Demokrasinin neresinden tutarsanız tutun, ülkemizdeki kadar ‘geniş mezheplisine’ rastlayamazsınız belki de! Ve böylesine renkli ve bol gelenine de. Gelişmeleri, açıklamaları, yalakalık, yamanmalık, dansözlük ve de envai türlü yüzsüzlükler ile aymazlıkları izliyor, kiminiz Anya’dan kiminiz de Konya’dan bakıyor ve yorumluyorsunuz! Artısında hikaye, fıkra veya kıssalara girmeye gerek yok.
En güzeli, Milli takımın Avrupa Şampiyonasındaki karşılaşmalarında yaşanan coşku ile ortaya çıkıyor! Ne dert, ne tasa ve ne de satılmışlıklarla geçim ve seçim derdi geliyor insanlarımızın aklına…
Bu güne kadar birçok yazımızda, haberlerimizde dikkat çekmeye çalıştığımız emperyalist varsayım ve gelişmeler ‘komplo teorisi’, ‘paronaya ürünü’, ‘kısır görüş’ veya ‘dinozorluk’ gibi çeşitli bakış açılarıyla yorumlandı ve eleştirildi. Ama, yaşadıklarımız bunun tersini gösterdi. Yani boş yazmamışız. Örneğin önceki hafta yaşanan gelişmeler ışığında İngiliz etkisine dikkat çekmeye çalışmıştık. Ufacık bir göz gezdirmenizi öneririz yeniden!
Tam bunları yoğururken beynimizde, merhum Cavit Özgür amcamızın yıllar önce İpsiz Recep’le ilgili araştırmalarımız sırasında anlattığı anekdottaki ‘Sibirya sürgününde Saidi Nursi ile karşılaşması’ geldi aklımıza. Ve ardından Güneydoğu’da ortaya çıkan ‘terör örgütü-CİA-tarikat bağlantısı’ haberleri düştü ülke gündemine. Hiç geçmedi aradan, bir de baktık televizyonda genç bir kadın, Atatürk’ü değil Humeyni’yi sevdiğini açık yüreklilikle anlatıyor! Aslında bu biraz da acı bir gülümsemeye neden oldu! Sonrasında ise çeşitli yorum, açıklama, yanlış anlaşılma ve değerlendirmeler, soruşturmalar vs. geldi.
Ama bizce asıl nokta gözden kaçıyordu her zamanki gibi. Sizin kimi sevip sevmeyeceğiniz bir noktaya kadar kimseyi ilgilendirmeyebilir ancaaak, siz çıkıp eğer Türk ulusunun, yedi düvele ve emperyalizme karşı dünyada eşi benzeri görülmeyen bir mücadele ile vermiş olduğu Kurtuluş Savaşını ve sonrasında kurmuş olduğu Cumhuriyeti küçümseyerek, ‘İngiliz sömürgesinde kalsaydık daha rahat ve özgür olurduk’ derseniz o zaman asıl niyetinizi ortaya koyarsınız. Hele de ‘dini inançlarınız’ nedeniyle baskı altında kaldığınızı veya ileri sürdüğünüz benzeri durumları bahane göstererek, ‘inançlarınız doğrultusunda’ ülkenizden başka bir ‘İslam’ ülkesine değil de, ‘Hıristiyan’ bir ülkeye gidiyor ve orada yaşamayı tercih ediyorsanız o zaman size birileri ‘hoş geldin’ der!.. Ve doğal olarak, eğer adınızın Fatma veya Mehmet olmasından rahatsızsanız da sorununuz yok demektir.
Hazır İngilizlerden konuşmuşken, tamamen tesadüf eseri yine bu olaylar üzerine yoğunlaşırken İngiltere’den Türk asıllı bir doktorla görüştük. Hiç ayrıntıya girmeden oradan görünüşü özetledi bize. Avrupa Şampiyonasındaki çıkışımız dahi tamamen siyasi yorumlarla ‘Türklerin Avrupa’ya meydan okuması’ olarak yorumlanıyormuş. Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘ilahlar’ tarafından korunduğu konuşulan siyasi çevrelerde ve kamuoyunda ayrıca ‘AKP’nin kapatılacağı ve de sonrasında askeri bir darbe olacağı’ senaryoları üretiliyormuş! İlginçtir, bir de İngiltere’den gelen ve ekonomimizden sorumlu Devlet Bakanımız Mehmet Şimşek ile ilgili İngiltere’deki yakınları ve hemşerilerinin anlatımlarını da sokuşturdu araya İngiltere’de okuyup, orada çalışma yaşamını sürdüren Türk asıllı doktor! Ayrıntısını zaten önceki haftaki yazımızda vermeye çalışmıştık…
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının ardından yaşanan tartışmalar, kurumların yıpratılması ve özellikle de karşı karşıya getirilmesi ile Genel Kurmay’daki üst düzey komuta kademesine karşı başlatılan karalama girişimlerinin gerginliği bir kenara, Ağustos’ta Genel Kurmay Başkanı olması beklenen İlker Başbuğ’a karşı yapılmaya çalışılan karalamaların asıl hedefi ortada değil midir? Bu durumdan sonra Eylül’de hangi yaprak dökümleri beklenmektedir yada Eylül’ün anımsattıklarına mı özlem duyulmaktadır.
Ülkemizin içerisinde bulunduğu durum neden görmezden gelinerek, bütün uyarı ve gelişmelere karşın hala gerilim tercih edilmekte veya birileri bir şeylere çomak sokmaya çalışmaktadır. Bu yurdun insanları artık ‘ihtimaller’ üzerine ‘ihtilallar’ı ihtifal etmemelidir.
Meclis Genel Kurulu’nda TRT Kanunu değişikliği görüşülürken yaşanan ‘İsmet İnönü millet düşmanı’ densizliğinin tartışması ve bu tartışmanın AKP Rize Milletvekili Dr.Lütfü Çırakoğlu’nun onay verici desteği ile başlaması oldukça ilginçtir. Bunun ayrıntısına girmeden, TRT’de yaşananlara da değinmeden, bütün tepki ve uyarılara karşın Bayındırlık Komisyonu’nda kabul edilen 4734 sayılı Yasadaki değişiklik taslağının yerel basına vuracağı darbenin boyutlarına bakmanızı isteriz. Yerel basının susturulması, aynı zamanda demokrasinin çok sesliliğine vurulacak büyük bir darbe, Anadolu’nun bağrına saplanacak hançer olacaktır bu değişiklik. Bu tasarı TBMM’de görüşülürken yerel basının bölgelerimize ve ülkemize olan katkıları, 15 bin emekçisi, milyonlarca okuru ve en önemlisi oluşturacağı sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal yaraların göz önünde bulundurulması gerekir.
Başka bir izaha gerek var mı?