|
Bölümler
Gazetenin 1. Sayfası
Gazetemize Abone Olun
Arşiv
|
|
| paz |
sa |
ça |
pş |
cu |
cum |
pa |
| | | | | | 1 | 2 | | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | | | | | | | |
Mailinizi ekleyin
Haberlere abone olun:
Saat
Reklam Alanı
|
Çağımız Emperyalizm Çağıdır
Diğer Haberler
Bu haber için makale bulunamadı
Çağımız, emperyalizmin çağıdır. Bu olgusal gerçek günümüze 20.yüzyıldan kalmıştır. Günümüzde emperyalizm geçmiş dönemlerde olduğu gibi dünya halklarının geleceğini karartmaya ve uluslararası egemenliğini perçinlemeyi sürdürüyor. Bu anlamda dünya, emperyalizmin dehşet çağlarını yaşıyor!.. Emperyalist kültür toplumları bireyleştirme yoluyla anlamsızlaştırmaya, bundan dolayı da daha çok bencilleştirmeye çalışıyor. Bencilleştirme, Bireyselleştirme ve Yalnızlaştırma Dünya çapında işgal senaryoları, sayısal gizemler, üstün insan anlayışı, İkincil Cins Kültür'lerin(Ataerkil) yaygınlaştırılması, tektanrı kavramına, doğanın ve tarihsel insanlık kültürünün büyülü ve gizemli öğelerinin sokularak bundan yeni yeni yaşam biçimleri yaratılmaya çalışılması... gibi ve daha birçok üstünlükler ve ayrıcalıklar, bu bencilleştirmenin önce yalnızlaştırmaya yönelik çabalarıdır. Bencillik, bir yaşam kalım güdüsü olarak yüzyıllardır kapitalizmin el atıp geliştirmeye uğraştığı bir olgu. Bencilleştirmeye giden yalnızlaştırma, yani bireyleştirme onu doruğa tırmandırıyor. Emperyalizm, kurallarını kendi koyduğu bir arada yaşama düzeninin salt egemeni olarak varolduğu sürece, küresel hegemonyasının hiçbir eylemine ses çıkaramayacak, böyle bir kitlesel oluşumla amacına ulaşmış olacak. Yani olaylar dünyayı kasıp kavururken, düzenler kurulup düzenler yıkılırken, dünyanın haritaları çıkarlar doğrultusunda durmaksızın değiştirilirken, herkes olanlara büyük bir acizlik ve umarsızlık içinde bakacak.Çünkü büyük yalnızlaştırma gerçekleştirilmiş olacak! Ismarlanan Üstün İnsan Üstün insan, üstünlüğünü düşünür düşünmez, kendinden daha güçlü bir olgunun varlığıyla sarsılacak ve üstünlüğün, kendinden daha büyük başka bir üstünlükle sınırlandırılmış olduğunu görecek.Ve kendinden daha üstün o güce tapacak. Yanardağlar püskürse, yer sarsılsa, kurtlar ulusa ve bir aslan, yavru bir gazeli tüm gücüyle kovalasa da, üstün insan bütün bunları görüyor olmasına karşın yine de yerinden kımıldayamayacak. Öyle ki, taptığı güçten bilincine bulaşan kötümserlik ve karamsarlık havası ona kendinin bir hiç olduğunu haykıracak... Fakat yine de o bunu doğrudan doğruya bir hiç olduğu biçiminde algılamayacak ve bunun üstünlüğün bir gereği olduğunu düşünerek beyninde onu, böyle ussallaştıracak. Kimlik Dağıtma Becerisi Bu durumda emperyalizm, üstünlükçü ve bireyci insana eskisinden daha çok parlayıp göze batacağına inanacağı ve dolayısıyla bundan son derecede doyum sağlayıp varlık bulduğunu sanacağı başka başka kimlikler sunmayı sürdürecektir. Kapitalizm/emperyalizm kimlik dağıtma konusunda işinin ehlidir. Böyle konularda hiç zorlanmaz... Çünkü bu, emperyalizmin elinin altında insanın yaşamı kotarma güdülerinin hırsı olan yalnızca kendini düşünme ve nesneyi yalnızca kendisinin çıkarı için istemesi tutkusu olduğundan güç değil, tam tersi oldukça kolay olacak!... Koşullandırmalar Pavlov'un Farelerini Gölgede Bırakacak İşleyebileceği güdülerin alt örüntüleri emperyalizmin rahatlıkla at oynatabileceği en geniş alandır. Bu alan insanın benliğidir!.. Öyleyse, her zaman olduğu gibi bugün de kapitalist emperyalizm takmış olduğu, "ekonomik ve doğal özgürlük" maskesiyle birlikte, kitlelere (insanlara) şunları söyletmeyi pekala başaracaktır: Kahrolsun sosyalizmin tek tip insanı! Kahrolsun sınıfsız ve büyük uyuma götürecek insanlık ülküsü! Kahrolsun doğaya ve geleceğe sahip çıkmak! Kahrolsun nesnel gerçeklik! Kahrolsun yaşamın renklerini yok eden eşitlik denen zırva! Kahrolsun bireyin yaratıcı doğa malı ırasına göz koyanlar! Kahrolsun doğadan gelen alışkanlık geleneğini devrimlerle bozmaya yeltenenler! Yaşasın kapitalist düzenin çoğul kişilikli insanı! Yaşasın dalgalı, fırtınalı denizlerde kulaç atma ülküsü! Yaşasın bize boyun eğen ve bugünümüze hizmet eden doğa! Yaşasın silahlarımızla makinelerimize esinsel analık yapan doğa ve ilkeli sayısallık ile uzayın bir yerinde bize yaşam veren tanrısal, bir o kadar da gizemli bilinmezlik! Yaşasın bize ayakta kalma ve bunu sürdürebilme yeteneği veren ve böylece bin bir çeşit yemişi tatma olanağı sağlayan bencillik! Yaşasın bizi tıpkı bir yıldız gibi içimize çökmekten kurtaran üstünlük hırsımız! Yaşasın doğadan kopardığımız ve birbirimizi hunharca yiyerek haz aldığımız eşeysellik! Yaşasın baş koyduğumuz her şeyi başarmamızı sağlayan o büyük tutkusallık!.. Eğer dikkatli bir biçimde incelenirse yukarıdaki belgilerin insanın temel güdülerine ilişkin olduğu kolaylıkla anlaşılır. Bunlar insanın doğa malı güdüleridir. Sınıflı düzenlerin üç bin beş yüz yıldır, son kapitalistlerin de yaklaşık beş yüz yıldır bıkmadan usanmadan habire işledikleri temel uygarlık bileşenleridir! İnsanın, moleküler gerçekliğidir... Ona doğadan kalmış, Homo habilis olduğunda bir anda üzerinden atamadığı belirleyicileridir. Ve en önemlisi, insanın insanlaşmadan önce, yani doğaya bağımlı yaşadığı, doğanın tek ve biricik egemen olduğu zamanlarda kullandığı genetik kökenli içgüdüsel olgularıdır. Bunlar, aynı zamanda Birinci Sosyalist Toplum'ların insanı eğitme yoluyla değiştirme politikasının iflas etmesi ile Kültür Devrimi'nin yarı yolda kalmasına neden olanlardır. Onlar ki, Birinci Sosyalizm Savaşları'nın önemli başarısızlık nedenidir... Bu güdüler günümüzde kapitalist propagandayla, insana elindekinin kesinlikle azlığını, komşusunun daha iyi şeylere sahip olduğu kuşkusunu veren ve dolayısıyla çekişme, kıskanma ve ezilme düşüncesiyle tutkusunu harekete geçiren itkilerdir. Bu güdüler, bir, çarpık tarihte kazanılan insansal yetilerle çarpık bir biçimde kaynaşıp adeta görünmezlik kazanmış ve bir de, kötücüllüğün türevleriyle, yani kurnazlık, sinsilik, entrikacılık ve bencillikle karışarak burjuva eğitimin tezgahından geçtikten sonra birer sosyo-psikolojik olgularına dönüşmüştür. Tarihte en büyük romanlar insanın bu karmaşıklaşan yapısını ayrıştırmaya çalışan romanlar olmuştur.
Aslında ve gerçek olan şu ki, insanın, bir kere insanlaşmaya başlamış olmasıyla artık onlara da gereksinimi kalmamıştı. Bunlar beş bin yıldır tarihi çarpıtarak düzenleri sürdürmeye yaradı. Üçüncü Sosyalizm Savaşında Unutulmaması Gereken Tedbirler Bundan böyle bunlar kapitalistlerin kullanımından alınıp insanın içinden kovularak ait oldukları geçmişe gönderilmelidir. Onlar, eski dünyanın mallarıdır. İkinci Sosyalizm Savaşları'nda da insanın en büyük düşmanı emperyalizmin uğraşısı olarak anlaşılıp ele alınmalıdır. Ve devrimci sanat insanın köklerini insana göstererek iyimserliği kurmalı; ayağı yere basmayan, öznel ve iradeci tutuma son vermelidir. Bu süreçten çıkacak olan işçi sınıfının yarım yamalaklı tutumu değil, gerçek sınıf tutumu olacaktır.
İşte o zaman usun iradeyi esas alan ısmarlama insanı bir yana, diyalektiği esas alan insansal usun sınıf bilinci aydınlığında iyimserleşmiş ve Marksizm’e sarılan gerçek sınıf aidiyetli sınıf insanı İkinci Sosyalizm Savaşlarını başarıya ulaştıracaktır. Sosyalist Aydınlanmanın Sanat ve Edebiyatı Bu amaçla İkinci Sosyalizm Savaşları'nın sanat ve edebiyatı, önceliği, emperyalizm tarafından keskinleştirilen insan olma öncesi sınıf zaaflarını temizlemeye vermelidir. Yine öncelik sınıfsal ekonomik ve toplumsal çıkarların insanın bireysel çıkarlarıyla çelişmesinin çözümlenmesine tanınmalıdır. Bu anlamda sosyalist gerçekçilik Sosyalist Aydınlanma'ya dönüştürülmeli, emperyalizmin bütün insanlığa dayattığı temel zaafların törpülenmesi eylemine karşı sosyalist dönüştürmeyi ön plana çıkarmalıdır. Başka deyişle, "Sosyalist Aydınlanma" edebiyat ve sanatının birincil görevi; bireyciliğin, bencilliğin, kurnazlığın, entrikacılığın, alışkanlığın, nesne taparlığın, üstünlük ve elde etmecilik kaynaklı çekişmeciliğin ve cinselci yapay kültürün, dinsel sömürünün emperyalist çağda ne tür biçimlerde işlendiğini, aslında onların gerçekliğinin neler olduğunu göstermek olmalıdır. Başka deyişle, Sosyalist Aydınlanma edebiyat ve sanatı öngörmeden önce insana genel insanlık durumunu göstermeli, emperyalistlerin güdümündeki insanlığın ve fizik dünyanın nasıl bir sona, hangi yöntemlerle götürülmek istendiğini kanıtlamalıdır. Sosyalist Aydınlanma hareketi, burjuva tarihinin köhne insanın karşısına yeni insanı çıkartma hareketidir.
Ve elbette böyle bir hareketin belkemiğini; güdüleri de, gizemi de ve hatta tek özellik kalmaya giden insanı da tüm gerçekliğiyle ortaya koyacak olan edebiyat ve sanat oluşturacaktır. Kapitalizmin Çarpık İnsanı Tarihteki Burjuva Aydınlanmacılığı, dine karşı doğa malı insanın sahip olduğu doğal güdülerin özgürlüğünü savunup işledi. Dahası savunduğu gibi, ayrıca bir de dine karşı onları kutsadı... Vaftiz edilen insanın doğasıydı; vaftiz eden de kapitalizmin doğası... Fakat kapitalizmin vaftiz töreninde vaftiz edilen, yani kutsanıp aşılanan insan ağacı, sınıf kırılmasından sonra ikinci kez çarpık tutacak yanlış bir aşılamaydı... Ve insan yine çarpık insandı. Sosyalizmin Doğru (Yeni) İnsanı Böylece o, gündemimizdeki doğru insanın karşıtıdır. Kapitalizmin çarpık insanına karşılık olarak İkinci sosyalizmin yeni insanı, yaşam kalım öğelerinin egemenliğinden kurtulmuş dimdik, doğru insandır!.. Sosyalist Aydınlanma'nın sanat ve edebiyattaki insanı, Burjuva Aydınlanma'nın yücelttiği yaşam kalım öğeli insanı değil, işte bu dimdik, doğru insandır. Geleceği yaratmakla kötümserliği, yılgınlığı ve korkuyu yok ederek insanda artık iyimserliği kuracak böyle bir "Sosyalist Aydınlanma" sanat ve edebiyatına yürekten selamlar!.. Yeni İnsanın Üremesi dileğiyle…
148 Kere okundu
|
|
Bu haberi beğendiyseniz, notunu siz verin.
|
Yorumlar (0 Tane Yorum Yazılmış)
|
|
|
|