Eski ünlü Alman Teknik Direktörü ölmüş, toprağı bol olsun. Sporumuzun kırılma noktası olan 1980’lerde GS'yi çalıştırmıştı. O dönemde her alanda olduğu gibi sporda da çağ atlamıştık!
Öyle ki, öncelikli olarak Galatasaray’la, yani profesyonel takımlarla Avrupa Birliğine girmede olağanüstü bir ivme kazanmıştık. Spor spikerleri adeta ağlıyorlardı ; "Avrupa Avrupa bekle bizi, biz geliyoruz..." diye.
AB’ye giremedik ama nasıl olsa kapısındayız; bir gün alırlar elbet.
Emperyalizmin denetimi ve yönetimindeki sporun geldiği yere bir bakın. Devrimci bir partinin sitesine değin sızmış, övgüler düzülmüş!
O dönemin sporseverleri Derwall'i unutmamışlar; pardon sporzede demek daha doğru galiba. Kitlelerin kendisi, spor yapmayıp seyirci olduğuna göre...
Dervall’e övgü düzenlere Türkiye halkının kaçta kaçı spor yapıyor acaba? Diye sormalıyız.
Dahası, kendileri spor yapma olanaklarını bulabiliyorlar mı? İşte sporda başarı budur. Bunun dışında da spordan anlamayanlar kendi konularına baksınlar.
Halkçı (örgütlü halk), devletçi (güçlü devletçi) ve ezilen ülkelerin yada emperyalist spora rest çekenlerin örgütü demek olan Avrasya birliği ilkeleri bu yönde öncü olmalıdır... Bu ilkeler sporun da kurtuluşuna işaret eder. Başta ulusalcı dostlarımız olmak üzere, İşçi Partililer lütfen bunu anlasınlar. Onların gözü kapalı GS’lı, FB’li, kısacası bu profesyonelliğin bu sistemin bir parçası olan bu tür takımları tutmaya hakları yoktur. Üstelik eleştirel yaklaşmalı ve profesyonelliğin Kemalist dönemini savunmalı.
Sanırım Sayın Perinçek’in GS’liliği böyle bir Galatasaraylılıktır. Ötesi kabul edilemez.
Atatürk de böyleydi. O, Kurtuluş Savaşına katılmış takımlara daha bir sempatiyle yaklaşırdı ve GS, FB ve BJK’yi bunun için severdi. O dönemin koşulları, sistemi farklıydı.
Daha bir hafta önce Sayın Doğu Perinçek'in açıkladığı ilkelere ne oldu. Bu ne yaman çelişkidir beyler.