Su ısınması ilk bakışta belki bir çok şeyi anımsatabilir. Asıl amaç nedir, diye de düşündürebilir bizleri. Ama her ne olursa olsun, suyun ısınması ‘temizliği’, daha açıkçası yıkamayı, yıkanmayı akla getirir. Öyle uzatıp, eğirmeden bi de çevirmeden baktığımızda, mecazen kullanıldığında da benzer bir çağrışımda bulunur ‘ısınan su’. Her ne kadar ‘temizliği’ çağrıştırsa da mecazen, hiç kimse ‘suyunun ısınmasını’ istemez her nedense!.. Bazıları ise yine bu ‘her nedenselerle’ kendi elleriyle ısıtırlar kendi sularını.
Şimdi, önümüz siyaset ya; nereye çekerseniz bu ‘su ısıtma’ meselesini. Artık biz orasına karışmıyoruz! Kim kimin suyunu ısıtacak, kimin suyu ısınacak, kiminki ılık veya soğuk kalacak; ona artık ‘gücünüz’ yeterse siz karar vereceksiniz!.. Hele de bu yazın sıcağında, artık ‘havanız mı ısınır, siyasetiniz mi’ onu hep birlikte göreceğiz.
Özellikle içerisinde bulunduğumuz sürece girerken, iyice ısınmaya başlayan Kuzey Irak dolaylarından Güneydoğu’muza uzanan elleri ve gelişmeleri izlemenin; Artık gün geçmeden gelen Şehit ve çatışma haberlerinin nereleri ısıttığına bakmanın kaçınılmazlığı yakıyor bizleri. Doğal olarak ‘kelle’ ve ‘yan gelip yatma’ hesabı yapanların yangınları başka türlü oluyor ya, onlara da ısıtılacak bir dirhem suyu acımamak gerek!
Peki, ülkemizin içerisinde bulunduğu bu ‘dokunsan patlayacak’ türündeki gerilimli durumun müsebbibi kimlerdir?.. Toplumsal eylemler, açıklamalar, cenazeler bu durumun dışavurumu anlamında değerlendirilemez mi? Şunun şurasında 39-40 gün kalan seçimlere yaklaşırken, meydana gelen bu gerilimle birlikte neredeyse hiç kimsenin, seçimlerin ülkemizde yaşanan bu sıkıntılara çözüm getirip getirmeyeceği konusunda umudu yok. Bu umutsuz ve ‘dokunsan patlayacak’ durumda, uzlaşamamacı ve kendine demokrasi biçicilerin veya daha kısa yoldan, son 4,5 yıldır ülkeyi yönetenlerin payı ne kadardır?
Yada hiç yoktan böyle bir durumla karşı karşıya olmadığımızı düşünerek, güllük gülistanlık içerisinde, her öğünde enflasyonun orantılandığı ‘pinpon topu’ yiyerek, gönül rahatlığı ile demokratikleşebiliriz…
Söz hazır seçimlerden açılmış ve adaylar kesinleşmişken, çaprazlamasına da bakmak gerekir diye düşünüyoruz Rize’ye. Mesela eski Başbakan Yılmaz’ın bağımsız adaylığı tartışılabilir bu anlamda. Bir eski Başbakan ve Genel Başkan’ın beraberinde getirdiği ulusal tartışmaların dışında, kendi memleketinden bağımsız aday olması; Yüce Divan tartışmaları, hizmet ve yatırımları eleştirilirken aranılan olması, ‘olurdu-olmazdı’ları konabilir ortaya. Diğer yandan eski vekil Prof.Dr. Bekaroğlu’nun dediği gibi ‘vefa’ kelimesi ardında yaratılan ikilemden de şikayet edip, tartışabilirsiniz…
Hiç bu yana bakmadan, hazır eskilerden söz açılmışken, 22 Temmuz’a kadar ‘vekaletleri’ sürecek olan diğer 3 temsilcimizden de açabilirsiniz konuyu mesela. Acaba listeler hazırlanırken herhangi bir matbaa hatası mı oldu, yoksa ibret olması açısından bir dil sürçmesine mi maruz kalındı diye de düşünebilir, ‘temayül yoklamalarına’ da dalabilirsiniz…
Ardından, transfer borsalarına inceden bir göz atarak, siyasi adaba uydurduktan sonra ‘ithal’ ve ‘kurtarıcı’ edalarına bürünmek de gerekir. Bu aşamada, geride kalan 4,5 yılın Rize için acaba bir kayıp mı olduğunu düşünürken, ‘nöbet değişimi’ edebiyatlarını da göze alarak çay üreticisinin ve çayın içerisinde bulunduğu durumu dışa vurmadan; çay endüstrisinin uğraşını vererek(!), bilumum iddialardan ‘beraat kararı’ ile soyutlanmış(!), üretici borçlarına sarılan eski Başkanlara da gönderme yapabilirsiniz elbette ki…
Hepsi bir kenara, yaşanan bu süreçte Rize’den giden Kıyı Emniyeti, DLH, Tekel gibi kurum ve kuruluşları; Tersane, İhtisas Hastanesi, İstinaf Mahkemeleri gibi kaydırılan yatırım ve projeleri bir yana bırakarak bitirilen Devlet Hastanesi, Adliye Sarayı, ‘beytülmale uzanan eli kesenlerin’ isimlerinin verildiği Kültür Merkezi ile bitirildiği ileri sürülen ‘ampulsüz tünelli’ Karadeniz Sahil Yolu ile Rize Üniversitesi ve Tıp Fakültesi kararlarını alabilirsiniz önünüze. Ovit Tüneli ile OSB, turizm yatırımlarını da cabası olarak üstüne verebiliriz.
Hal bu halde iken, ısınan havalarla birlikte kaynamaya başlayan siyaset kazanının hangi suları ne derecede bırakacağını, ‘acaba bu sefer’ denemeleriyle aynı hatayı tekrardan denemeye mi kalkacağımızı, alternatifsiz olarak baktığımız bölgemizin stratejik ürünündeki sorunları ‘kökünden’ halletmeye izin mi vereceğimizi ve bütün bunların yanında ülkemizdeki gerilime nerden dokunacağımızı iyiden iyiye tartmamız gerektiğini düşünüyoruz.
Bu sıcak havalarda, ‘geçim’ derdini yok sayarak iyice alevlenecek olan ‘seçim’ derdi çabalarının gölgesinde ‘suyu ısınan’ tarafta olmamanız ve sevginiz kadar yüce bir ömür sürmeniz dileğiyle, serin kalın…
(Gönder ali çınar, Eylül 7, 2007, 5:05 PM)