header Ana sayfa | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle |
  • Üye Ol - Giriş Yap | Künye | İletişim
Bölümler
Gazetenin 1. Sayfası
Gazetemize Abone Olun
Sitemize Reklam Verin
Arşiv
paz sa ça cu cum pa
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031

Mailinizi ekleyin
Haberlere abone olun:
Saat
Reklam Alanı


Bank Asya 1. Lig Puan Durumu
Hızır Beton


Romanlar İçinde Yolculuk

- Sezgin TAŞ on Ocak 28,2010

image
 

Okuduğum romanlar içinde en çok hangisinin beni etkilediğini söyleyemem, çünkü her roman bir öncekinden daha başka serüvene çıkarıyor, çağırıyor. Bir zamanlar Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ını okurken önümdeki dünyanın gizemi içinde kaybolmuştum. Hele romandaki bilinç akışı, iç konuşmalar, metnin göndergeleri, her sayfada daha önce kokusunu aldığım bir şeyin keşfini yapmak oldukça etkileyiciydi. Elbette bir kere daha okumak isterim Tutunamayanlar’ı ama önümde okunması gereken yüzlerce kitap, izlenmesi gereken yüzlerce film, dinlenmesi gereken yüzlerce müzik… Bütün bunlar içinde romana ayırdığım yer oldukça büyük.

 

Hayatı tüm enstrümanlarıyla fark ettiğim Anna Karenina’da Tolstoy’un Tanrısal bir kaleme sahip olduğunu fark ettim. Çünkü romanlarında hiçbir sızıntıya yer vermeksizin yaşamı derinlemesine irdeleyen bir bakış açısı bulmak mümkün. Kafka’nın romanlarını okurken, özellikle geceleri okurdum/okunmalı, özüne varılamayan hayatı gördüm. Kavrayamadığımız, bir türlü sahip olamadığımız hayat… Başkaları tarafından bize zehir edilen hayat… Metamorfoz’u okuyan her Kafka sever, yabancılaşmanın sınırlarını yeniden keşfeder; bireyin kendine, ailesine, dış dünyaya olan yabancılaşması… Luis Ferdinand Celine’nin Gecenin Sonuna Yolculuk romanında ise insanın nelere aç olduğunu/ne kadar aç olduğunu keşfettim. Şöyle der Celine’nin roman kahramanı: “Adeta boş bir insan olmaktan hep ürkmüşümdür, yani varolmak için ciddi hiçbir nedenimin olmamasından.” Bazen bir felsefe adamı olur: “Gerçek bitmek bilmeyen bir can çekişmedir. Bu dünyanın gerçeği ölümdür. Seçim yapmak gerek, ya ölmek ya da yalan söylemek. Ben asla kendimi öldüremedim.” Derken hepimizin yalancı olduğunu göz kırparak yüzümüze çarpar. Bazen bir bilgin: “İnsanlara güvenmek demek kendini azıcık öldürtmekle eşdeğerdir.”  Celine’yi okumak demek insanın dünyadaki yazgısını okumak demektir; kirli, asil, yoksul ya da varsıl…

 

Yüzyıllık Yalnızlık’ı okurken bir yığın felaketin içinden insanın gülümseyerek bakabildiğini şaşkınlık içinde fark ettim. Öyle ki yaşanan onca acı insanın gülmesine, güzel günler düşlemesine engel olmuyordu. Önce yıkıyor sonra umutla yeniden inşa ediyorduk. Bütün dünya böyleydi. Marquez’in o canlı, ironik üslubundan yansıyan her şey destansı bir hayat öyküsüne dönüyordu okudukça. Tabi bu kitabı okumadan öce beş yüz sayfayı aşkın Anlatmak İçin Yaşamak adlı yaşam öyküsünü konu aldığı kitabını okudum. Bir romanın eskizlerini orda görmek çok çarpıcıydı. Marquez’in yazarlık serüvenini, okul yollarında ve hayat kavgasında günlerini keyifle okudum. Elbette hem romanda hem de anılarında dur durak bilmeyen iç savaşlar… Bir ülkeden bir iç ülke çıkarma… Amacı bir türlü kavranamayan kıyımlar… Bütün bunlar yanı başımızda, şuracıkta, dünyanın bir başka yerinde oluyor; her ölümün iç burkan/yakan acısı içimizde soğuyordu. Kaybeden hep insanlıktı çünkü.

 

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’ni okurken ve filmini defalarca izlerken yepyeni şeyler keşfetmek güzeldi. Sanki ikinci kez okumuyor, ikinci kez izlemiyordum. Ne çok ayrıntıyla örülmüştü ve ne çok göz gerektiriyordu bunları fark etmek. Hala bir şeyler atladığım inancındayım. Sabina olabilmek, bedelini ödemeden hayatı vereceği şeyi vermeye ikna edemezsiniz diyordu. Hele Prag’da Nasyonal Sosyalizmin yaratmış olduğu yıkımlar, tek tipleştirme… Rusya’nın Avrupa içlerine doğru ilerlerken Sibirya soğuğunu önlerinde sürmeleri… Tereza ve Tomas’ın her şeyden kaçmak istemeleri daha uzun ve huzurlu yaşamak adına ama ölüm nereye gitseniz vardır. O, hep sizi bulacağı yerde bekler, sabırla…

 Aslında dünyayı anlamanın bir yolu romandır diyebilirim. Bu birkaç roman bile bütün dünyayı gezmekle eşdeğer. Her sayfada başka yüzler, başka hayatlar… Yalnız çoğalan tek şey ‘neden’ sorusu ya da içinden çıkılmayan ‘yalnızlık’ bir de başka hiç kimsede olmayan bütün dünyayı sindirmişlik, sükunet, saygı… Bazen yazgıya boyun eğme bazen başkaldırı… 

122 Kere okundu

Bu haberi beğendiyseniz, notunu siz verin.

1 2 3 4 5 Rating: 5.00Rating: 5.00Rating: 5.00Rating: 5.00Rating: 5.00 ( 1 Kişi Puan Vermiş)
comment Yorumlar (0 Tane Yorum Yazılmış)
Köşe Yazarları
Okur Köşesi
Hava Durumu
Çok Okunanlar
Ritaş Hazır Beton
Yorum Yazılan Haberler