header Ana sayfa | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle |
  • Üye Ol - Giriş Yap | Künye | İletişim
Bölümler
Gazetenin 1. Sayfası
Gazetemize Abone Olun
Arşiv
paz sa ça cu cum pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Mailinizi ekleyin
Haberlere abone olun:
Saat
Reklam Alanı
Hızır Beton

Altın Tabancalı Kabadayı

Bank Asya 1. Lig Puan Durumu


Bitirilmiş Kıtalar

- ÖmerŞan on Mayıs 15,2007

image

Yarım kalmış bir şiir gibi gelir insanın aklına bazen yaşamak… Yaşayabildiği ölçüde hür, paylaşabildiği ölçüde bireydir insan. Bireyler toplumları, toplumlar da ulusları oluştururken; kendi belirledikleri veya benimsedikleri kural ve çerçevede oluştururlar yönetimlerini, idare şekillerini.

            Yüzyıllar sonra keşfedilen ‘Demokles’in Kılıcı’, demokrasiyi günümüzün en etkin ve geçerli yönetim biçimi olarak önümüze koydu. Elbette ki bir kurallar sistemi olan demokrasinin nimetlerinden, kurallarına uyduğunuz sürece fayda sağlarsınız. Yoksa demokrasiyi hatalı sollamış olursunuz. Hatalı sollamanın sonuçları da ortada, bir anda ‘demokrasi canavarı’ olup çıkarsınız.

            Bazen öyle bir an gelir ki, her yaptığınızı ‘demokrasi’ adına nitelendirir ve bir trene benzetirsiniz ‘demokrasiyi’; hatta sizin için ‘amaç’ değil de ‘araç’ olduğundan, istediğiniz veya zamanı geldiğinde ineceğinizden ‘dem’ vurursunuz!..

            Demokrasi, ince bir ‘kırmızı çizgidir’ bazen de. Görmezden gelir, kızarırsınız… Toplanan halk yığınları demokratik tepkilerini dile getirirken, ‘üst üste bindirilmiş kıtalar’ olarak yorumlar, ‘demokrasiye kurşun’ nidaları atarsınız!..

            Hiç kuşkusuz seçimler, halkın ve demokrasinin vazgeçilmezleri; demokratik kitle örgütleri ise mihenk taşlarıdır. Sivil toplum örgütleri toplumsal katılımın, seslendirmenin ve demokratikleşmenin ivmesini oluştururlar bir anlamda. Siyasi partiler de ana temadırlar, STÖ’lerin bağımlılıklarına gerek duymadan, tıpkı basının 4. kuvvet denklemine inanarak binerler bu trene! Eğer bu güç dengelerini değiştirir ve dengesizleştirirseniz ki, bir anlamda günümüzde yaşadıklarımız gibi; ‘değer’ yada ‘değdirilir’siniz.

            Bunca uzun ve ‘demokrasi’ dolaylarından bir anlatımdan sonra sanırız Rize’deki gelişmelerden söz edeceğimizi de ‘ucundan’ kestirmişsinizdir!.. Örneğin RTSO, Baro, Esnaf Odaları Birliği gibi bazı STÖ temsilcilerinin, temsil ettikleri kitlelerin çeşitliliklerini ve tercihlerini göz ardı ederek bir siyasi kimlik adı altına imza atmaları değerlendirilebilir. Doğru bulursunuz bulmazsınız ama yarın veya bugün bu gibi durumlar karşısında herhangi bir karşıtlık sergilemeniz ne kadar anlamlı olur, önce bunu sorgulamalısınız…

            Bizim, arada daldan dala konak ‘minuk kuşumuz’ bu imzaların ‘bitiririz’ baskısı altında, sadece genel merkeze iletilmek ‘sözü’ ile attırıldığından yana bir takım bilgiler ‘cıvıldadı’ kulaklarımıza. İşin gerçeğine bakarsak, biz de inanmadık başta ama belgeleri görünce ‘amenna’ dedik. Bir şekilde ‘sızmıştı’ işte…

            Elbette ki insanlar bireysel olarak demokratik haklarını kullanabilir, siyasi düşüncelere sahip olabilir, mücadele edebilir, istediği desteği dilediği siyasi kanada sağlayabilir, eleştirebilir veya eleştirilebilir. Zaten Sayın Ofluoğlu’nun AKP Genel Merkez Delegesi olmasına veya Sayın Mertoğlu’nun il yönetiminde yer alması gibi milletvekili aday adayı olmasına kimsenin bir şey dediği yok! Tepki, örgütsel bağlılık noktasında ki, buna öncelikle destek verilip yanında olduğu belirtilen ve adının altına imza atılan Sayın Karal’ın izin vermemesi gerekirdi. Umarız aynı durumlar başka STÖ’ler ve siyasiler için yaşanmaz ve ‘demokrasinin mihenk kıtaları’ bitirilmez!..

            Geçen hafta belirttiğimiz gibi, önümüzdeki süreç öyle hızlı ilerliyor ki, günden güne gelişen seçim atmosferine yetişemiyoruz bazen. Mesela önceki hafta adı hiç anılmayan milletvekillerimiz, o engin hizmetlerini bizlere anlatabilmek için yeniden aday adaylıklarını açıkladılar. Çeşitli yorumlar ve değerlendirmeler yapılırken, yeni isimler ve yüzler geliyor önümüze. Kimisinin ‘bağlılığını’ kanıtlamaya çalıştığı, kimisinin ‘terfi ve makam’ beklediği gibi anlatımlar sergilenirken, biz demokrasinin güzelliği ile bakmaya çalışıyoruz gelişmelere.

            Bu haftanın sonunu ise Rize Devlet Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Arif Yılmaz’la ilgili gelişmelerle getirmek istiyoruz. Her ne kadar yönetim tavrı, kadrolaşma, idare şekli gibi çeşitli eleştirel yaklaşımlar göstersek de; Rize’deki gelişmelere de gözümüzü yummadığımız ortada. Kardiyoloji servisi, anjio ve açık kalp ameliyatlarının gerçekleştirilmesi gerçekten Rize için önemli ve devrim niteliğindeki gelişmelerdi. Ancak, uzun zamandır da hastanede yaşanan sıkıntılar ortada. Kısmen yazılarımızda değindik bu gelişmelere mesela. Ancak, son olarak Prof.Yılmaz’ın bir anda ceketini alıp gitmesine neden olanlar neydi. Bu konuda da çeşitli anlatımlar yapılıyor ama yine bizim ‘minuk kuş’, bütün bu siyasal gelişme ve baskıların, eleştirel yaklaşımlar sergilediğimiz konuların yanında bir de ‘dönemin sendikası’ olarak nitelenen STÖ’nün ‘döner sermaye’ baskılarından ‘cıvıldadı’ bizlere. Neyse ki, bazı hatırlı muhteremler araya girerek, ‘istifasını’ bir müddet ‘izin’e çevirmişler de iş tatlıya bağlanmış.

            Ç.Rizespor’un da bu ‘bitirilmiş kıtalar’a eklenmemesi dileklerimizle, sevginiz yüreklerinizde daim olsun!..


337 Kere okundu

Bu haberi beğendiyseniz, notunu siz verin.

1 2 3 4 5 Rating: 5.00Rating: 5.00Rating: 5.00Rating: 5.00Rating: 5.00 ( 18 Kişi Puan Vermiş)
comment Yorumlar (1 Tane Yorum Yazılmış)
  • image Sevgili Ömer, her zaman birbirinden önemli ve bir o kadar da ilginç konuları irdeliyorsun. Bu satılık medya köyünde kem göz değmemiş yaban gülü gibisin... Bu hafta hafızalarımıza tekrar şamar gibi yapıştırdığın şey, aslında satılık olanın sadece medyadan ibaret olmadığı idi... Bilirsin, 'kapitalizmin sattıramayacağı hiç bir şey yoktur' demiş adamın biri! Hatta namusunu bile demiş hani... YAAA KARDEŞ... Benim zoruma giden; hasbel kader bir mevkilere gelmiş zatı muhteremler, sorumlu oldukları kitlelerin görüş ve düşüncelerini hiçe sayarak hatta adam sınıfına bile koymayarak nasıl insiyatif kullandıklarıdır. O zihniyet değilmidir ki; bunların vekilleri de insiyatiflerini Gümüş tepside Başbakanlarına doğum günü hediyesi olarak sunmamışlar mıydı?.!. Ne yazıktır ki bu kafalar daha 'teba' olmaktan kurtulamamışlar. Üzücü olan, asla da bu tebalıktan kurtulup, bir TÜRKİYE CUMHURİYETİ YURTTAŞI olamayacaklarıdır. Herzaman teba olarak kalmada ısrar edecekler... Çok üzücü çok... Çok doluyum dost... Zihnin açık, kalemin keskin olsun!.. Enes Topaloğlu
    (Gönder topaloğlu, Mayıs 16, 2007, 12:42 PM)
Köşe Yazarları
Okur Köşesi
Hava Durumu
Çok Okunanlar
Ritaş Hazır Beton
Yorum Yazılan Haberler