Yalandan kimse kendini deliliğe vurmasın. Öyle iki lafazanlıkla böbürlenip, ‘ben delinin de delisiyim’ diyecek babayiğit, zaten ortada dolaşmaz ve bunu da dillendirmez…
Hele de ortada kuyu yokken yandan geçen, direkten köşeye giden ve bir de envai türlü ayinelere bürünüp de çifte tel oynatanlar hiç mi hiç deliliğin rüştünü kanıtlayamazlar.
Görme engelliler okulu için, ‘Rize’de bu kadar körü nerede bulacaksınız’ diyerek bu yatırımla kafa bulan zamanın AKP il Başkanı ve şimdinin vekil adayı mı, Rizelilerden utanarak seçim vaatlerini vatandaşın gözüne soka soka ‘matbaa hatası’ diye kıvırtan 22 Temmuz’a kadar vekil olanları mı, ‘Ben has be has Osmanlı torunuyum, ne Rizeli ne de Trabzonluyum’ ve ‘Rize’nin akıllıları gitmiş gerisi burada kalmış’ diyen ‘İlbay’ı mı, ‘durup dururken Rize, bir yudum çay sundu bize’ diyen Mustafa Balbay’ı mı katacağız bu ‘akil baliğ’ yoksunlarımızın arasına?..
Kimse kuyunun derinliğine bakmaz, hemen savurur sözü ‘bi deli bi kuyuya bi taş atmış, kırk deli çıkaramamış’ diye. Ama bir bakın da kuyuya, derin mi geniş mi… Kimsenin umurunda değil, ortada deli var ya…
Kendi deliliğine yanamayan Emin Gürses, geçenlerde böyle enlemesine ve derinlemesine bir laf etti, kuyuya dalmayan kalmadı neredeyse. Hadi kuyuya dalması, taşı çıkarması bir şey değil; bir de kuyunun içerisinde kalsalar işte o zaman siz bakın curcunaya!..
Yani, Rize’de hizmet etmek, Rize’ye yatırım yapmak için biraz deli olmak gerekirmiş, sayın Başbakan da bunu bildiği için, dediklerine göre birini tutmuş göndermiş Rize’ye. Hikaye bu eksende dönüyor Gürses’in anlatımına göre. Ama ne hacet, deli olmayan kalmadı. Sayın ‘İlbay’ demişti de inanmamıştık, meğerse kaçıp da Rize dışında hizmete sıyıranlar, tekrar geri geliyormuş. Hani bir ara biz de yoklamadık kendimizi değil yani!.. Ama Allah’a şükür öyle bir hastalığımız yok.
Siyasette seviye ve üstün performanstan dem vuran Bayramoğlu, bir bakıyorsunuz hamsi-kavak misali Mesut Yılmaz’a çift dalıyor; bir yerlere davet edip, Meclis’e gitmemesi gerektiği gibi ifadeler kullanıyor.
Ardından, başkanların kralının muhtarlara kendilerini desteklemeleri yolunda ince nasihatlerde bulunduğu geliyor gündeme. Nasıl olsa Başbakan 3-0’a güvendiğinden dolayı 3. sıraya koymuş kendini.
Son duruma değinirken, ilginç bir gelişme oluyor ve eski vekiller ile yeni adayların buluşmasını ayarlıyor il başkanlığı. Renkli ve ilginç olacak diyoruz ama, eski vekillerden sadece Sayın Kart katılıyor. Daha da ilginç olan ise ‘bu kaynaşılamayan’ kaynaşma toplantısında Belediye Başkanı ile 2. sıra adayı Dr. Çırakoğlu ise adeta Rize’yi ve Rizelileri tehdit ediyor, “otorite bizde, biz ne dersek o olur, bizi asmayanı biz asarız’ cinsinden söylemlerle… E, siyaset bu; dilin kemiği yok, dil sürçüyor beyin bulanıyor, iktidar hırsı dellendiriyor insanı.
İş bu aşamaya gelince, delilik feryat figan olunca da ortaya başka bir doktor aday Akgül çıkıyor, ‘merak etmeyin, ben geliyorum, delilerin hepsini tedavi edeceğim’ diye kendini orta yerine koyuyor Rize’nin.
İşte size Rize’nin siyasetteki renkliliği. Öyle 2 Başbakan çıkarmakla, bakan, sanatçı, işadamı, siyasetçi vs. çıkarmakla olmuyor sadece renklilik, demek ki deliye de doktoruna da gereksinim var.
Aslında, dendiği gibi ‘Rize’yi alan seçimi alır’ lafı boşta kalmıyor. Ülkenin aynası konumundaki Rize, bu seçimlerde yaşanan bu ilginçlikleri endazesinde iyice tartıyor.
Başbakan’ın seçimden 2 gün önce Rize Atatürk Meydanında yapacağı açıklamalar ne derece önemli bir etki olacak seçmen üzerinde bu günden kestirilebilir aslında. Hele de, Rizelilerin kulaklarında 2 Kasım 2002’deki çay-simit hesapları ve ‘Allah’ın verdiği çaya kota konur mu’ şeklindeki söylemleri çınlarken…
Bu seçim arifesinde Rize’de bizce en elle tutulur ve gözle görülür mantıklı politikayı ise Aslankaya izliyor. Seçim vaatlerini Rize’nin sorunları ve çözüm önerileri üzerinde plan ve projelerle destekleyerek, parti programına aldırmış ve ‘asıl şimdi CHP zamanı’ der gibi çıkmış arenaya. Söyleyecek çok şeyi olduğundan, bir anda hepsini anlatma çabası bocalatsa da Aslankaya’yı, icraatlarını ‘matbaa hataları’na teslim etmeyeceğe benziyor. Sanırız o nedenle de artık bir çok insan Aslankaya’nın da Rize’yi temsilen Ankara’da olması gerektiğini iyice dillendiriyor ve destekliyor.
Öyle, yatsıya kadar yanmayan mumlar gibi, ‘sen deli, ben deli, seninki benden deli’ afraları ile yürümüyor peynir gemisi.
(Gönder Şerafettin KOPUZ, Temmuz 6, 2007, 4:39 PM)