Hayır ve şerle başlarsınız kendinizi sorgulamaya! Hayırları alır, şerleri kovarsınız yaşamınızdaki felsefenizden kendi kafanıza göre. Aslında sözün özünde ‘ne de sihir’ vardır ama kerametleri sıralarsınız metafizik ötesine. Hikmetinizi sorgulamadan siyasetin vücudundan nemalanırsınız kimi zaman!
Gelişirsiniz, geliştirirsiniz kendi siyasetinizi, kendi demokrasi ve hukukunuzu yaratırsınız hakkaniyetlerinize doğru. Siz varsınızdır kendi evreninizde sadece. Toplumsallığı ve yaşamın gereklerini itersiniz bir kenara özgür menfaatleriniz arasında. Hep kullanılmaktan şikayet eder, kullananları suçlarsınız! Kullandırtmamayı denemezsiniz ama…
Siyaset işte böyle menem şeydir kimi zaman. Ekmek etiketlerini dahi kendi adınızla çıkartır, kendinizden olmayana yaşam hakkı tanımazsınız. Gözünüz karadır günümüz globalizminde. Emperyalizme sual yöneltemez, suyunuzu kurutmasına bakakalırsınız.
Dilinizde ‘tüy’ biter anlata anlata bizim gibi, kimseye dinletemezsiniz; ardından birileri çıkar size ‘anlatamıyorsanız yönteminizi değiştirin’ yada ‘Türkçe konuşun’ der!
Yahu kardeşim, ‘Rize, yılın ilk 6 ayında 175,162 milyon YTL bütçeye katkı sağlıyor, karşılığında 153, 451 milyon YTL yatırım alıyor’un Türkçesi nasıldır? Yada bunu insanlara anlatmanın stili nasıl olmalıdır?
Peki, eğitime bu kadar önem(!) verdiğinizi söyleyip, yatırımlar-kaldırımlar yapıyor olmanıza karşın hala gerilere doğru ilerlemenizi nasıl anlatırsınız? Gerine gerine, börüne börüne yaptıklarınızla övünüp, allandıra ballandıra anlatarak tarihe not düşmelerinize ne diyeceksiniz?.. Nasıl olsa ‘leb’ deseniz ‘leblebiyi’ kapıyor karşınızdaki yüzdelikli zümre.
Aç bırakılır, odunsuz kömürsüz kalırsınız, ardından sizi bu halde bırakanlar size lokma dağıtır sonra ‘alternatifsiz’ davranırsınız. İnsanlar işinden olur, kepenkleri kapanır, sonra çıkar birileri onlara 2-3 öğün sıcak yemek dağıtır olur ağası paşası!
Fazla dağıtmayalım, sonra agresifleşip kendimize küfrettiriyoruz, neme lazım!..
Bizim, aslında bölgemizin ve dahası ülkemizin en önemli unsuru çay ve Çaykur. Bunların yanında gelecek yüzyılın mutlak değeri su ve doğa. İçinde bulunduğumuzdan davulun sesini pek alamıyoruz!
Onlarca yıldır çay sektörü birilerinin gözünü kamaştırıp ağızlarını sulandırıyor. Adam çıkıyor envai türlü entrikalarla, alicengiz oyunlarıyla makam mevkilere geliyor, ardında bir sürü leke, fezleke bekliyor, bizde ağzımız açık medet umuyoruz.
Gübre konusu ortada, çaydaki ödemeler dengesi ve Çaykur’un durumu kenarda. Üretici ha keza. Mesela, hiç bu güne kadar aydan aya hesaplama yapılıp, taksitlendirmelerle ödenmiş miydi çay parası? Çaykur rekorlardan altınlı yıllara imzalar atarken(!), bir önceki yıla oranla çay rekoltesinin yüzde 17 gerilemesi neye bağlanacak. Kontenjanı kotası bir yanda dururken, artık çaylıklarını yarıya vermekten vazgeçen, yarıcılar ise 3’te 2’den dem vururken, çay parasının hala neden 2 simit 1 çay ve azcık da zeytin alamadığını mı hesap edeceksiniz?
Yoksa, taksit taksit ödenmeye çalışılan çay paralarının fabrikalara dayanan icra ve haciz dosyalarına yetmediğini mi düşüneceksiniz. Gübre için kesilen kooperatif payları bir yana, kredi kartları diğer yana artık köyündeki telefonlarının parasını dahi ödeyemiyor üretici. Artık, ‘biz demiştik, uyarmıştık’ demeyeceğiz. Bunun Türkçesini veya anlatım stilini de araştırmayacağız…
Çaykur’da bir hengamedir gidiyor 8 aya varan bir süredir. ‘Ak Baba’ gibi gelip çöreklenmek isteyen ‘rant paylaşımcıları’ emeği sömürmenin hesabını yapıyor. Çalışma barışı, toplumsal uyuşum ve sosyal denge bozuluyor. Sendikal mücadele adına etik dışı tutum ve davranışlarla, siyasi baskı, sürgün ve tehditlerle aşama kaydedilmeye çalışılıyor. Bırakın memur ve yönetici kesimi, artık işçiler de sürülmeye başlandı. Yaratılmaya çalışılan kutuplaşma sonrasında ortaya çıkacak olayların sorumluluğunu kimler üstlenecek, bu ortam karıştırıcılar buralardan çekip gittikten sonra gerideki çöküşün hesabını kimler verecek?
Bu zatı muhteremler, 1990’lı yıllarda neden tutunamadı buralarda. Çay sektöründe bu kadar örgütsüz çalışan varken neden Çaykur seçildi. Hangi siyasi düşünceye, hangi inanışa veya hangi bakış açısına sahip olursanız olun emeğinizin hakkı neyse o olmalıdır. Emeğin fikri, inancı, ayrımı olabilir mi?
Şöyle kendi kendinize bir oturup bir düşünün bütün insanlığınızla, siz neresindesiniz bu sorumluluğun. Kerametlerinizi bir kenarda saklı tutup, hayra yorun bakalım şu son durumlarınızı. Nelerin sonradan ‘para’ etmeyeceğini düşünerek, hiç de öyle metafizik ötesine gitmeye gerek olmadığının farkına varın en azından. ‘Her şeyde bir hayır vardır, kerametinden sual olunmaz’ teslimiyetçiliğinden sıyrılmak, kendi iç isyanınıza teşvik sayılmaz korkmayın!
Tarih sadece 2 bin yıldır değil, 10 bin yıla yakındır tekerrürünü sıralıyor! Hayatın güzelliklerini görebilmek dileğiyle…