Dünyanın tepesinden bakmak deyimiyle, başlarsanız söze; kendi kendinize arar durursunuz çıkacak bir tepe. Oysaki yuvarlak olan dünyanın tepesini bulabilirseniz Galileo Galilei’nin uğruna ömrünü feda etmeyi bile göze aldığı gerçekliği de bir ütopyaya dönüştürürsünüz!..
Asıl sorun, bu uğurda dönen çeşitli dalavere ve dolapların yanında ayak oyunlarının, sahtekârlıkların ve bilcümle alicengiz düzenlerinin hele de günümüzde maharet sayılmasından kaynaklanıyor. Başlıktaki ‘katakulli’ nitelemesi, argoya kaçsa da biraz, bütün bunları kapsamasının yanında iddiaya göre aslen Karadeniz kökenli bir türeme olması da ilgi çekici geldi bize.
‘Tezgâh kurmak’ anlamında kullanılan ‘katakulliye getirmek’ deyimi neredeyse yaşantımızın bir parçası haline geldi. Hiç yoktan, ‘acaba’larımızda dahi aklımızdan geçer oldu.
Yazılarımızda hiçbir zaman kendi şahsi ve bireysel çıkarlarımız veya ekonomik getirilerimiz doğrultusunda veya siyasal konumumuzu ön plana çıkarıcı vurgulamalarda bulunmadan, toplumsal reflekse önem vermeyi ön planda tuttuk. En azından bu güne kadar başımızı öne eğecek, yüzümüzü kızartacak, vicdanımızı sızlatacak bir durumla karşılaşmadık! Övüldük de, sövüldük de… Ama alınamadık, satılamadık! Ne kalemimizden yağ nede kan damladı. Araştırıp inandıklarımızı yazdık, hatalarımızdan caymasını, özür dilemesini bilerek; sadece olumsuzlukları değil olumlu yönleri de görmeye ve aktarmaya çalıştık. Kendimizi ön plana çıkarmadan, olaylara ‘biz’ olarak yaklaşmaya özen gösterdik…
Peki neden bu anlatıma gerek duyduk? Özellikle de son dönemde yazılarımıza ilgi gösteren sevgili okurların yorum ve düşünceleri, özellikle de bizim bu yönlerimizi bilmeyenlerce yazılıp anlatılanlar bu açıklamaya girmemize yön verdi.
Örneğin, sürekli bizi okuduğunu belirten bir okurumuz sendikalar arasındaki mücadeleyle ilgili eklentilerde bulunarak sorular sormuş. “Kimler ne kadar parayı iç etti şu 9 ayda? Siz de yağmadan pay kapanlardan mısınız? Ne kadar baskı işi yapıp, ne kadar fatura kestiniz?” şeklinde sorularla, parayla yazdırılan haberlere, yapılan programlara gönderme yaparak bize de ‘taş’ atmış. Merak etmeyin, bizim tuzumuz kuru! Hesabımız kitabımız ortada… Sadece 9 aydır değil, 20 yılı aşkındır dilimizin döndüğünce kalemimizin yettiğince yazmaya çalışıyoruz! Öyle çok, bol keseden atanları da gördük! Çıkıp da belgesini, bilgisini ortaya koymaya sıra gelince işin içinden sıyrılıp kaçanları da kaale almadık yeri geldiğinde. Şimdi bizim buradan yapabileceğimiz, her iki sendikaya da çağrıda bulunup; bu 9 ay içerisinde yaptıkları ekonomik harcamaları kamuoyuna açıklamaları ve Rize’ye bu güne kadar ne kazandırdıklarını ortaya koymalarını istemektir. Zaten durum ortada…
Uzunca bir anlatıma yer verilmesi gereken bu sendikalar konusunda ayrıntılı ve başlı başına bir yazı yazmak gerektiğini düşünüyoruz. Ama burada sendikal mücadele görünümündeki bu çalışmanın pek de öyle masumane demokratik bir girişim olmadığını önümüzdeki sürecin tüm açıklığıyla ortaya koyacağını da belirtmek isteriz.
Hazır okurlarımız da sormuşken, ‘kaçak çaylara kimlerin harman yaptığı’, üreticilerin hangi dönemlerde paralarını nasıl aldığı, işçi ikramiye ve maaşlarının hangi koşullarda ve nasıl ödendiği gibi sorulara da ince bir gönderme yaparak; o dönemlerde neler yazdığımıza bir göz atmalarını önermek istiyoruz.
Önceki haftalarda Hakkari’de yakalanan 41ton kaçak çay ve son olarak Van’da yakalanan 48 ton kaçak çayın hangi firmaların sahte belgeleriyle işlem gördüğü, Rize’deki Çay İhtisas Gümrüğü’nde hangi firmaların ne oranda işlem yaptığı, çay fabrikalarından dışarıya çıkarılması bir dönem yasaklanan çay atıklarının kimler tarafından ihraç kaydıyla alındığı, dahilde işleme kapsamında nasıl işlemler yapıldığı ve bunlar gibi daha bir çok sorunun yanıtını aradığımızı da, bunlar için birazcık da sorumlu yurttaşlık örneği gösterilmesi gerektiğini bir kez daha belirtiyoruz.
Hal, buraya kadar inmişken; Rize’de kurulan Çay İhtisas Gümrüğü’nün kimleri rahatsız ettiği, Hemen ardından oluşturulan Ulusal Çay Konseyi’nin temelindeki ince ayrıntıların hangi emelleri beslediği ve Çaykur’un özelleştirilmesine kadar uzanan süreçte hangi planların yattığını da inceden bir hesaplamak gerekir. Mesela, hakkındaki iddialara ilişkin mahkemeleri hala devam eden Ali Bayramoğlu’nun Milletvekili olmasına karşın neden Ulusal Çay Konseyi Başkanlığı görevine talip olduğunu da az buçuk sorgulamak gerektiğini düşünüyoruz. Nasıl olsa anlatmakla bir türlü Rizelilerin kafasına sokamıyormuş plan ve projelerini.
Merhum Ekrem Orhon’u ölümünün 25’inci yıldönümünde anarken; Ovit Yolu’ndan söz etmemiş olmamıza içerlenmiş bazı okurlarımız. Ancak, Ovit Tünellerine ilişkin öylesine anlatımlarda bulunduğumuz yazılarımızı es geçmiş olmalılar. Oysaki Ovit’in sadece Rize ve Doğu Karadeniz Bölgesi için değil ülkemiz için ne denli bir stratejik öneme sahip olduğunu, kazanımlarını, ardındaki lobicilik çalışmalarını, Sayın Talip Kahraman’ın bu uğurdaki fedakarlığını defalarca dile getirmiştik. Hatta tarihsel gelişiminden de söz etmiştik. Bu yolun gündeme alınmasıyla ilgili düşüncelerimizi de katmıştık bu anlatımlarımıza. Şimdi ise yeni bir öneri getirerek; bu tünellerin yap-işlet-devret sistemine de uygun olabileceği fikrini işlemek istiyoruz.
Son olarak ise, ABD’nin New York Times gazetesi tarafından Türkiye için yapılan ‘kredi kartı’ uyarısına dikkat çekmek istiyoruz. Bugün 38 milyonu aşan kredi kartı kullanımıyla kredi kartı borçlarının 18 milyar dolara ulaştığını ve bunun insanlar için ciddi sorunlara neden olduğunu anlatıyor gazete. Ve işin ilginci yabancı yatırımcıların bankalarımıza olan ilgisine dikkat çekiyor. Ancak, enflasyonun yüzde 10 civarında olduğuna inanan yurdumun saftirik yurttaşları hala evinde çocuklarıyla beraber rahat uyku uyuyabildiğini düşünüp; bunları dile getirenlere hesap soruyor, ‘kuşatma altında mı Türkiye’ diye!..Yabancı bankaların Türkiye’deki bu cazip ortamı görmeleri ve buna karşın Türkiye’deki bankalardan büyük paylar almaları veya tamamını almaları ABD’nin New York Times’inin bile dikkatini çekerken; benim yurdumun uyuma hevesindeki insanı hala kuşatmanın ne demek olduğunu anlamakta zorluk çekiyor…
Erzincan’daki kanlı pusuda şehit edilen vatan evlatlarımızı rahmet ve minnetle anarken, terörün kahpeliğini ve hemen yanı başımızdaki savaşı protesto ediyor; katakullisiz, sevgi ve barış dolu bir hafta diliyoruz…
(Gönder sacit kayıkçi, Ağustos 30, 2008, 12:48 AM)