26 Nisan 1986 yılı, saat 01:23’te nükleer santralde patlama olur ve sızıntı başlar. Radyasyon yüklü bulutlar gökyüzü kaplar. Biz bu bulutları daha önce de Hiroşima’da, Nagazaki’de de görmüştük. Bu bulutlar Hiroşima’daki bulutlardan 500 kat daha etkili, 500 kat daha fazla ölüm saçan bulutlardı...
Oysaki biz, bulutları yağmur yağdırdığı için severdik, her şeyi kirlettiğimiz gibi bulutları da kirlettik.
Zamanında önlem alınmaz ve radyasyon yalnızca Çernobil’i değil, çevre ülkeleri de etkilemeye başlar.
Ve, 02 Mayıs’tan itibaren Türkiye’yi de etkilemeye başlar. İlk önce Edirne’den giriş yapar. Yetkililer ilgilenmez, önemsemez. Daha sonra Karadeniz bölgesini etkiler. Kimse önemsemez. Fakat zaman geçtikçe gizli raporlar ortalıklarda dolaşmaya başlar.
İnsanlar çay tarlarında çay toplarlar, suyu içerler, lahanasını yerler. Oysaki radyasyon bulutları yağmurlarla toprağa yerleşmiştir. Etkisi yüzlerce yıl sürecek olan radyasyon toprağa işlemiştir. Artık Karadeniz’de kanserin öyküsü de başlar.
Artık “herkesin bir derdi var, durur içerisinde”…
Her evden kanserden insanların öldüğü bir bölgemiz var artık. Avrupa ülkeleri bu konuda önlemler alırken biz de yetkililerin verdiği demeçleri bir hatırlayalım:
Aral: “Çayda tehlike yok ki imha edelim.” (23 Aralık 1986, Cumhuriyet)
Aral: “Dinine, imanına inanan 'Radyasyon var' demez.” (24 Haziran 1986, Günaydın)
Aral: “Çaydaki radyasyon tehlikesiz.” (13 Aralık 1986, Cumhuriyet)
Özemre: “Ne bulursanız yiyebilirsiniz.” (15 Haziran 1986, Milliyet)
Özemre: “Çayda tehlike yok ama dışsatımı yasaklıyoruz.” (10 Aralık 1986, Milliyet)
Bakanın objektifler karşısında çay içmesi daha hafızalarımızdadır.
Radyasyon bulutlarının Karadeniz toprağına ve Karadeniz insanının içine işledikten 7 ay sonra Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Aralık 1986 yılında çaydaki radyasyon oranının yüksek olduğunu kabul eder ve 58 bin ton çayın gömülmesine, imha edilmesine karar verir.
Bu arada çayların bir kısmı yakılır. Yeniden radyasyon bulutları oluşur.
TAEK, Aralık 1986’da çayların gömülmesine karar verir fakat karar ancak 19 Ocak 1988 tarihinde yayınlanan Resmi Gazete ile yürürlüğe girer. Yani aradan 1 seneden fazla zaman geçtikten sonra çaylar gömülmeye başlanır. Gömülebilen çay miktarı ise 44 bin 773 tondur. Arada ki 11 bin ton çay kayıptır. Onlar da depolardan çalınıp piyasaya sürülmüştür belki de!..
Çernobil’in kazası yalnızca Ukrayna’da 3 milyon kişiyi etkilemiştir.
* Yetişkinlerde tiroit kanserine rastlanma oranı kazadan sonra on kat artış gösterdi.
* Sakat doğumlar ve büyüme bozuklukları Ukrayna’da #0, Beyaz Rusya’da ise 0 artmıştır.
* Ukrayna hükümeti kazada yayılan radyasyonun temizlenmesi için şimdiden beş milyar dolar harcamıştır.
* 7,1 milyon insanın gelecekte ciddi sağlık sorunları yaşaması beklenmektedir.
Bunlar Ukrayna’daki etkileri. Ülkeler bu konuda ciddi çalışmalar yapılmaktayken, ülkemizde herhangi bir çalışma yoktur. Yalnızca tepkiler geldikçe Sağlık Bakanlığının Karadeniz’deki ‘kanser vakaları normaldir’ diye açıklama yapmasıdır. Başka bir çalışma yoktur. Tek bir basın açıklaması, her şey normal…
Madem her şey normal; her evden kanserden dolayı kayıpların olmasının nedeni nedir. Niye bu bölgede ücretsiz ve sürekli olarak kanser taraması yapılmamaktadır. Niye bir Kanser tarama merkezi kurulmamaktadır.
Ne yazık ki; Çernobil artık kaderimiz olmuş, kanserden ölmek kadere dönüşmüş Karadeniz’de.
21. y.y. hastalığı bu olsa gerek, her şeyi çok çabuk unutuyoruz ve alışıyoruz.
Karadenizlilerde alıştı artık kanserden ölmeye… Yapmayın uşaklar alışmayın buna!..
Unutmayın… Çernobil’i, unutturmayın…
(Gönder Fatih Sultan Kar, Mayıs 4, 2009, 10:37 AM)