Genelde bakıldığında bilinç, insanın sürekli mutluluğu ve özgürlüğü bulabilmesinin tek yolu olarak değerlendirilir bazı toplumbilimciler tarafından. Sonra bunu ikiye ayırırlar, yüksek ve alçak (düşük) bilinç diye. Ken Kenes Jr.’ın değerlendirmesine göre, sıkça mutsuzluk bataklığına saplanmamızın gerçek nedeni, düşük bilinç merkezlerinde dolaşmamız, bizi köleleştiren bağımlılıklarımızdan bir türlü kurtulamayışımız ve beynimizi gerektiği gibi kullanamayışımızdır.
Öte yandan bilinci etimolojik, metafizik, ruhbilim ve diyalektik olarak da ele almamız olası. Ve yine genelde bilinci, insanın çevresini ve kendisini anlamasını sağlayan anlıksal süreçlerin toplamı olarak buluyoruz karşımızda.
Nerden çıktı bu ‘bilinç’ işi derseniz ise, bu ayın 26’sındaki ‘Dünya Rizeliler Günü’ne bağlarız işi. Geldiği günden itibaren, kendisini adeta Rize’ye hizmet için adayan ve bu yolda Rizelilere ‘Rizelilik bilincini’ aşılayarak öğretme azmindeki ve kendisini öz be öz Bilecik Söğütlü, Osmanlı torunu olarak niteleyen Rize Valisi Sayın Kasım Esen; bu tarihi adımı attı ve 26 Ağustos’u İl Genel Meclisi kararı ile ‘Dünya Rizeliler Günü’ olarak ilan etti.
Gerçekten Sayın Vali’yi bu tarihi adımı için kutluyoruz. Belirlemeleri, düşünceleri ve projeleri bu anlamda yapılması gereken ve bu güne kadar olması gerekenler. Yıllardır bas bas bağırdıklarımız ve de bir anlamda uğrunda yırtındıklarımız.
Ancak, bu bize aynı zamanda acaba ‘Rizeliler gerçekten Rizelilik bilincine sahip değiller mi’ endişesini de taşıdı. Bunun yanında bir de, ‘gerçekten Rize’nin akıllıları Rize’den gitmiş de Rize’yi düşünmez olmuşlar mı acaba’ diye de derin bir düşünceye sevk eder olduk kendimizi.
Mesela, Rize’den giden kurum ve kuruluşlar geldi aklımıza. Tersane, İstinaf Mahkemeleri, İhtisas Hastanesi’ni kaçırışımız. Rize Limanını bir türlü geliştirmememiz, Ovit Tüneli, Sahil Yolunun bir türlü bitirilemeyişi. Daha bir sürü şey geliyor aklımıza bu anlamda.
Örneğin bir aralar TOKİ tarafından Gündoğdu Çay Fabrikası’nın yerine yapılması planlanan 5 yıldızlı otel için yapılan tartışmalar vardı. Aradan aylar geçmesine karşın nedense duruldu bu proje… Bir aralar eski devlet hastanesinin yerinde yapılması düşünülen, sonradan 82.Yıl Devlet Hastanesi yerine biçilen ve daha sonraları ise Tevfik İleri Endüstri Meslek Lisesinin yerine kaydırılan bir başka iş merkezi ve otel projesi da cabasıydı bir aralar. Seçimden önce tabelası asılan 250 yataklı Devlet Hastanesi çalışması var önümüzde. Sonra bir de bunları anarken, eski stadyum yerine biçilen iş merkezi, yeni yapılan stadyum ve spor kompleksi de geliyor gözümüzün önüne. Hani yıkarak yapmak yerine, üreterek çoğaltmak gerekmez mi diye düşüncelere kapılıyoruz bu aşamada. Rize Üniversitesi için hala bir kampus bulunamayışını da unutmamak gerektiğini biliyoruz.
Bazen acaba çok şey mi istiyoruz veya çok konuşup iş beceremiyor muyuz, proje üretemeyip istemesini beceremiyor muyuz diye de düşünmüyor değiliz.
Tünellerin ışıklarına takılıyoruz bazen. Giresun’dan Hopa’ya ihalesi yeni yapılmış, onaylanırsa en kısa zamanda işe başlanacakmış. Ama önümüzdeki Trabzon tünelleri takılıyor gözümüze. Onlar acaba ihale dışında mı yapıldı. Dışında değilse, nasıl bir ihale yöntemi izlenecek…
İhtisas Gümrüğü’ne sevinirken, bundan etkilenecek olan ‘İthalatçılar’ acaba araya bir şeyler sokuşturup değiştirebilirler mi diye endişeye kapılıyoruz.
Kaçak çayın önünün kesilmesinde izlenecek stratejilere acaba kuru çay paketleme tesislerinin eklenmesi de gerekmez mi diye düşünüyoruz. Çay Borsası oluşturularak, ülkemizdeki kuru çay piyasasının denetlenmesi, çay üst kurulu ile yaş çay ve kuru çay üretim dengesinin sağlanması düşünülemez mi? Mesela ‘X’ firması üreticiden aldığı yaş çaya karşın, piyasaya ne kadar kuru çay sürüyor, ne kadar çay ithal ediyor gibi bir denetleme olamaz mı?
İşte bunları düşünürken, bazılarına göre bilinçsizliğimiz veya kendimize göre fışkıran bilinçliliğimiz geliyor aklımıza… Arada da ‘acaba aklımızdan mı zorumuz var’ diye iç geçirmiyoruz da değil!.. Acaba mutsuzluk batağına mı saplanıyoruz dersiniz…
Yüksek bilinç düzeyinde sevgi dolu bir yaşam dileğiyle…
(Gönder sümeyye, Nisan 1, 2008, 2:08 AM)