Gerek sosyal yaşantımızda, gerekse düşünce hayatımızda zıtlıkların hakim olduğu bir yapı vardır. Her kavramın bir zıddını bularak düşüncelerimizi de bu karşıt kavramlar paralelinde geliştirip, sadeleştiriyoruz. Bunun yapılmasının en önemli nedeni, düşünceyi daha da kolaylaştırmak ve kavramları kategorilendirmektir. Bu şekilde yeni karşılaşılan bir durumu veya bilgiyi zihinde olan bu zıt kavramların herhangi birine yerleştirip uyum sorununu ortadan kaldırıyoruz.
Uç fikirlerinde ortaya çıkmasının temel nedeni bu düşünce yapımızdır. Bu zıt kavramların herhangi biri baskın geldiği zaman düşüncemiz sabitleniyor ve ‘dogmalar’ meydana getiriyoruz. Bu zıt kavramlara örnek vermek gerekirse; Sanatta: ‘güzel’ ve ‘çirkin’, Ahlak sahasında: ‘iyi’ ve ‘kötü’, Siyasette: ‘sağ’ ve ‘sol’, Felsefede: ‘materyalizm’ ve ‘idealizm’, Din alanında: ‘teizm’ ve ‘ateizm’, veya ‘cennet’ ve ‘cehennem’, vb. Bu karşıtları daha da artırabiliriz doğal olarak.
Bu kavramların en önemli özelliği, her ikisinin de varlığının diğerine bağlı olmasıdır. Biri olmadan diğerinin varlığından bahsetmek mümkün değildir. Dünyada ‘kötü’ diye bir gerçek olmasaydı ‘iyi’nin varlığını bilemezdik veya ‘çirkin’i görmeseydik ‘güzel’ kavramını anlamlandıramazdık.
Adem’in Tanrı’ya karşı gelerek, yasak elmayı yemesi, yapılan ilk kötü davranıştır. Bu kötü davranış sayesinde ‘iyi’-‘kötü’ ayrımı ortaya çıkmıştır. Satanizmin de çıkış nokrasını bu kötü davranış oluşturur. Adem kötü davranışta bulunarak özgür iradesini kullanmıştır. Tanrı’ya karşı gelerek, kötü bir davranışta bulunmuş ve hem iyiyi anlamlandırmış hem de özgür iradesinin varlığını hissetmiştir Bu karşıtlar birbirini tamamlamasına ve birbirlerine muhtaç olmalarına rağmen, sürekli savaş halindedirler. Her iki kavram da diğerini yok etmek ve dogma haline gelerek zihinlere yerleşmek ister. Sosyal hayatımızda ve düşünce yapımızda zıtlardan biri hakim olduğu zaman sabit düşünceli insanlar olmaya başlarız. Bir konuya tek bir pencereden bakar farklı düşünceleri aklımıza getirmeyiz. Bizim için bir şey ya ‘ak’ yada ‘kara’dır. İkisinin ortasını düşünmeyiz.
Bu tavır aynı zamanda siyasetimizin de en önemli sorunlarından birini oluşturuyor. Demokratik hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olan siyasi partileri ‘ak’ veya ‘kara’ olarak adlandırmak gibi bir çabaya giriyoruz. Sağ partilere göre sol partiler, sol partilere göre sağ partiler ülkenin geleceği için tehlikeli. Karşıt fikirli partilere göre diğer partinin fikirleri tamamen yanlış. Yanlış olan tek şey bu düşünce yapısıdır. Karşıtların bir arada olması, insanlar için seçenek özgürlüğünü artırır. Birinin hakim olması sadece seçenekleri azaltır. Tek bir düşünce hakim olduğu zaman gerçek ve ideal yaşam artık aranmaz. Çünkü gerçek ve ideal yaşam kabul edilen bu dogmadır. Seçimler yaklaşırken bazı partilerimizin sancılı birleşmelerine tanık oluyoruz. ‘Birleşememelerine’ desek daha doğru söylemiş oluruz. ‘Sağ’ ve ‘sol’ partileri ülke siyasetinde dengeli bir yapıya getirmemiz gerekir ki, tek bir siyasi düşüncenin paralelinde yönetilmeyelim.
Bu hükümet döneminde bunun sancısı yeterince çektik. ‘Sağ’ ve ‘sol’u keskinleştirmekten ziyade, ortak noktalarda eritmemiz gerekir. Çünkü doğru uçlarda değil, orta noktalardadır. Sağda veya solda birlik değil de ortak noktalarda birlik hedef alınırsa, ilerlemek için bir engelimiz kalmayacaktır.Sevgi ve saygılarımla.
(Gönder ozan, Aralık 27, 2007, 1:34 PM)