Dünya üzerindeki yerleşik kültürlerde olduğu gibi bizim kültürümüzde de ‘bahar’ güzelliktir, emektir, tarlada açan çiçek, yeşeren umutlar ve gelecektir! Ama vahşi kapitalizmin, emperyalizmin ve sömürgeciliğin baharı yoktur. İşte ‘yeni dünya düzeni’ diye adlandırılan globalizmin hedefi budur bir anlamda: ‘baharları’ ortadan kaldırmak.
Bahar, bizim için, ülkemi, bölgemiz ve kültürümüz için de yüklü anlamlar taşır kendinde. Üründür aynı zamanda, bolluk, berekettir. Doğu Karadeniz için diğer bir anlamda Yaş Çay Kampanyasıdır da. Çiledir kimi zaman, emeğinin karşılığını alamamadır, alın terinin burukluğudur özellikle son yıllarda!
Yine böyle bir baharı kucaklıyoruz. Kampanya hazırlıkları yapılırken, yeni yeni filizleniyor çay bahçelerindeki tomurcuklar. Fiyat tartışmaları başladı bir yandan, bir yandan da yumak yumak olmuş sorunlar geliyor aklımıza.
Hemen her kampanya öncesinde yaşanan fiyat tartışmaları bu yıl da yaşanacağa benziyor. İlgili ilgisiz her örgütten bir ses çıkıyor. Yıllardır serzenişte bulunduğumuz bütünsüzlük yine devam ediyor. Böyle olunca da dilediğince at koşturuyor ‘çay’ üzerinde. Örneğin, üreticilerin özel sektör firmalarından 300 milyon Ytl’lik alacağı, Çaykur’un 4 yıl içerisinde özelleştirileceği, kaçak çay, çay ihtisas gümrüğü, sektördeki başıbozukluk gelmiyor kimselerin aklına…
Yaş Çay fiyatı ile ilgili oluşturulacak bütünlük, sorunların çözümü aşamasında da etkili olacaktır. Bizce, bunu tüm demokratik kitle örgütlerinin bir araya gelerek oluşturacağı bir sempozyumda masaya yatırmalı, enine boyuna tartıştıktan sonra kamuoyuna deklere etmeli ve tek ses olarak masadan hak ettiği şekilde kaldırılmalıdır. Böylece, kamuoyunda farklı rakamlarla konuşup, el altından farklı raporlarla deyim yerindeyse ‘yalakalık’ yaparak çift taraflı oynayanların da önü kesilmiş olacaktır. Ve başka konularda da aynı bütünlüğün sağlanmasının yolu açılacaktır bir bakıma.
Çayın, sadece bölgemiz ve Rize için bir ürün olduğunu düşünmek yerine, ülkemiz açısından da taşıdığı ekonomik, siyasi, sosyokültürel ve stratejik önemini de ön plana çıkararak değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Dolayısıyla Çaykur’un da bu çerçevede tutulması zorunludur.
Hazır çay’dan söz etmişken, Mayıs içerisinde ödenmesi planlanan destekleme pirim ödemelerinin Başbakan’ın Rize gezisi öncesine denk getirilmesi bizi epeyce bir eskilere götürdü. Eskilerden ziyade, birilerinin ‘Rizelilerden utanmak’ anlamında cümleler sarf etmesine neden olan günlere de uzandık birazcık. Hayırlısı neyse…
Sahil Yolu açılışı da ayrı bir konu ama, gene de fazla bir zaman geçmedi, Ocak’ın 2’sinde söylenen 10-15 günün üzerinden. Keza bölgenin dışında bulunan insanlara da yolun durumunu anlatmak sanırız biraz abesle iştigal gibi olacaktır. Açılıştan sonraki aylarda bölgeden gelecek yolu ilgilendiren haberlerle sanırız az çok farkına varılacaktır vahametin!
Bir diğer konu ise Ovit Tüneli. Önceki hafta Başbakan Erdoğan’ın konuyu Bakanlar Kurulu’na götürdüğünü ve gelişmeleri aktarmıştık. Sonrasındaki gelişmeler bu hafta da konumuz. Umarız, Bakanlar Kurulunda görüşülüp tartışılan bu konu dilediğimiz yönde gelişir. Ancak, zamanla dikkat çektiğimiz bazı ince ayrıntılar da bazen gözümüzü çıkarmıyor değil!.. Örneğin bölgemizde yayın yapan bir gazetenin bu konudaki dışavurumu ele alınabilir. Sanırız bilgisi olanlar yeterince anlayabilmişlerdir konuyu.
Baharın gelişiyle başladık, Başbakan’ın gelişi ile sürdürdük…
Yaşamınızın, baharın yüklediği pozitif anlamlar gibi güzelleşmesi dileğiyle.
(Gönder cengiz, Nisan 5, 2007, 5:29 PM)