Doğu Karadeniz Bölgesi, Türkiye’nin doğa koruma açısından en önemli bölgelerinden birisidir. Kıyı çizgisinden başlayan dağlar Kaçkar zirvesinde 3932m.’ye kadar çıkar. Ayrıca bölgede 2500 m’nin üzerinde çok sayıda dağ bulunmaktadır. Derin vadilerdeki çok sayıda akarsu ve mevsimsel dere, şelaleler yaparak denize ulaşmaktadır. Güney-doğu doğrultusunda görkemli Çoruh Vadisi Batum’a kadar uzanmaktadır.
Yükseklik farklılıklarının yarattığı çok geniş çeşitlilik gösteren iklim şartları bölgede; Doğal Yaşlı Ormanlar, Ormangülü çalılıkları, Alpin çayırlıklar, sarp kayalıklar ile göl ve akarsu kenarlarında sayısız ekosistemler oluşturmuştur. Bölgede 440’ı Türkiye genelinde nadir 2500 bitki türünün varlığı saptanmıştır.
Bölge faunası çok önemli hayvan türlerini içermektedir. Bozayı, Çengel boynuzlu dağ keçisi,karaca, geyik, Kafkas Ur Kekliği, Kafkas Engereği, çeşitli alabalık ve kelebek türleri yaşamını bu bölgede sürdürmektedir.
Bölge bütün bu özellikleriyle dünyada önemli 200 ekolojik alandan biri olarak gösterilmiştir.
Bölgede; biyolojik, estetik ve rekreatif zenginlikleriyle alternatif turizm etkinliklerinin yoğun bir şekilde yaşanacağı görülmektedir. Henüz yeni yeni gelişen turizm etkinliklerinin şimdiden bu zengin ekosistemlerde önemli bozulmalara neden olduğu da görülmektedir. Turizm ana sermayesi olan doğayı koruduğu süreçte, bozulmamış doğa da turizmi sürekli kılacağı unutulmamalıdır. Öncelikli hedef doğanın korunması olmak zorundadır. Bu kapsamda;
1-Bölge ormanlarının büyük bir bölümü koruma amaçlı orman olarak görülmeli, yasal ve yasadışı kesimler önlenmelidir. Ormanlar; “Koruma-çok yönlü yararlanma” temel ilkesi çerçevesinde, temel ekolojik süreçler, biyolojik çeşitlilik ve yaşam destek sistemlerinin korunduğu özel bir statü ile yönetilmelidir.
2-Karadeniz’in denize bakan yamaçlarının temel ağacı kızılağaçlardır.Bölgede yaşanan heyelan ve sel felaketlerinin en önemli nedeni doğal bitki örtüsünün tahribi olduğu bilindiği halde, sık sık gündeme getirilen yasa değişiklikleri ile başta kızılağaç ve kestaneliklerin sınırsızca yok edilmesine yol açacak uygulamalara izin verilmemelidir.
3-Orman kadastrosu ivedilikle tamamlanarak nerelerin orman olup olmadığı, bunların mülkiyetlerinin kime ait olduğu belirlenmelidir. Çok geniş alanlardaki mülkiyet belirsizliği, bunun kontrolünü yapacak Orman İdaresi’ni çok büyük idari ve siyasi baskıya, doğanın da sahipsiz bırakılmasına neden olmaktadır.
4-Bütün yasaklamalara, yüksek arz fazlasına rağmen çay ve fındık alanlarının doğal bitki örtüsü aleyhine genişlemesi önlenememiştir. Tek yanlı ve aşırı dozda uygulanan gübrelerin yarattığı kimyasal kirlilik, yanlış arazi kullanımı, toprak ve su kalitesinde önemli bozulmalara neden olmaya devam etmektedir.
5-Ormanlarda yol yapımı geleneksel yayla yaşamının sürdürülebilmesi ile sınırlı kalmamaktadır.
Bölge turizminin geliştirilmesine ilişkin öneriler:
1-Bölgedeki her türlü faaliyet ekoloji ve doğa koruma prensipleri göz önünde tutularak planlanmalı ve biyoçeşitliliğin korunmasına katkıda bulunmalıdır.
2-Korunan bu alanlarda her türlü aktivitenin bir sınırı olduğu ve taşıma kapasitesinin üstünde bir kullanıma izin verilmemesi gerektiği bilinmelidir. Ekonomik ve kültürel seviyesi yüksek, kalış süresi uzun, çevreye ve kültürel değerlere en az zarar veren turizm anlayışı hedeflenmelidir.
3-Daha az arazi ve kaynak gerektiren, daha az atık ve kirlenmeye neden olan hem yerel halka hem çevreye yarar sağlayan bir turizm anlayışı benimsenmelidir.
4-Turizm faaliyetlerine yerel halkın yüksek düzeyde katılımı , takip ve kontrol mekanizmalarında STK ile birlikte yer almaları sağlanmalıdır..(Üst örgüt oluşumu)
5-Turizm politikaları bölgeler ve turizm merkezleri için ayrı ayrı stratejiler ve planlamalar içermelidir.
6-Turizm planlaması sektörün kendisi ile sınırlı olmamalı, diğer sektörleri de içermelidir. Turizm başta tarım, ulaşım, enerji olmak üzere bütün faaliyetlerle birlikte değerlendirilmelidir.
7-Yerel kültürlerin korunması, kaybolmuş folklorik değerlerin ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Ayrıca turist sayısı, tüketimleri, kültürel dönüştürmenin boyutları yapılacak rutin araştırmalarla ölçülüp izlenebilmelidir.
8-Yöre halkına sahip olduğu biyolojik çeşitliliğin önemi anlatılmalı, çevre eğitimi kültürel mirasla ilgili konularla bütünleştirilmelidir.