Ne kadar meraklısı varmış bu ‘Duma duma dum’un… Mesela siyasetteki durumuna, ‘dum duma..’ deniyormuş! Ama asıl bizim ilgimizi ‘Portakalı soydum, başucuma koydum. Ben bir yalan uydurdum. Duma duma dum. Kırmızı mum. Dolapta pekmez, yala yala bitmez. Ayşecik, Fatmacık, sen bu oyundan çık.”şeklindeki tekerleme çekiyor!
Niye?.. Dolap derseniz var, pekmez ha keza, Ayşe ile Fatma da yandan çarklı, yalan diz boyu ama oyundan çıkan yok!.. Alıyoruz, eliyoruz, ekleyip çıkarıyor, alt alta, üst üste koyup döndürüyoruz, biz bu işin içinden çıkamıyoruz…
Niye?.. Çünkü biz bir şeyleri açıklayıp, gerisini getirmek için sorular sorduğumuzda veya inceleyip irdeledik mi oluyor ‘yalan’, ama bunları yuvarlayıp, resmileştiren ağızların söyledikleri oluyor ‘beyan’…
Mesela, Devlet yalan der mi? Demez! Derse ne olur? Olmaz! Peki Devleti temsil edenler, Devlet adına konuşanlar? Derse ne olur… Böyle olur.
Yıllardır enflasyonu 10’dan yukarı çıkmayan ancak ekmeğe senede yüzde 35 zam yapılan bir ülkede yaşasaydınız; okulunu bursla bitiren bir gencin 3 milyon dolara gemicik almasına ne dersiniz?
Hadi bunlar bir kenara, ‘naylon faturanın mucidi benim’ diyen bir Maliye Bakanının olduğu bir ülkede, eski şirketinin şoförü uyuşturucu kaçakçılığı yaptığını söyleyen bir Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı olsa, dahası hakkında türlü belgelerle iddialar ortaya atılsa nasıl tepki verirsiniz?..
Medya savaşlarından sıyrılıp, Deniz Fenerleri’ne takılırsanız; yolunuzu yolsuzluklar kaplarsa gene de gözünüzü kapar karanlıkta kalmayı yeğler misiniz?..
Bütün bunlar yalan olsa, ‘ateş olmayan yerden’ çıkan dumanda boğar mısınız kendinizi? Alternatifsizlikten yakınıp, ‘ne olacak, her gelen aynısını yapıyor’ diyerek mi savunursunuz yüzde 47’lerinizi… Yoksa Aziz Nesin’e hak verip; gene bildiğinizi mi okursunuz?
Veya siz niye resmi kurumlarının ampullerinin değiştirilmesi için, ‘likit yumurtacı’ bakan oğlu gibi şirket kuramazsınız yada enerji sektöründe dev yatırımlar yapamazsınız? Siz gene siz olun, bildiğinizi okuyun…
Örneğin siz ‘prestijli dolandırıcılık’ da yapamazsınız… Çünkü ülkenin dört bir yanında mağazalar zinciriniz yok ki, önce faturasız satılan mallara iade faturası kestiresiniz, sonra bunları sözde topladığınız depolarda istifler ve ardından ‘bummm’ diye çıkan talihsiz bir yangınla deponuz yansın ve yüz milyarlarca liralık zarar beyan edesiniz… Sonra da sigortadan al, vergiden düş, KDV’den kaçır… Daha sonra ‘prestij’ oluştur…
Hatta siz, ‘dahilde işleme rejimi kapsamında’ yurt dışından çay getirtip, gümrüklerde sahtecilikle kaçak veya sahte çay işine de giremez; aldığınız 100 kilo yaş çaydan 20 ton kuru çay yerine 70 ton üretemezsiniz? Bunun için de çayla ilgili bir yerlere başkan veya üye olamazsınız!
Bakın, çay üreticisi 4.sürgün yaş çay için tarlalara girmiş. Yağmur-çamur-soğuk demeden çay topluyor. Özel sektöre 50 kuruş peşin paraya satıyor. Üreticinin güvencesi, bölgenin ekonomik lokomotifi Çaykur kampanyayı kapatmış. Üreticiye olan 1.sürgün bedelini taksitle ödemiş, 2.sürgün bedellerinin ödeme takvimini ise il başkanı açıklıyor!
Ve Çaykur, tarihinde ilk kez işçi maaş ve ikramiyeleri için icralık oluyor! Daha önce kredi batağına saplandığını biliyorduk ama icra işi başka. Sendikal sürtüşmenin, baskı ve yıldırmaların, siyasileşmenin getirdiği bir durum mudur acaba bu?
Son yılların ‘rekortmen’ Çaykur’una ne oldu? Bu yıl ne kadar çay satışı yapıldı ve yapılması planlanıyor? Depolarında ne kadar çay bulunuyor? Yapılan satışlardan ne kadar gelir elde edildi veya edilecek? Kasasında ne kadar geliri var? Bankalardan ne kadar kredi alındı, ne kadarı geri ödendi? Hangi firmalara peşin para karşılığı 70 kuruştan çay satıldı? Çaykur’un depoları da özel sektörünki gibi dolu ise bu piyasaya çay nereden geliyor?
Başka bir yöne dönersek, hangi vakıf ve derneklere Çaykur’dan ne kadar yardım yapıldı? Yada talimatlarla üreticiden haberli veya habersiz yaş çay toplanarak, fabrikalardan bu dernek ve vakıflara ne kadar ‘çay parası’ aktarıldı?
Sayın Milletvekili ve UÇK Başkanı’nın dediği gibi, ‘AB politikaları doğrultusunda, Çaykur’un yaş çay işleme kısmının spekülatif olarak özelleştirilmesi’ ne anlama gelmektedir?
Çaykur’un rekorları ne durumdadır?.. Kırılganlığını koruyor mu?
Yoksa ‘duma duma dummm’ mu? Ayşe’cik, Fatma’cık, cık cık cık…
Yerel seçimler de yaklaşıyor nasıl olsa! Geçim derdi bir kenara itilip seçim derdine düşülür bu sıralar artık. Nasıl olsa nabız yoklamaları başlamış. İsimler dolanıyor ardı sıra. Haftaya sıramız gelirse değineceğiz artık…
Siz de bir portakal soyup, başucunuza koyun bakalım tekerleniyor mu? Gönlünüzden sevgi eksik olmasın…