(Dünya, Türkiye, Ergenekon ve Ötesi-İnsanın Robotlaşması, Katılaşması)
Mekanik Bakışa Karşı Duruş ve Anlamak
Yaşama mekanik gözle bakış yalın bir "düşün", sıradan bir "kavram" olsaydı, bu kanıtlama yerinde olurdu. Ama bütün toplumsal katmanlardan seçilen sıradan kişilerin ruh çözümlemesi göstermiştir ki. Mekanik öğreti toplumsal süreçlerin insanın ruhsal dünyasına "yansıması'" değil, daha öte bir şeydir:
Binlerce yıllık mekanik evrim sırasında, yaşama mekanik gözle bakış, kuşaktan kuşağa, insanın dirimsel dizgesine işlemiştir. Dolayısıyla, yaşama işlevlerini mekanik yönde, gerçekten değiştirmiştir. İnsanoğlunun üretken cinsel işlevinin yıkılması süreci, kanının donmasına yol açmıştır. İnsanoğlu, yapısındaki bütün doğal, kendiliğinden niteliklere karşı kaskatı bir zırh kuşanmış, dirimsel öz-düzenleme işleviyle ilintisini yitirmiştir, canlı ve özgür şeyler karşısında müthiş bir kaygı duymaktadır.
Bu dirimsel uyuşukluk özellikle, bütün bedenin gerginleşip katılaşmasında ve kan dolaşımının gözle görülür derecede yavaşlamasında kendini belli etmektedir: anlama yeteneği azalmakta, doğal toplumsal duyu işlemez hale gelmekte, ruh hastalıkları, çıldırma genelleşmektedir.
"Uygar" denen insan gergin, kaskatı, robotumsu bir hal almış, içinden geldiği gibi, kendiliğinden davranma yeteneğini yitirmiş, yani kendi kendine yürüyen makine-insana, "beyin makinesine" dönüşmüştür. Artık yalnız bir makine gibi işlediğine inanmamakta, gerçekten de tam bir makine, bir robot gibi işlemektedir.
Gerçek Bilime Duyulan Nefret
Gelinen yerde, makine gibi yaşamakta, sevmekte, nefret etmekte, düşünmektedir.
Dirimsel açıdan uyuşuklaşmış, doğanın kendisine bağışladığı yaşamını düzene koyma işlevini yitirmiş, en aşırı biçimi buyurgan zorba yönetim vebası olan birtakım kişilik davranışları benimsemiştir: zorba yönetim vebası, astlı-üstlü Devlet anlayışı, toplumun mekanik yönetimi, sorumluluktan korkma, şiddetli bir önder arzusu ("Führerci") ve yetke özlemi, hep birilerinden buyruk alma saplantısı, doğal bilimler konusunda mekanik görüşle düşünme, savaşta kıyasıya adam öldürme biçiminde kendini gösterir.
Platon'un Devlet düşüncesinin Yunan köle pazarları arasından doğmuş bulunması rastlantı değildir.
Bugüne dek yaşayabilmiş olması da öyle: birtakım angaryalara koşulmanın yerini, çağımızda, ruhsal kölelik almıştır.
Faşist veba sorunu bizi alıp insanın dirimsel örgütlenmesi sorununun tam göbeğine getirmiştir. Bu örgütlenme, siyasal tutumbilimcilerin sandığı gibi, son iki yüzyılın ya da son yirmi yılın sömürgeci çıkarlarını değil, binlerce yıllık bir evrimi ilgilendirmektedir.
Pratik yararına karşın, yaşama siyasal tutumbilimci bakış, yaşamımızın sarsıcı süreçlerini açıklamaya yetmez.
İnsanoğlunun Tanrı'ya benzer yaratıldığını, hayvandan üstün olduğunu ileri süren Kutsal Kitap masalı, pek tumturaklı bir biçimde, insanın hayvansal yanını bilinçaltına itişini yansıtmaktadır. Oysa bedensel işlevleri, çocuk üretme, doğum, ölüm, cinsel gereksinim, doğaya bağlılık gibi şeyler her gün ona gerçek kökenini anımsatmaktadır.
İnsanoğlu, bütün gücüyle, ister "kutsal", ister "ulusal" olsun, "gönlünde yatan eğilimi" gerçekleştirmeye uğraşmaktadır; makine yapımıyla kalmayan gerçek bilime duyulan şu eski nefretin kaynağı buradadır işte.
Darwin'in, insanoğlunun hayvansal kökenini kimsenin çürütemeyeceği biçimde kanıtlayabilmesi için binlerce yıl geçmiştir. Freud'un, çocuğun her şeyden önce, tepeden tırnağa cinsel (şu ya da bu cinse giren) bir varlık olduğunu bulabilmesi için de öyle.
Ve ne korkunç bir gürültü koparmıştır insan denen memeli hayvan dişi ya da erkek bir hayvan olduğunu öğrenince!
İnsanın hayvan karşısındaki "üstünlük duygusu" ile onu zencilerden, Yahudilerden, Fransızlardan falan ayıran "üstünlük duygusu" arasında çok sıkı bir bağıntı vardır. "Efendi" olmak hayvan olmaktan daha hoştur.
İnsan denen memeli hayvan, hayvan dünyasından kendini ayırabilmek için, dirimsel açıdan kendini katılaştırmış, organlarından gelen duyumları elinin tersiyle itmiş, sonunda da hiç duymaz olmuştur. Özerk işlevlerin kendi başlarına duyulmayacakları bugün de mekanik doğabilimin dört elle sarıldığı bir bağnaz inançtır; oysa her çocuk, daha üç yaşındayken, hazzın, kaygının, öfkenin, özlemin duyum merkezinin karında olduğunu, Ben duyumununsa organlardan gelen duyumların toplamı olduğunu bilmektedir.
Doğal Yapının Baskı Altına Alınması ve İkinci Dereceden Güdü
İnsanoğlu, organlarından gelen duyumları yitirmekle yalnız hayvana özgü anında-tepki-gösterme yeteneğiyle doğal zekâsını yitirmemiş, aynı zamanda en can alıcı sorunlarını çözme olanağını da yok etmiştir; kanın öz maddesindeki doğal, kendi kendini düzene koyan zekânın yerine, doğaötesi bir akıl-yürütmeyle hem doğaötesi, hem mekanik nitelikler yakıştırdığı, beyinde oturan bir cin koymuştur. Böylece, insanın dokusal duyumları gerçekten uyuşuklaşıp robotlaşmıştır.
İnsanoğlu, eğitim, bilim ve yaşam felsefesi aracılığıyla hiç durmadan şu robot-varlığı çoğaltmaktadır. Bu dirimsel sakatlama en akıl almaz yengilerini "üstün-insan'ın ("karnıyla yaşayan adam" demek olan) 'aşağı-insan'a karşı vereceği kavgayla ve sayısal açıdan, bilimsel, mekanik, amansız insan kıyımıyla hayvan'dan uzaklaşalım" yönergesinde tatmıştır.
Ancak, yalnız mekanik felsefeler ve makinelerle adam öldüremezsiniz. İşte bu yüzden, yapısal açıdan, insanla hayvanı ayıran biricik hatırı sayılır niteliğe, doğal yapının baskı altına alınmasından türemiş bulunan ikinci dereceden güdüye, başkalarına eziyet etmeye başvurulmuştur.
Bununla birlikte, sözü geçen acıklı robotumsu mekanikliğe sapma doğal karşıtlığı büsbütün ortadan kaldırmaya yetmemiştir: duyumsal açıdan katılaşan insanoğlu, aslında, yine bir memeli hayvan olarak kalmıştır. Kalçaları ve göğüsleri hiç kıpırdamasa, ensesi ve omuzlan kaskatı dursa, karın kaslarını gerse. çekingen bir kendini beğenmişlikle göğsünü şişirse de. içten içe, doğanın canlı, düzenli bir parçası olduğunu bilmektedir. Bu doğayı her yerde yadsıdığı ve baskı altına aldığı için. açıktan açığa, akılcı bir tutumla onu övemez; dolayısıyla, kimi zaman dinsel coşkuya, kimi zaman evrenin özüyle birlik olmanın verdiği esrimeye, kimi zaman da eziyetçi acımasızlığın ya da "kanın acunsal kaynamasının " yarattığı esrikliğe dayanarak doğayı, doğal yanını gizemli, aşkın, doğaüstü bir gerçeklik haline getirmek zorundadır. Böyle güçsüz bir canavarın en öldürücü düşleri ilkbaharda kurduğunu biliriz. Prusya askerlerinin geçit töreni, gizemli robotun bütün özelliklerini dışa vurur.
Dirimsel duygunun son kalıntılarından izler taşıyan insan gizemciliği, aynı zamanda. Hitler'ci bakışın başlıca özelliği olan robot eziyetçiliğinin de kaynağıdır. Katılaşmaya ve köleliğe karşın, dirimsel işlevlerin son kalıntılarının iyi kötü yaşadıkları derinliklerden bir "özgürlük" çağrısı yükselmektedir. Halk yığınlarının gönlünü çelmek isteyen hiçbir toplumsal akım programına "yaşamın baskı altına alınması"nı koyamaz.
Dirimsel enerjilerin kendi kendine düzene konmasına karşı çıkan sayısız toplumsal savaşımın hepsi, şu ya da bu biçimde, “özgürlük” savunmaktadır: bu özgürlük, insanoğlunun günahtan kurtarılması, "dünyasal" bağların bağışlanması, yaşanan alanın kurtarılması, ulusun özgürlüğe kavuşturulması, işçi sınıfının zincirlerinden kurtarılması, kültürün özgürlüğe kavuşturulması falan gibi adlar alabilir. Bütün bu değişik "özgürlüklere" yöneltilen çağrı, insan kanındaki özün mekanik görüş ve yaşayışla yozlaşması kadar eskidir.
(Not: Reiçh'in dünyaya bakışından yararlanılmıştır.)
İnsana (bireye), topluma ve doğaya iyi bakmanız dileğiyle.