Bu ne kadar tatlı bir börektir ki, neyi var neyi yoksa boca eder durur insanlar tadına varabilmek için. Kim bilir hangi saf düşünce ve duygularla yoğurup çıkarmıştır, emek harcamış, alın teri akıtmıştır ‘Yağma Hasan’ bu börek için. Hangi zamanda, kimler tarafından icat edilerek günümüze taşınmıştır bilinmez amma; hakkını da yememek gerek, vermiş verebildiğince tadını! Artık bunu çıkaramazsınız bundan sonra yerleşik bilcümle alem lügatimizden…
Ama acıdır haaa günümüzdeki ‘Yağma Hasan’ın börekleri’… Her ne kadar tadı hoş gelse de tüyü bitmemiş yetim hakkı, alın teri, emek yiyicilerine; acıdır sindirmesi… ‘Aheste aheste çıkar’dır geldiğinde vakti zamanı!
Hiç siyasetin osuna-busuna, kapatmalardan ‘Ergenekon’a uzanmadan; ele almadan inceden inceye hesaplaşmaları çaya ve Çaykur’a döneceğiz yüzümüzü. Görmek istemeyen, duymak istemeyenler kör, sağır, dilsiz olsa da!..
Üretici çayını satamıyor, kotasını dolduramıyor, parasını taksit taksit alamıyor, kredi kartları başta olmak üzere gelen icra ve hacizlere yetişemiyor ama bizim cengâverlerimiz demokrasiden, haktan hukuktan, sosyal devletten, büyümekten ve ilerlemekten söz ediyor! Kabuk değiştirtiyor inim inim…
Yaklaşık 8 aydır devam eden bir sendikal mücadele söz konusu etrafımızda. Artık mücadeleden çıkıp, topyekûn bir savaşa dönüşmüş adeta. Hiç kimse yana, kıya vurmasın! Keser de ortada sap da! Bir iktidar partisinin kendi potansiyel seçmenine karşı başlattığı bu seferberliğin ‘rant’ kavgasından başka bir anlamı yoktur. Burada tarih çok ince ayrıntılarla yazılmakta ve adeta bir katliama zemin hazırlanmaktadır! Umarız sonuçları katlanılmaz boyutlara ulaşmaz. Yoksa bunun hesabını kimse veremez…
Aslında daha fazla yazmadan, hatta bu kadar ayrıntıya girmeden Yalçın Doğan’ın Hürriyet Gazetesi’nde 25-26 Temmuz tarihlerinde peş peşe yayımlanan 2 ayrı yazısını aktarmak istiyordum sizlere. Hoşgörüsüne sığınarak ve altına imzamızı atarak… Ama uzun olacağından şimdilik kısa alıntılarla aktarmakla yetineceğiz. Ayrıntılarını siz bulur okursunuz dilerseniz.
“Nafile Emir: Çaykur’a Hücuuuum” başlıklı ilk yazısında Doğan, “Çadırı Rize’de Çaykur binasının tam karşısına kuruyor. Baskılara karşı protesto için. Türk-İş Genel Sekreteri, aynı zamanda Tek Gıda-İş Başkanı Mustafa Türkel dört gündür Rize’de eylem yapıyor. Aziz Türk basınında bu eylemle ilgili henüz tek satır yok. Oysa Çaykur işçilerine yönelik, "bak ha, yoksa işinden olursun" türünden gözdağı, almış başını gidiyor.”girişi ile başlamış.
Türkel’in açıklamalarını verdikten sonra soruyor: “Bu vahim, bu demokrasi dışı saldırının arkasında ne var?
Çok basit. AKP’nin, Çaykur işçilerini, kendi yandaşı bir sendikaya üye yaptırma çabası var.
Çaykur’da 14 bin 277 işçi çalışıyor. Büyük çoğunluğu Türk-İş’e bağlı Tek Gıda-İş üyesi. Son sekiz aydır Çaykur işçilerine yoğun bir baskı uygulanıyor. Tek Gıda-İş’ten ayrılıp, Hak-İş’e bağlı Öz Gıda-İş’e geçmeleri için.
Hak-İş Başkanı Salim Uslu’yu tanıyorum, zaman zaman sohbet ediyoruz. Biliyorum, itiraz edecek ama Hak-İş, AKP’nin arka bahçesi. Zaten, AKP’nin Çaykur işçilerine Hak-İş’e bağlı sendikaya geçmeleri için yaptığı baskının altında yatan bu. Yoksa bir sendikadan ötekine geçmek için neden baskı yapsınlar?
AKP’nin istediği sendikaya geçince ne olacak?
Ne olacak, yarın toplu sözleşme yetkisi o yeni sendikaya verilecek, toplu sözleşmede de, işçilerin ücret artışı ve diğer hakları, AKP’nin istediği yörüngeye oturacak.
Her sektörde ve her kurumda kadrolaşma mantığının yeni bir uzantısı, ‘orası da bizim’ çığlıkları.
…
İşin özü, madalyonun öte yanında. AKP, Tek Gıda-İş’i neden hedef alıyor?
Mustafa Türkel, gerek 1 Mayıs’ta, gerek çeşitli sivil toplum eylemlerinde AKP karşısında. Her sefer tutarlı tavır sergiliyor, AKP’nin tekerleğine çomak sokuyor.
AKP şimdi, Çaykur üzerinden onu zayıflatmayı deniyor. Ama nafile.”
Evet, uzun oldu biraz ama Yalçın Doğan’ın ilk yazısı böyle bir özetleme örneği. Ama asıl önemlisi 26 Temmuz’daki “Erdoğan Allah’ı Şahit Tuttu” başlıklı yazısı ki; pek de yenilir yutulur cinsten değil… Buyurun:
“İlandaki o cümle. Ben ilandaki o cümlenin peşinden gidiyorum. Çaykur’da çalışan işçilere aylardır baskı yapılıyor. Sendikal özgürlüğe ters, sendikal adaba aykırı baskılar. Üyesi bulundukları Tek Gıda-İş’ten ayrılıp, AKP iktidarına yakın Öz Gıda-İş’e üye olmaları için.
Baskı, dalga dalga. AKP Rize milletvekilleri, Çaykur yönetimi, Rize AKP il ve ilçe başkanları, hepsi birden Çaykur işçisine yükleniyor, "sendikanı değiştir".
Baskılar karşısında Rize’de çadır kurarak eyleme geçen Tek Gıda-İş Başkanı ki, aynı zamanda Türk-İş Genel Sekreteri Mustafa Türkel gazetelere ilan veriyor. O ilandaki bir cümle, üzerine roman yazılacak türde.
Tayyip Erdoğan’a açık mektup yazan Mustafa Türkel o ilanda şunu söylüyor: ‘Çaykur işçilerinin Tek Gıda-İş’ten ayrılıp, Öz Gıda-İş’e üye olmaya zorlanması yolunda en küçük bir işaret ya da imada bile bulunmadığınız, hatta parti yönetim kademelerini sendikal meselelere asla müdahale etmemeleri için uyardığınıza dair beyanınız, sizi makamınızda ziyaret ettiğimizde, Allah’ı şahit tutarak, bizzat tarafımıza yapılmıştır".
İşte ilandaki cümle bu. Az, buz iddia değil.
Erdoğan, Allah’ı şahit göstererek, Çaykur işçisine müdahalede bulunmadığını söylüyor. Koca Başbakan, yalan söyleyecek hali yok. Hele de, mümin ve inanmış bir adem olarak.
2007 Kasım ayı. Türk-İş kongresi yaklaşıyor. Türk-İş yönetimi, Erdoğan’ı kongreye davet etmek için, Başbakanlığa gidiyor. Odada Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, o günkü Türk-İş Başkanı Salih Kılıç, bugünkü Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu, Türk-İş yönetiminden Ergün Atalay ile Mustafa Türkel var.
Çaykur’da işçilere baskı meselesi açılıyor. Başbakan Erdoğan isim sayarak: ‘Çaykur genel müdürüne, Rize AKP il başkanına ve diğerlerine söyledim, Allah şahidimdir, bu işe karışmayın, dedim.’
Mümin ve inanmış bir adem olarak, üstelik Başbakan, Allah’ı şahit tutarak, yalan söyleyecek hali yok.
O zaman, Rize milletvekilleri, AKP il Başkanı, Çaykur yönetimi işçilere baskı yapma cesaretini kimden alıyor?
Bu kritik soru ve Çaykur’da işçilere baskıyla ilgili, CHP Gurup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu Başbakan Erdoğan’a soru önergesi veriyor. İlandaki gibi, madem baskı yok, ‘şimdi baskı ile ilgili soruşturma açacak mısınız’ sorusu.
Mümin ve inanmış bir adem olarak, Allah’ı şahit gösteren Başbakan Erdoğan, Çaykur’da işçilere yapılan baskı karşısında ne yapar?
1- Ben öyle bir cümle söylemedim, der. Odadakiler yanlış duymuş olabilir.
2- Köpeklere ekmek dağıtır, yemini geride kalır.
3- Yeminine sadık kalır, AKP Rize ve Çaykur yönetiminin altından girer, üstünden çıkar.
Sadece ihtimalleri sıralıyorum, yoksa bence, kesinlikle ve mutlaka üçüncü şık.
Delikanlı ve harbi bir Başbakan olarak, bunların anasını ağlatmak, onun boynunun borcu. Allah’ı şahit göstermiş, mümin bir Başbakan olarak, sözünün altında kalacağını hiç sanmıyorum.
Siz hangi şıkkı işaretliyorsunuz? Siz de, üçüncüyü değil mi?”
Bundan sonrasına bize söz söylemek düşmezdi sanırız. ‘Yağma Hasan’ın ruhuna rahmet okumak haddimize mi kalmış yoksa!.. Miraç Kandiliniz, sevgi dolu yüreklerinizin saflığı derecesinde kutlu olsun…