Önce İşçiler vardı. Çok çalıştırılıyorlardı, ama açtılar, yoksuldular, yalnızdılar…
Anladılar ki tek başlarına olmaz bu iş. Çözüm nedir diye düşündüler, ‘çözüm sendikadır’ dediler.
Ve sendikalarda örgütlenerek insanca yaşabilecekleri koşulları yaratmak için birlikte mücadele etmeye başladılar.
Bu gün işçiler sağlamış oldukları tüm hakları sendikal mücadeleleri sonucunda elde etmişlerdir.
Özetle, sendikalar var olduğu için işçiler oluşmadı, işçiler var olduğu için sendikalar oluştu.
Sendika, birlikte olmak demek, dayanışma içinde olmak demek, güç ve güçlü olmak demektir. Tek yürek, tek ses milyonlarca ayak olmak demektir.
Sermayenin gücü karşısında işçi sınıfının tek bir gücü vardır; sendikalaşmak.
Sendikanın amacı bellidir, işçilerin hakkını aramak, emeğinin karşılığını almasını sağlamak, onun insanca yaşabileceği koşulları yaratmaktır. İşçilerin gücü olmak, işçilerin güçlü olmasını sağlamaktır.
Sendikacılık hak arama işidir. İşçinin geceleri aç yatmaması için mücadele etmek demektir.
Sendikacılık, sıfır zamlarla toplu sözleşmeler yapmak demek değildir. ‘Çok şükür sıfır zamma da imza attık’ demek değildir.
Hükümetin sosyal güvenlik uygulamalarına karşı çıkmadan, mezarda emekliliğe ‘hayır’ demeden, özelleştirmelere karşı çıkmadan, sendikacılık olmaz!..
Sermaye ile işbirliği yaparak sendikacılık olmaz.
Sendikacılık; kendi yandaşları iktidara gelince onlarla cami-cemaat-çok şükür ilişkisi kurarak iktidarların baskısıyla örgütlenmek değildir…
Sendikacılık; her türlü ayak oyunlarını ve baskıyı kullanmasına rağmen işçiler arasında çoğunluğu sağlamadan siyasi iktidarla ilişki kurarak, cinlik yaparak yetki almak değildir.
Camiden erken çıkıp cemaatin ayakkabısını çalarak Müslümanlık olmaz.
İşçilerin çoğunluk imzasını almadan siyasi iktidarların desteğiyle ‘yetki aldım’ diye konuşmak sendikacılık değildir.
Olsa olsa bu 12 Eylül sendikacılığıdır. 12 Eylül sendikacılığı sarı sendikacılık bile değildir. 12 Eylül’den önce milyonlarla ifade edilen sendikalı üye sayısı şimdi yüz binlerle ifade ediliyor.
12 Eylül’ün temel hedeflerin biriside işçi sınıfının örgütlülüğünü yok etmektir. Bunda da başarılı olmuştur.
12 Eylül’ün sendika alanındaki başarısı yalnızca sendikalı işçi sayısının azaltılarak sendikaların gücünün ve etkinliğinin kırılması değildir.
12 Eylül faşizminin sendika alanındaki asıl başarısı sıfır zamma imza atan sendikaları ve sendikacıları yaratmış olmasıdır.
Bu yeni tür sendikacılığın adı da “hamdolsun” sendikacılığıdır.
Bölgemizde gördüklerimiz de bunlardır. Hamdolsun sendikacıların adları da otobüs firmalarının adlarına benziyor “Öz Bartın Seyahat” gibi…
Oysa yaşamın gerçekleri çok serttir. Nasıl ki Başbakan “hamdolsun ekonomimiz iyidir” dedikten sonra ekonominin gerçeklerine tosladıysa ‘hamdolsun sendikacılığı’ da sınıf sendikacılığının duvarına çarpacaktır.
Çünkü açlık ve işsizlik gerçektir ve bu dünya ya aittir.
Sendikacılıkta dünyevidir, ruhani değildir.
“Hamdolsun” sendikacılarına duyurulur…