header Ana sayfa | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle |
  • Üye Ol - Giriş Yap | Künye | İletişim
Bölümler
Gazetenin 1. Sayfası
Gazetemize Abone Olun
Sitemize Reklam Verin
Arşiv
paz sa ça cu cum pa
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031

Mailinizi ekleyin
Haberlere abone olun:
Saat
Reklam Alanı


Bank Asya 1. Lig Puan Durumu
Hızır Beton


Geçmiş Zaman Sarkacı

- Sezgin TAŞ on Eylül 08,2009

image
 

“Çünkü çokları uykularında, sayıklamalarında/Suçlamışlar kendi kendilerini/Gizli kalmış cinayetleri çıkmış ortaya” dizelerinde Lucretius en tarafsız yargıca yönelir: vicdan. İçimizde kendimize rağmen büyüyen, hiç susmayan o ses.

 

Montaigne: “Vicdanın zorlaması böylesine şaşırtıcı bir şeydir. Ele verdirir bizi, kendimizi suçlamaya, kendimizle savaşmaya zorlar bizi; tanık yokluğunda kendimize karşı tanıklık ettirir bize.” der ve cezayla suçun aynı anda doğduğuna işaret eder. Aslında herkesin içinde bulunan bir sorguçtur vicdan. En olmadık zamanlarda hatırlatıverir bir günahı, utandırır. Geceleri ve sabahları bir düşünün yalnız geçirdiğimiz. Yatmadan önce günün özeti geçer gözünüzün önünden. Yaptığınız her şeyi defalarca gözden geçirirsiniz. Gün içinde ya da geçmişte yaptığınız bir şeyin hala sizi takip etmekte ısrarcı olduğunu ayrımsarsınız. Kendinizde eksiklikler bulur, başkalarını suçlarsınız, kendinizi rahatlatmak için bahaneler uydurursunuz. İşin bu yanı kolaydır. Ne ki sabaha uyanış böyle kolay olmaz. Geceden kalma o korkunç hatıra sabah sizin uyanmanızı bekler. Gözünüzü açıp kendinize geldiğiniz an şıp diye aklınızın bir köşesine yerleşir. Bir türlü kurtulamazsınız odan. Böyle amansız bir takipçidir vicdan.

 

Küçük İskender bir şiirinde “Herkesin ölüler kolajı olduğu bir cephaneliği/bekliyorum nöbette, enfeksiyon değil/içimdeki cehennem yükseltiyor ateşimi.” derken içimizdeki o canhıraş boğuşmayı hatırlatıyor. Kendimizle verdiğimiz mücadeleyi, seçim yaparken zorlandığımız o anları… Hatıralar bütününü saklayan o geçmiş zaman sarkacı içimizde sallanıyor. Dünlerimizin tüm dökümü onun elinde. Hüzün vicdanla birleşince en kuvvetli ölüm olur, çınlayıverir insanın kulaklarında yiten, giden sesler.

 

Hayatın sınanmış durumları vardır ama hiçbiri net ya da kalıcı bir şey söylemez. Her şey pürüzsüz o aydınlığa taşınır/döner; yaşamın kendisine yani. Yeni gün insana başını döndüren vaatlerde bulunur.  Bu yüzden hatalar yinelenir. Yapmaktan korktuğumuz şeyin tuzağına tekrar düşmemizin sebebi budur belki de. Hem insan tuhafta olsa kendini o her zaman işlemiş olduğu günaha tekrar tekrar teslim etmekten alıkoyamaz. Bütün verilmiş sözler o zayıflığın karşısında erir gider. Bir daha bunu asla yapmam diye başlayan cümleleri yenileri takip eder. Vicdan her seferinde bir başka günahın peşinden koşar. Ne ki insan yorulmaz yanılgıya düşmekten. Hem hayat çok yönlü ve karmaşıktır, bu yüzden sendeler, düşüp kalkar…

 

İnsanın kendi kendisiyle hesaplaşmasını sorgularken Edip Cansever’in Ruhi Bey’i geliyor akla. Şairin “Ben Ruhi Bey Nasılım” adlı uzun şiiri bütüncül bir yaşam irdelemesidir. Cansever, “İşte/Isınmış parke yolun kokusu/Demek ki ben mutsuzum/Tuhaf bir su içmişim de sanki içim görünüyor/Gözlerim buzdan/İçimde yaz kırıkları.” derken kendi gizlerimizin derinden gelen sesini duyarız. Sanki sakladığımız her şey saydam bir şeyin ardında görünmektedir. Korkarız görülmesinden, göstermeyiz kimselere! Oysa herkesin sakladığı bir cam kırığı vardır içinde. Kanatır, can yakar, çoğu zaman da yalnız yakalar insanı… Bu yüzden iki dost bile bir trenin rayları kadar yakıdır birbirine.

 

Tuncel Kurtiz’i sinema ve tiyatro severler yakından tanırlar. Tanımayanların çoğu da Asi dizisindeki Cemal Ağa olarak bilir. Geçenlerde bir programda izledim. Kaz Dağı’nın eteklerinde bir yerde evi var. Seksen yaşına merdiven dayamış. Ailesiyle birlikte orada yaşıyor. Artık hayata daha çok vakit ayırdığını söylerken biraz buruk bir sevinç vardı yüzünde. Geç kalmışlık eline almıştı usta sinema oyuncusunu. Yaşanması gereken her şeyi yaşadım, hüzünlendim, acı çektim, çok eğlendim yani her şeyi yaşadım diyordu hiç pişmanlık duymadığını dünyaya bir daha gelse aynı şekilde tekrar yaşamayı seçeceğini ekleyerek. Onun kadar şanslı olmayı dilerdik elbette. Oysa çoğumuzun biriktirilmiş vicdan azapları var her gün düzenli olarak andığı! Demek ki hayat insanı böyle büyütüyor. Her günün ardında kendini yargılayarak, hüzne hüzün sevince sevinç katarak…

 Hermann Hesse’in “İnsan ancak yaşamının güzelliğini, ölüm ve günahta suç ortaklığını, kısaca bütün o büyük günah’ı sırtlanması ve suçu her zaman başkalarında aramasından vazgeçmesi durumunda, dünya karşısında ahlaksal bir davranışı sergilemiş olur ve bu davranışlar yararlı nitelik taşır.” sözleri bizim için anlamını hiç yitirmeyecek sanırım.

287 Kere okundu

comment Yorumlar (0 Tane Yorum Yazılmış)
Köşe Yazarları
Okur Köşesi
Hava Durumu
Çok Okunanlar
Ritaş Hazır Beton
Yorum Yazılan Haberler