Demokrasi diye diye, öyle bir demokrasi oluşturduk ki kendimize, kavramlar karmaşası içerisinde işimize geldiği doğrultuda yorumlamaya başladık önümüze geleni…
Bize dokunmayan yılanı, yalana dolayıp ürettik kendi siyasetimizi ve kendimizin çıkarlarını içeren siyasi demokrasiyi! ‘Ben merkezciliğin’ ışığında dönmedolap olan ‘yolsuzluk dosyaları’ ve ‘sahtekarcılık!’ neredeyse 'hak!' sayılmaya başladı toplumumuzda!
Ekonomik krizin pençesinde can çekişen toplum, gününü ve gözünü! kurtarmaya çalışırken; diğer yandaki ‘derya deniz fenerleri’ ile uğraşamaz hale geldi. Artık belgeler, bilgeler de kar etmiyor canım yüzde 47’lilere!...
Mesela, aylardır bir Kılıçdaroğlu rüzgarı esip gürlüyor ülkemiz kamuoyunda. Karşılıklı restleşmelerle başlayan tartışmaların arasına önce Dişli takıldı… Ardından Deniz Feneri ve bağlı olarak ‘Noter’ ve ‘Rütük Başkanı’ ile ekranların bol keseden gürleyicisi ‘Baron Bey’ geldi. Yetmedi belediyelerde ‘çiçekler’ açtı! O da olmadı, ‘hayal’ ürünleri, ‘sahtecilik’ ve ‘kaçak’ ticaretler döküldü… Ancak, ülkemin cengaver oy potansiyelleri çıkıp ‘çamur edebiyatı’ yapmaya başladı. Hani bir de, ‘sizin yok mu’ halvetleri ile pasif savunma durumuna geçilmesi yok mu? İşte bütün akıl ve fikir durup kalıyor burada… Başbakan demişti ya, ‘yolsuzluk mu var, hani nerde?!..” diye… E nerede Dişli, Dengir Mir?..
Hamdolsun!, bize teğet geçecek global krize ne oldu? Rest çektiğimiz IMF’nin 19 milyar doları ile mi nefes alıp, kıtalar ötesinden mesajlaşacağız…
Fazla bir kenara açılmadan, Kılıçdaroğlu’nun ‘sahtekarlığı iki kat yapmakla’ suçladığı Bayramoğlu hakkındaki dosyaları beklemeye koyulalım. Gerçi Milletvekilimiz Bayramoğlu, bu suçlama ve iddiaları ‘muhatap almadığını’ kaydederek; ‘terbiyesizce’ bulsa da, o da bizim kadar merak ettiğini kaydediyor…
Demokrasi bu ya, bir taraften bindirim yaparken; diğer taraftan da sindirime hazır olmamız gerek!
Huyumuz kurumasın, ne yapalım görmezden gelemiyoruz işte. Demokrasi bu ya, yazmayıp dillendirmeden de edemiyoruz…
Bütün bu görmelerimizin yanında akşam sohbetlerine fırsat bulup arada konuşuyoruz dostlarla. Ekonomi, terör, yolsuzluklar, siyasi adap, operasyonlar derken ‘acaba ülkenin bu duruma gelişindeki asıl temel ne’ diye soruyoruz kendi kendimize… 1960’lardan söz ediyor Ahmet Abi… Dediği ‘zonk’ diye vuruyor beynimize…
Hani Marshall yardımları, Nato falan derken… O yıllarda öğretmen okulunda okuyormuş Ahmet Ağabey. Köyünde bir tek cami varmış, orada görevli bir de imam ve köylü karşılarmış caminin gereksinimleri ile imamın giderleri ve maaşını. Ve bir de okulu varmış köyünün 46 öğrencili ve 5 de kadrolu öğretmeni varmış köyde ikamet eden, köylülerle aynı sosyal ortamı paylaşan... Öğretmenler yetişemezmiş eğitime de, kendisinden de yardım isterlermiş, öğretmen okulunda okuduğu için…
Ve şimdiki duruma dikkat çekiyor… Köyünde bugün 3 tane cami ve 3 de kadrolu imam varmış. E, olması da gerekir hani! Arada bir cemaatten yardım toplansa da bütün gereksinimleri devlet, yani Diyanet tarafından karşılanıyormuş. Okul? Okul ise yokmuş artık Ahmet Ağabey’in köyünde. Taşımalı eğitim nedeniyle kaldırılmış köyündeki eğitim-öğretim yuvası! Dolayısıyla hiç öğretmeni de yokmuş köyünün…
Diyor ki Ahmet Ağabey; “İşte size ülkemizin içinde bulunduğu durumun açıklaması… Bilmem bir şey çıkartabiliyor ve anlayabiliyor musunuz?..”
Ya siz? 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutlayabildiniz mi bu duygu ve düşüncelerle?
Bunları bir kenara bırakmadan, geride bıraktığımız hafta sonu yeşil-mavili kulübümüzün Olağanüstü Genel Kurulu vardı. Bu aşamaya gelişi, yaşanan olumsuzluklar, mali durum ve diğer tartışmalar bir yana gerçekten önemli bir Kongreydi bu camia için. Bu gibi çalışmalar, aynı zamanda demokrasinin gereği, katılımcılığın göstergesi ve bir anlamda kitlesel uygulamasıdır da. Doğal olarak çekişmeler, tartışmalar olmalıdır. Sonuçta hedef ve amaç aynıdır. Olumlu ve sağlıklı gelişmeler, çalışmalar ortaya konulmasıdır.
Nitekim, kongre salonunda divan oluşumu için iki ayrı önerge verildi, tartışmalar yaşandı ve oylama yapıldı. O da ne, Divan heyeti yerini alırken başta Sayın Vali olmak üzere, Belediye Başkanı ve demokrasinin sekteye uğradığı dönemin sancısını ve acısını çekmiş, demokratik hakları elinden alınmış eski Bakan, il başkanı ile birlikte salonu terk ediyor…
Bu mudur olay yani…
Sonuçta, kongre salonunda kalanlar için, bu güne kadar yaşanmış en sağlıklı, demokratik ve katılımcılığın yaşandığı güzel ve tarihi bir kongre ortaya çıktı. Ve Ç.Rizespor’un tarihine geçen, milat oluşturacak bir karar alındı. Hiç kimse bu camianın üstünde değildi ve olmazsa olmazı değildi.
Önümüzde yeni bir süreç var, Ocak ayında da seçimli mali kongre çalışması olacak. Umarız bu kongre ile Ç.Rize’nin makus talihi de deride bırakılır ve yeni ufukların açılması sağlanır.
Birileri de artık, demokrasinin kendi çıkarları doğrultusunda değil toplumsal faydalar etrafında oluşan, hak ve hukuk kuralları çerçevesinde yaşanması gerektiğini anlayabilir…
Sindirim ve de bindirimsiz sağlıklı ve mutlu günler yaşamanız dileğiyle, yüreğinizden sevgi tomurcukları eksik olmasın.