkla bulunmaktadır.
Her şeyle ya kavga edilmekte ya da küsülmektedir.
Bakınız basınla, iş adamlarıyla, sendikalarla, çiftçiyle, esnafla, işçiye kavga eden bir iktidarımız vardır. Ayrıca YÖK ve ordu ile gerilim politikası sürdüren ve bugünde yargı ile kanlı bıçaklı olan bir yönetim söz konusudur.
Yargıya sahip çıkılmalıdır.
İktidar, Şemdinli Dosyasında, iktidarın isteği doğrultusunda yapılan ‘Ergenekon Soruşturmasında nasıl tam destek vermiş ise, aynı şekilde ‘AKP’nin kapatılması’ ve ‘Türban davasında’ da aynı desteği vermeli ve yargıya güvenilmelidir. İşine gelene destek verip işine gelmeyene destek vermemek çifte standarttır. Yani yasalar önünde zengin-fakir, güçlü-güçsüz diye bir ayırım olmamalıdır ve olamazda.
Oysa demokrasinin tam yerleşmediği her ülkede iktidarlar yargıyı ele geçirmeye çalışmaktadırlar. Buradaki amaç, yargıyı ele geçirip muhalifleri yıldırmayı hedeflemektir.
Yargının bu gücü ise, her zaman iktidarların iştahını kabartmıştır. İşte Ülkemizi yönetenlerin de sık sık ‘yargıya müdahale’ girişimleri bu düşünce ile olmuştur.
Geçmişte de böyleydi, günümüzde de böyle…
Yargı, ‘kuvvetler ayrılığı prensibinin’ en temel taşlarından biridir. Bu gücü ise milletinden almaktadır. Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi, ‘Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası Ulusal Egemenliktir. İşte bu güç, milletin gerçek gücüdür.’
O halde yargıyı eleştirirken, kendini eleştirdiğini de kabul etmelisin. Bu durumda ise hatayı da kendinde bulmalısın.
‘Ben güçlüyüm, ben iktidarım, ben ne dersem o olur’ mantığı ise, sadece ve sadece diktatörlüklerde olmaktadır. Diktatörlüklerde kurallar diktatörün iki dudağı arasındadır.
Bugünlerde tartışılan Yargıtay Başkanlar Kurulu basın açıklaması ise, yargıya saldırının meşru savunmasıdır.
Anayasamızca ülkeyi yönetenlerin yargıyı savunacakları yerde, yargıya saldırmaları ve ayrıca hedef gösterilmeleri yargıyı yalnızlığa itmektedir. İktidarın da amacı budur. Buda çok tehlikeli bir yaklaşımdır. Oysa yargının güçlü olmadığı yerde ‘anarşinin’ oluşacağını hesap etmelidirler.
Bu ülke bu kadar gerilimi hak edecek ne yaptı?
(Gönder Nerden aldın pirinci, Mayıs 28, 2008, 4:38 PM)