İçtiğimiz Su da Futbol Sporu Gibi Gizemli, Derinlerde Yatan Tehlikeli Bir Zenginlik
Su da tıpkı spor-futbol gibi milli demokratik devrimi tamamlayamamış ülkeler için tehlikeli bir zenginlik... İkisi de aleyhimize kullanılıyor, kullanılacak. Ve 80 bin futbol sahası (son olarak 100 bin sahayı çoktan geçmiştir) büyüklüğünde toprak satıldı; hem de en kaliteli ve stratejik yerler. Türkiye vücudunu satıyor artık! Sırada Mehmetçiğin kanı var.
Özetle ateş çemberine alınan bir Türkiye ve her zamanki gibi ülkenin her yerinde şiddet yüklü profesyonel-amatör lig organizasyonlarına devam ederken Başbakan Erdoğan Türkiye’nin her alanda gelişmişliğini sadece spor üzerinden vurgulayabildi. İlginç değil mi? Formula-1 Organizasyonu, Dünya Üçüncülüğü, Eurovizyon Organizasyonu, Galatasaray’ın UEFA şampiyonluğu ve Üniversite Oyunları Organizasyonları. İşte iktidardaki AKP’in başarıları bunlarmış. Eğer spor üzerinden bir yorum yapılacaksa önce şu belirtilmeli; Güney Kıbrıs Rum takımını UEFA’nın dayatmasıyla yıllar önce Kıbrıs’ı bütünüyle Rum devleti olarak spor cephesinden kabul ettik ve K.K.T.C. devletini ilk önce spor sahasında harcadık. Kıbrıs’ı önce spor sahasında kaybettik. Dünya Üniversite Oyunlarında da bunu yaşadık.
Bu koşullarda: “İddialıyım ve meydan okuyorum…” dediğiniz bir makale yazıyorsunuz. Amacınızı belirlerken kendinizi, ülkenizi, sporunuzu yada herhangi bir bilim uğraşınızı var olan ekonomik, siyasal, askeri, sportif koşullardan, kısaca dünya genelinden soyutlayamaz, ayıramazsınız. Ayırdığınızda bilinmez mecralara sürüklenir, hayaletlerin, sanal dünyaların mitolojisini yazarsınız. Var olan dünya gerçeği buysa, çizeceğiniz sportif haritanın gerçeği de bu gerçeğe bağımlıdır. Öyleyse gerçeklerden hareketle, spor olaylarını, ekonomik-siyasal olaylar gibi, özellikle de son yirmi yılın futbol sporunu karşılaştıralım. Çarpıcı ilişkilere tanıklık edelim ve bir saptamalar dizisi yapalım.
Yıllarca önce (1956) Macarların ünlüler topluluğu ve yenilmez milli takımı olduğu bir dönemde Macaristan Sovyet emperyalizmine teslim oldu ve bağımsızlığını kaybetti. Puşkaş, Hidekuti, Koçis vs. gibi oyuncular İspanya’ya kaçtı, Franco’nun takımı Real Madrid doğdu. O dönemleri anımsayan spor kişileri Sovyetlerin Kiev Takımının da yükselmeye başladığını hatırlayacaklardır. Dünya sanki Macaristan’a değil de bu ünlü futbolculara acıdı. Spor üst kertede ama Macaristan teslim!
1980’lerde 21. yüzyılın takımı denilen şampiyonlar şampiyonu Dinamo Kiev’in en güçlü olduğu bir dönemde Sovyetler Birliği dağıldı, bağımsızlığını kaybetti ve ülke çöktü. Pek çokları Sovyetlere değil de yüz yılın takımı Kiev’e yazık oldu diye ahlandı. Burada da Kiev yükseliyor ama Sovyetler Birliği batıyor. Ters orantı söz konusu. Dahası Olimpiyatlarda Sovyetler ve Demokratik Almanya altın madalyada hep öndeydiler; Demokratik (Doğu) Almanya da Sovyetler de çöktü.
Anımsayalım, Santos'un Didi’li, Pele’li, Vava’lı, Garinçha’lı Brezilya’sı, o zamanlar ABD emperyalizmine tıpkı Türkiye’de, Arjantin’de olduğu gibi, hatta daha da etkin ve bağımlı olarak paçasını kaptırmıştı. Santos büyüdükçe, Brezilya küçüldü; bağımlılaştı. Ta ki Lula dönemine kadar. Yıkılmayan ama açlık ve krizler içinde boğuşan Brezilya şimdilik kurtulmuş gibi görünüyor. İşin garip, çok garip ama gerçekçi tarafı Haziran 2003 Konfederasyon maçında ülkesi yükselişe geçen Lula’nın Brezilya’sı, batağa saplanmış Türkiye karşısında yenilmekten son saniyelerde kurtuldu. 2006 Dünya Kupasında ise çeyrek finalde elendi. Bu da son saptamamızı güçlendiriyor. Ters orantı mı var ne?
Küba’nın en sallantılı dönemi emperyalist spor kültürünün en çok boy verdiği bir dönemdi. Spor kişileri anımsayacaktır; boksta Stefenson’dan sadece bir sağlam yumruk yiyen rakip boksör, kim olursa olsun nakavt oluyordu. Küba madalyalar kazanıyordu. Küba şimdilerde emperyalist sporundan koptu; toplumsal gerçekçi, kitle sporuna döndü ve yıkılmaktan kurtuldu. Ters orantı...
Arjantin’in ulusal takımı dünya kupalarında Maradona’sı, Kempez’i, Ortega’sı vs. ile fırtınalar koparırken, Arjantin milli takımının bu yükselişe paralel olarak, ülkeleri hızla tepe-taklak oldu; krizlerle sarsıldı, sarsılıyor. Kurtulabilir mi? Kim bilir! Ters orantı...
Yugoslavya, Tito’nun Yugoslavya’sı... Daha düne kadar hem futbol hem basketbolde dünya yıldız takımlarından... Şekuleraç, uçan kaleci Biera, Yusufi ve dünyanın en iyi basketbolcülerinden NBA’ya kadar yükselen Hırvat Drazan Petroviç. O dönemde Cibone Zagreb takımındaydı ve dünya şampiyonuydular. Şimdi Yugoslavya diye bir ülke yok artık. Ters orantı...
Güney Kore, futbolda dünya dördüncüsü. Futbol sporundaki yükselişi kadar krizlerle de yükselişte. Burada da ters orantı söz konusu.