Osmanlı Devleti'nin yıkılışı Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf'un (Orbay), 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi'ni imzaladığı tarihtir. Mondros Mütarekesi 25 maddeden müteşekkildir. Bu maddeler birbirinin tamamlayıcısı ve biri diğerinden önemlidir. Ancak, AB sürecine benzemesi açısından, bana göre önemli olan altı maddeyi aynen aktardıktan sonra meydana gelen gelişmelerle tarihin nasıl tekerrür ettiğine değineceğim.
Çanakkale ve İstanbul boğazları açılacak, Osmanlı orduları derhal terhis edilecek, Osmanlı donanması teslim edilecek, Limanlar, tüneller, telgraf istasyonları ve bütün demir yolları galip devletlerin denetimine geçecek, Galip devletler güvenliklerini tehlikede gördükleri yerleri işgal edebilecek, Erzurum, Van, Harput, Diyarbakır, Sivas, Bitlis illeri gerektiğinde işgal edilebilecek.
Bu maddeleri incelediğimizde görüyoruz ki, Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti tam teslim olmuştur. Artık ordusu, donanması ve silahı yoktur. Limanlar, istasyonlar, toprakların idaresi işgalcilerin eline bırakılmıştır. Oysa, bu antlaşmaya imzayı koyan Hüseyin Rauf ORBAY Mondros'tan İstanbul’a dönüşünde, Yeni Gün Gazetesine verdiği demeçte “Mondros'ta imzalanan mütareke ile Osmanlı Devleti'nin bağımsızlığı ve saltanatı ile milletin onurunun kurtarıldığını, İngilizlerin Osmanlıya karşı olağan üstü iyi niyet gösterisi sergilediklerini, askerlerimizin ne kadarının terhis edileceği serbestisinin bile tanındığı...” Şeklindeki ifadelerine üzülerek şahit oluyoruz. Antlaşmanın imzalanmasından hemen sonra coğrafyamızda meydana gelen ardı arkası kesilmeyen ülke topraklarının işgali ve Sevr antlaşması ile paylaşılmasına yakın tarih şahit olmuştur.
Şimdi gelelim günümüze; 17 Aralık 2004 günü Brüksel'de toplanan AB konseyi, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlaması için 3 Ekim 2005 tarihini vermişti. Ancak 6 Ekim 2004'te yayınlanan ve AB'nin “olmazsa olmaz”ları olan “ÖNERİLER RAPORU İLE ETKİLER RAPORUNUN” bazı maddelerinde şu ifadeler yer almaktadır. (Bu raporların tamamı İngilizce olarak 71 sayfadır);
● Müzakerelerin ucu açık olacak, sonuçta üyelik garanti edilmeyecektir.
● Türkler AB üyesi olsalar bile dolaşım serbest olmayacaktır.
● Kıbrıs Rum kesimi tanınacaktır.
● Güneydoğu Anadolu'da Federe bir Kürt devleti kurulmasının yolu açılacaktır.
● Fener Kilisesi Başpapazına “Ekümenik unvanı verilecektir.
● Barajlar dahil, Türkiye'nin bütün su kaynaklarının yönetim ve denetimi uluslar arası bir kuruluşa teslim edilecektir.
● Başta kamu bankaları olmak üzere, tüm kamu malları hızla özelleştirilecektir.
● Ermenistan-Türkiye sınır açılacak, sözde soykırım kabul edilecektir.
● İran ve Rusya'nın Türkiye için potansiyel düşman olduğu dikkate alınıp, dış politika belirlenecektir.
● AB müktesebatı tam olarak kabul edilip uygulamaya konulacaktır.
İşte böylesine ağır şartlar içeren bir antlaşma Türkiye'de büyük bir şenlikle kutlanarak, adı geçen raporlar halka şöyle duyuruldu; “ Artık içine kapalı bir Türkiye yerine dünya ile bütünleşen bir Türkiye olacaktır. Yolumuz açıktır. İstikrar Türkiye'ye her şeyi getirecektir….”
İstanbul merkezli mütareke basını Türkiye aleyhine belirlenmiş ve böyle de sonuçlanmış bir olayı, Türk halkına “ZAFER” diye sunmuştur. Mondros'u Osmanlının önüne koyan süreç ve şartlar ile, AB yolunda sürdürülen çaba sonucu gelinen bugünkü nokta ne kadar benziyor. Ne gariptir sanki tarih tekerrür ediyor.
Temel ilkesi onurlu ve şerefli yaşamak olduğunu çok iyi bilen ve bunu tarih boyunca şiar edinen “AZİZ TÜRK MİLLETİ” Türkiye'nin bölünüp parçalanma sürecine itilmiş olmasına seyirci kalmayacak, bu asil millet hem AB'ye hem AB hayranlarına gereken dersi verecektir.
(Gönder mehtap yerli, Ağustos 16, 2007, 2:02 PM)