header Ana sayfa | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle |
  • Üye Ol - Giriş Yap | Künye | İletişim
Bölümler
Gazetenin 1. Sayfası
Gazetemize Abone Olun
Sitemize Reklam Verin
Arşiv
paz sa ça cu cum pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930

Mailinizi ekleyin
Haberlere abone olun:
Saat
Reklam Alanı


Bank Asya 1. Lig Puan Durumu
Hızır Beton


Söz Yitimi

- Sezgin TAŞ on Mayıs 31,2010

image

        

           Söz yitimi: Önümüzde büyük bir şiir adası var: Kavafis. Modern Yunan şiirinin ustası… mutluluğun kısa anlara sıkışıp kalmasından doğan hüznü yazan şair diyor onun için Cevat Çapan. Ve ekliyor: “Denilebilir ki, Kavafis’in şiirinde okuru, o anlatılmaz yenilgi duygusu, yitip giden güzellikler karşısındaki o çilekeş katlanma yeteneği etkiler.” İskenderiye onun şiirinin merkezi. Şehir adlı şiiri okuyan herkes kendi şehrinin sokaklarında geziniyor. Sonra şu dizeler: “Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim," dedin,/bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet.” hepimizin aklından zaman zaman geçen sözler değil midir? Yeni bir yerde yeni bir hayata başlamak arzusu duyarız çoğun. Yorulmuşuzdur bu şehirde… Gerçekten gidilse ne olur acaba? Sorunun yanıtını Kavafis veriyor: “Yeni bir ülke bulamazsın./Bu şehir arkandan gelecektir./Sen gene aynı sokaklarda/dolaşacaksın. Aynı mahallede kocayacaksın;/aynı evlerde kır düşecek saçlarına./Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma-/Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok./Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,/Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.” Nereye gitsek ardımız sıra gelir o şehir işte. Ondan kaçamayız.

 

Ara söz: Milan Kundera Bir Buluşma adlı denemelerinde sinemadan resme, roman sanatından müziğe çeşitli konularda düşün kapılarını açmış okura. Kuramsal yaklaşımları gevezelik olarak gören Kundera, yüzyılımızın bir sanat eserine yaklaşımını medyatik, gürültücü ve anlaşılmaz buluyor. Sanat eserinde tesadüfün rolünü: “Yaratıcı; atölyesinde “tesadüfen” çırpıştırdığı, bir süreliğine ruhu olmak zorunda bırakıldığımız bedenle bizi sonsuza dek tuzağa düşürmüş Yaratıcı’ydı.” derken sanatçının da bizi eseriyle baş başa bırakırken aynı niyette olduğunu söylüyor. Nitelikli sanat yapıtları kurmaca dünyanın yalanlarıyla gerçek olarak algıladığımız dünya arasında uzlaşı bulmamızı sağlıyor. Aslında durduğumuz yerin doğruluğu üzerine kafa yormamızı istiyor. Acaba kim doğru/gerçek? Herkes karşıtını yadırken duruşunu doğru olarak niteler. Ama gerçekten öyle midir? Diyelim ki bir banka sırasında en arkadasınız ve sıra bende diye bağırdınız. Öndeki doğal olarak size çıkışır çünkü ona göre ön onun bulunduğu yerdir. Siz ön’ün aslında sizin durduğunuz yer olduğunu söyleseniz de yenilmişsinizdir çünkü toplumun kafası karışık değildir, o durduğu yeri iyi bilir. Ama yine de ön’ün sizin bulunduğunuz yer olma ihtimali yok değildir. Şunlara bak yanlış yapıyorlar demek doğru tarafta durmak değildir. Kimin gerçekten nerede olduğunu Tanrı bilir! Bunu dildeki nedensizlik ilkesiyle bağdaştıralım. Örneğin biz kedi’yi k-e-d-i sesleriyle ünleriz ama bir İngiliz c-a-t sesiyle: acaba kedi kendisine böyle seslenen insanları nasıl görüyor. Şöyle mi diyor: bunların nesi var bana tuhaf seslerle yaklaşıyorlar… Mutlak doğru dünyada yok sanırım. Herkesin kendi doğrusu da doğru değil. Burada felsefi bakış önemli biz doğru üzerine düşünüyoruz.

 

Başka bir söz: Faik Uçak, Rize’de yaşayan -nadir- şair eğitimcilerden biri. Denize Taş Atmayın adlı şiir kitabıyla okurun karşısına çıkmış. Özgün imgeleri ve kendi şiir evreni var şairin. Ağır Yaralı şiiri karşılıyor sizi ilk olarak; ne güzel şiir. Okudukça anlam çoğalıyor. Gerçek şiir böyle olur; çoğalan, artan. Her şiiri için aynı şeyi söyleyemem bazen toplumsal kaygıları sanatsal duruşunun önüne geçmiş. Dayanamayıp geçekleri yüzüne vuruyor insanın halbuki sanatçı yalan söyler(!). Ağır Yaralı’ya dönelim: “sayıyorum/ yedi ırmak/ kırk dere/ eksik çıkıyor/ sanırım/ şu son/ ağaç da/ elma değil armuttu// yaprakları/ kalp şeklinde/ ağaçlar vardı/ bir daha öyle/ korulara/ rastlamadım” salt tabiatın yok oluşu değil burada mesele. Değişen dünya, öncelenen konuların farklılığı, kaybolanlar ardında duruşumuz. Sanki şair bize hayatın hep ‘iç çekişler’ ve ‘eskinin güzelliğiyle avunma’nın miras bırakıldığını söylüyor. Sadece bu şiiri bile okumadan ölmek ne büyük eksiklik. Okunacak o kadar çok şey var ki!

 Son söz: Asya adında küçük bir kız -henüz bir buçuk yaşında- dünyayı sabun köpüğünden baloncuklarda saklamayı doğruluyor. Mutlak doğru onun olsa gerek, çünkü acıtmıyor. 

173 Kere okundu

comment Yorumlar (0 Tane Yorum Yazılmış)
Köşe Yazarları
Okur Köşesi
Hava Durumu
Çok Okunanlar
Ritaş Hazır Beton
Yorum Yazılan Haberler