‘Terör’ kelimesi Latince’den gelir. Kelime anlamı: Korkudan titreme veya titremeye sebep olmadır. Latince anlamına paralel olarak birçok dilde de buna benzer anlamları çağrıştırır. Örneğin, Fransızca sözlüklerde, Bir toplumda bir grubun, halkın direnişini kırmak için yarattığı ortak korkudur. İngilizce sözlüklerde ise genellikle siyasi nedenlerle, halkın gözünü korkutmak ve halkı yıldırmak için dehşet öğesini kullanmak anlamına gelir.
Türkiye’de yıllarca teröre karşılık olarak ‘anarşi’ kelimesi kullanılmıştır. Son yıllarda bu kelime terk edilerek yerine ‘terör’ denmeye başlanmıştır. Terör kavramının Türkçe’deki karşılığı ‘yıldırma’, ‘korkutmadır’.
Terörün etimolojik anlamında olan kötü çağrışımların yanında pratik hayattaki çağrışımları ve etkileri daha korkutucudur.
Terör, kelimesini duyduğumuz zaman tüylerimiz ürperir. Kelimeyi ilk duyduğumuz anda hiçbir suçu olmadan ölen insanlar, ailesi parçalananlar, topraklarından zorunlu olarak göç ettirilen insanlar aklımıza gelir. Belki de en çok aklımıza gelen, en suçsuz olan ve terör kelimesinin anlamını bile tam olarak bilmeyen çocuklardır. Terörün hangi dilde ne anlama geldiği onlar için pekte önemli değil. Bilmeseler de olur. Fakat onlar için önemli olan daha güvenilir ve daha yaşanabilir bir dünyadır. Böyle bir dünyayı onlara sunmakta ne kadar çaresiz kaldığımızın gerçekten farkında mıyız?
‘Terörün kaynağı dış mihraklardır. Terör dışarıdan besleniyor’ cümlesini hemen hemen her siyasetçiden duymuşuzdur. Türkiye’nin, bulunduğu coğrafya gereği sürekli tehdit altında olduğu bir gerçek; fakat başımıza gelen bütün olumsuz olayların nedenini de dışarıda aramak gibi bir yanılgıya kapılıyoruz. Bu paranoya o kadar uç noktalara çıktı ki, Marmara depremini bile dış güçlerin yaptığını düşünenler; hatta söyleyenler oldu. ‘Amerikalıların yaptığı bir düzenek, fay kırıklarına etki yaparak deprem etkisi yaptı’ dendi. Bu örnek belki de paranoyanın en uç noktası olarak ifade edilebilir.
Bir devletin dış düşmanının olması reel politika gereği gayet normal çünkü; devletler de insanlar gibi varlıklarını sürdürmek için ‘en güçlü’ olmayı isterler. Güçlü olma isteği ise kendine düşman seçmek için yetmektedir. Dışarıda güçlü olmanın tek koşulu da iç siyasette güçlü olmaktır. Birçok devlet ilk önce iç siyasette güçlü olmanın gereğini bildiği için ilk olarak iç siyasette güçlenmeye çalışmıştır. İç siyasete güçlü olduğunu düşünen bir devlet, içerisinde olan bir olumsuzluğun sebebini ilk önce kendi iç siyasetinin bir zafiyeti olarak değerlendir. Eğer sorun içerde değil ise dış güçlerden şüphelenmeye başlar.
Bizde ise tam tersi bir yapı söz konusu, Sorunun kaynağını ilk önce dışarıda aramaya başlıyoruz. Bu arayış bir süre sonra paranoya haline bile gelebiliyor. Ülkemizdeki terör olgusu da bu aşamaya gelmek üzere. İç siyasetteki güçsüzlüğümüz yeni sorunların doğmasına ve var olan sorunların daha da büyümesine sebep oluyor.
Tüm bunlar yaşanırken hiçbir şeyden haberi olmayan çocuklar ölmeye devam ediyor. Biz ise paranoyalarımızı temellendirmek için yeni yeni paranoyalar üretiyoruz. Bunlardan kurtulmamızın yolu ise ters orantıyla yaklaştığımız bu durumu doğrultmak. Yani iç siyasetteki olgunluğu ve gücü yakalayabilmekten geçiyor. Bu durumda ve bu koşullarda ne derece başarılı olabiliriz, artık orası da güçlü siyasetçilerimize kalmış!
Sevgi ve saygılarımla.
(Gönder meliha civelek, Nisan 6, 2007, 8:39 PM)