Bu vurguyu yapmak önemli. Yarışan kentler, yarışan bölgeler, yarışan coğrafyalar, yarışan profesyonel takımların arkasından gelecektir.
Artık Türkiye’nin bir değil 81 “eyaletler takımı” yani “ulusal takımı” olacaktır; bölgelere göre; Karadenizspor, Akdenizspor, İçanadoluspor, Marmaraspor, Güneyanadoluspor. Yada kentlere göre Trabzonlular, Rizeliler, Erzurumlular, Eskişehirliler Takımı veya Trabzon Milli Takımı, Eskişehir Milli Takımı... vb. Yada resmi belgelere göre, AB’ye aday üyelik süreci uyarınca futbol sporuna takımlar şöyle yansıyabilir; lig takımlarının oluşumu da şu isimleri alabilir; önüne-sonuna bir ek getirilerek… Alevispor, Sünnispor, Kürtspor, Lazspor, Ermenispor, Çerkezspor, Nakşispor, Rumspor vb... Böylece millet sporun cephesinden hançerlenecek, çözülecek ve dağıtılacaktır.
Şimdiden Kürdistan Futbol Takımı kuruldu bile. Vatan Gazetesinin 13 Mart 2006 tarihli haberi kısaca şöyle: “KKTC, Kasım ayında ‘Diplomatik Olarak Tanınmayan Uluslar Kupasına’ ev sahipliği yapacak.” İlginç değil mi? Hem de 16 takım KKTC’de oynayacak. Dahası, 30 bin kişilik sahanın adı da Atatürk Stadyumu…
Ve ABD’nin 24 ülkeyi bölmek isteyen haritası ortaya çıkıyor. Şu yorumu açıkça yapalım; ‘mazlum milletler olarak, ancak ortaçağ parçalanmışlığına mahkûm edildiği zaman, emperyalist boyunduruk altında tutulabilirler’. ABD ve AB programı, ortaçağa ait her türlü farklılığın (etnik köken, din, mezhep, bölge, aşiret vb.) ayrı birer kimlik olarak takımlara yansıtılması FİFA, UEFA’nın gelecekteki görevi olacaktır.
Türkiye bu sürece girmeye zorlanmaktadır. FİFA ve UEFA’nın emperyalist örgütler olduğunu unutmayalım. Sporu (futbolu-basketbolü-güreşi.vb..) bu emperyalist merkezlerden yönetiyorlar. Merkez örgütlerden biri, Doğu Perinçek ve arkadaşlarının (İşçi Partisi) neredeyse bir başlarına dağıttığı kent olan Lozan’dadır. Bir diğer yamyam dünya kenti ise Zürih’tir. Sporun Mau-mauları bu şatolarda oturur. Bu örgütler spora değil, mazlum milletleri bölmeye hizmet ederler.
Örneğin, ‘Samaranch’ isimli küreselci bir hain, 1980’den sonra dünya futbol sporunun tahtına çıktı. En içtenlikli dostu Franko’ydu. Yaşamında çok büyük paralarla oynadı. 18 sene dünyayı beşikte sallar gibi salladı. Sporun küreselci aşamasının mimarı. Darısı bizim mason Şenes Erzik ve Soros’çu Bıçakçı’nın başına. Samaranch, General Franko’nun diktatörlüğü zamanında mavi üniforma giyen, sağ elini havaya kaldırarak ‘Hitler’ selamı veren bir namussuz.
“Sporun Gladyosu”ndan bu hainlerin CFR’den emir almadığını, onlarla işbirliği yapmadığını kim söyleyebilir. FİFA gibi yıllığında, Türkiye’nin resmi dili karşısına Türkçe-Kürtçe yazan bir kuruma hiç güvenilir mi? Şule Perinçek çok güzel yakıştırmış; “Armut ağacından karpuz vermesi beklenir mi?”
Lozan fatihi Dr. Perinçek şöyle diyordu; “Ülkemizde etnik ve mezhepsel çatışma kışkırtmaya yönelik girişimler, Bozüyük ve Şemdinli olaylarından sonra, Diyarbakır-Konya maçında bir kez daha sahnelenmiştir. Yugoslavya’nın parçalanması operasyonunda, fitilin 1988 yılında, Dinamo Zagreb-Partizan takımları arasında oynanan futbol maçında ateşlendiği unutulmamalıdır.” (Aydınlık, 973Sayı) Ve Hrant Dink olayıyla süreç devam ediyordu.
Uzatmadan küçücük bir madde daha yazalım; Türkiye’nin sularına AB el koyuyor! Bildiğimiz ve mutfaklarımızda kullanılan su! “Su halkların faydasına sunulmalı”ymış. “(1) 2 milyar insan suya ulaşamamakta”ymış. İşte bu nedenle AB “Türkiye’nin sularının uluslararası yasa ve yönetimlerince yönetilecektir.” Yani, bırakın sporu kullanmayı, emperyalizmin eli Türk yurttaşının evindeki musluğa kadar uzanıyor!.. (Devam Edecek)