Eğitim kavramını duyduğumuzda bir çoğumuzun aklına ‘Türkiye’nin en önemli sorunu eğitimdir’ cümlesi hemen düşüverir. Bu cümle klasik ve bir o kadar doğru bir cümledir. ‘Eğitim’ ve ‘sorun’ kavramları hep bir arada kullanıldığı için öğrenme psikolojisinin de yardımıyla iki kavramı eşleştiriyoruz ve biz istemesek de iki kavramı aynı anlamda kullanıyoruz. Bu nedenle ‘eğitim’ denince hemen ‘sorun’ kavramını cümlemizin sonuna yapıştırıyoruz. Eğitim sitemindeki çürüklükler böyle giderse bize bu çağrışımı uzun süre yaptıracak.
Politikacılarımız, bir sorunu çözmekten daha çok hatırlatmayı tercih ettikleri için sorun çözen bir siyasi görünüm değil de, sorun hatırlatan bir siyasi görünüm ortaya çıkıyor. Seçim için yapılan reklamları saymazsak ‘bu sorun şu şekilde çözülebilir’ deyip ortaya bir çözüm önerisi atan bir siyasi gelişmeyi hatırlamak için zihnimizi çok zorlamamız gerekebilir.
Bir sorunu çözmek için ilk olarak onu tanımlamak gerekir. Daha sonra sorunun kaynağını bulmaya çalışırız. Sorunu sorun yapan bizim göremediğimiz yada görmek istemediğimiz önemli değişkenleri ortaya çıkarmaya çalışırız. Eğer bu aşamaya kadar başarılı olursak sorunun büyük bir kısmını çözmüşüz demektir.
Bunlardan hareketle eğitim üzerinde ‘sorun dedektifliği’ yapmaya çalışalım. İlgili olanların da bildiği gibi kısa bir süre önce Milli Eğitimin Bakanlığı’nın anlamsız sınavlarından biri olan ve özellikle de öğretmen adaylarını ilgilendiren KPSS yapıldı. Sınav çıkışında bazı öğretmen adayları sınavı protesto etmek için sınava girdikleri kalemleri kırarak küçük çapta bir basın açıklaması yaptılar. Burada kırılan kalemler değil, bir öğretmen adayının mesleki duygularıydı
İstedikleri şey bir ayrıcalık veya hak etmedikleri bir mevki değil. Sadece hak ettikleri mevkie gelmek istiyorlar. Yaklaşık iki yüz bin öğretmen açığının olduğu bir durumda üç beş tane kontenjan açılmasına karşı çıkıyorlar. Bunca sınavdan başarılı olup mezun olan aday ‘gene mi sınav’ demek istemediği için kalemini kırıyor.
Beş yıllık eğitim fakültesinden mezun ve tüm yeterliliğe sahip olan bir öğretmen adayı, hak ettiği mevkie gelmek için birçok sınava girmesinin anlamsız olduğunu kalemlerini kırarak ifade ediyorlar. Bir öğretmen adayının kalemini kırarak eğitim hayatına atılması onun tüm mesleki faaliyetlerine kırgın olarak başlamasını sağlayacaktır .Öğretmen adayları daha mesleğe başlamadan anlamsız ve yıpratan sınav süzgeçlerinden başarılı bir şekilde geçse bile bir küskünlük bir yıpranmışlık duygusu onun psikolojisini rahat bırakmayacaktır.
Bu psikolojik arbededen çıkan ve eğitim görevlisi olarak mesleğini yapmaya çalışan bir öğretmenden verim beklemek saflık olur.
Eğitim siteminin en önemli öğesi öğretmendir. Bir eğitim öğretim planı ne kadar iyi olursa olsun onun uygulayıcısı olan öğretmen onu uygulamıyorsa verim almak çok zordur. Öğretmen bir sanatçının elleri gibidir. Sanatçı zihninde güzel bir eser planlasa bile elleri küskün ve yıpranmış olan bir sanatçıdan güzel bir eser bekleyemezsiniz.
Eğitim öğretim faaliyetlerine başlayan bir öğretmenin bu şekilde küstürülmesi ve yıpratılması eğitimin başlıca sorunlarında biri. Eğitim politikaları yüzünden tüm öğretmenler küskün bir şekilde görevime başlıyor. Küsmesinin nedeni bazen anlamsız sınavlar bazen ekonomik yetersizlik olabiliyor. Bu nedenler sürekli değişebilir; fakat değişmeyen tek şey hepsinin mesleğine başlamadan küstürülmesi ve yıpratılması. Bu duygu, eğitimin sorunları büyük çapta tetikliyor. Eğer öğretmen adaylarına hak ettikleri verilirse ve eğitim sistemi bu anlamsız ekonomik politikanın etkisi altından çıkartılırsa öğretmenlerimiz eğitimi bir sorun olmaktan çıkartacaktır. Eğitim öğretim faaliyetleri düzgün bir şekilde yapıldığı zaman sorunların ortaya çıkmasına ortam oluşmayacağı için sorunlar başlamadan son bulacaktır.
Bunca zorluklara rağmen eğitim hizmetine gönül veren öğretmen adayı arkadaşlara sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
(Gönder ahmet, Temmuz 13, 2007, 6:48 PM)