Bilinçlilik, psikoloji ve tıp alanıyla ilgili olarak ele alındığında özellikle de sinirbilimcilerin değerlendirmeleri ile karşılaşılır. Bu yöndeki değerlendirmelerde bilinçlilikte, görsel uyanıklılık ana temeli oluşturmakta, buna bağlı olarak aidiyet duygusuna da değinilmektedir. Ama, bu yönde genelleme olarak bakıldığında ise, yakın bir zamana kadar birçok sinirbilimcinin bilinçlilik konusunu din ve felsefe sahasına bıraktığı bilgisini de ediniyoruz.
Önceki yazımızda ‘bilincin’ temel bilimsel yaklaşımından söz ederek, toplumbilimcilerin değerlendirmeleri ışığında ‘Bilinçli Rizelilik’ kavramını ele almış, göreceli anlamda ‘bilinçlilik’ çerçevesinde Rize’nin sorunlarını felsefik açıdan dile getirmeye çalışmıştık.
Pek doğal olarak da bazı iğneleme, belki de çuvaldızlama anlatımlarla kısa kısa sokuşturmalar yapmıştık bilinçaltlarımıza!.. Anlayabilen anlayabildiği kadarıyla yakaladı zaten o ince ayrıntıları. Anlayamayan ise bazılarına övgü yağdırdığımızı zannederek, bizlere katılmadığını kaydetti…
Nedense bu ‘bilinç’ işi iyice sardı bizi bu günlerde. Hele de ‘Rizelilik Bilinci’ oluşturulma felsefesi neredeyse ciğerlerimizi dağladı! Bu yazımızda yine bu konuya dalış yapmamız işte bu dağlanmanın yanında ‘uyanıklılık’ kavramıyla ortaya çıkan ‘aidiyet’ bağlantısının sonucu oldu.
Mesela önceki yazımızda hiç konusunu etmediğimiz halde, Sayın Vali Kasım Esen’in, Trabzon’da yayınlanan bir gazete tarafından ‘Rize’nin gelmiş geçmiş en iyi Valisi’ ilan edildiği notu ile birlikte bu yönde eleştiriler geldi. Bize de ilginç gelen bu konu acaba bu ‘kavramsal bilinçlilik’ten mi kaynaklanıyordu?.. Bizlere yorumunu ulaştıran sevgili okuyucumuz Asım Haberdar da bu anlamda, “1930-1935 yılları arasında ilimizde Valilik yapan Ahmet Ekrem (Engür) Bey'i hiç duydunuz mu?” diye soruyor ve ekliyordu, “Bir gecede kamu binaları yapan, Rize'ye ilk gazete ve matbaayı getiren, Rize'nin yollarını kazma kürekle yaptıran bu insanın yaptıklarına saygısızlıktır bu yapılan...”diye.
Daha fazla polemik tarzına girip felsefe sınırlarını zorlamadan ‘Rizelilik Bilincine’ dönüyoruz ve bilincin biçimsel anlamda ‘uyanıklılık’ kısmında sözü açıyoruz.
Önümüzdeki 26 Ağustos, ‘Dünya Rizeliler Günü’ olarak kutlanacak. Çeşitli çalışmalar ve hazırlıklar sürerken, bu çalışmanın temelinde “Rizelilere ‘Rizelilik Bilinci’ aşılanması” yattığını öğreniyoruz Sayın Esen’in açıklamalarından. Biz de bu yöndeki değerlendirmelerimizi önceki “Bilinçli Rizelilik” başlıklı yazımızda kısa da olsa yaptık. Bilincimizi sıraladık deyim yerindeyse.
Bu güne kadar yapılan bütün çalışma, sempozyum, panel ve genel değerlendirmelerde Rize’nin sorunları ele alınırken ortak bir noktada buluşuluyordu. Yıllardır birer birer sıraladığımız Rize-Erzurum yolu ve Ovit geçişi, Rize Limanı, Tersane, İstinaf Mahkemeleri, İhtisas Hastanesi, Rize’den giden kurum ve kuruluşlar gibi Rize Üniversitesi ve gelişimi ile Kampus alanı belirlenmesi, Yat Limanı, Dağdibi Yoluna bağıntılı Çamlıbel Tüneli, Deniz ulaşımına yönelik çalışmalar hep konuşulup tartışılıyordu bu masalarda.
Her ne kadar bu çalışmalar hep masanın üzerinden bir türlü kaldırılamasa da, Rize’nin geleceğinin turizme bağlı olduğu ve turizmin geliştirilmesi yönünde mutlak çalışmalar yapılması gerektiği noktasında birleşiliyordu. Türlü projeler, anlatımlar, hikayeler ortaya konuluyor belki de hayaller bile kuruluyordu turizm adına. Geçmiş zaman kipi kullanarak anlattık ama hala aynı şeyler oluyor.
Bölgemizdeki alternatif turizm potansiyelleri, yapılan kısır şenliklerden öteye gitmeyen bireysel ve yerel çabalarla kalıyor, bu alanda ne bir tesisleşme ve ne de bir proje ve yatırım ortaya konulmuyor. Rafting ve doğa yürüyüşleri ile dağcılık etkinlikleri bunlardan sadece bir kaçı. Geride bıraktığımız kış dünyanın ünlü kayak merkezleri karsızlık yüzünden çalışamazken Rize’nin dağlarında sadece tahtalarla veya rafting botlarıyla ‘kayış’ gösterileri yapılıyordu. Küresel ısınmadan kaçan binlerce insan bölgemize neredeyse hücum ederken, bizler sularımızı dizi dizi HES projeleriyle hapsetmenin ‘vatanperverliğine’ sığınma çabasına sığınmaya çalışıyoruz.
İçerisinde bulunduğumuz turizm mevsimi bu anlatılanların ne kadar ciddi olduğunun da açık bir göstergesi oldu aslında. Rize’nin kent merkezini gören yerli ve yabancı turistler, geleceğini turizmde arayan bir kentin çok ince fotoğrafını da çekiyorlardı. Hiç uzağa gitmeye gerek yok, Cumhuriyet Meydanında araçlarını park ederken, tuvalet arayışları, dünyanın hiçbir kentini bırakın kasabasında ve köyünde dahi göremeyecekleri meydan otoparkını, haftalardır köstebek çukuru halindeki caddeleri, kent trafiğini görmeleri yetiyor. Hele hele İslampaşa sahillerindeki çöp kokularını içerlerine çektiklerinde, küresel ısınma sayesinde kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya kalan dünyamızın en ıslak kentine, yağmur memleketine geldiklerini anımsıyorlar.
Otellerinde yer olmayan Rize’de kalacak yer sorununu aşmak için Yurtkur Trabzon Bölge Müdürlüğü’ne bağlı Rize Öğrenci Yurdunun da yönetmelikleri gereği misafir kabul etmesi ne kadar güzel bir uygulamaysa, buradaki müdür yardımcısının yurtta kalmak isteyen yerli veya yabancı turistleri görerek izin kağıdı yazması o derece de abesle iştigal değil mi? Kendi egosunu tatmin etmek uğruna bu ince bilinçli yetkili, bu keyfi uygulamayı hangi desteğine güvenerek sürdürmektedir mesela?
Hazır turizmden söz etmişken, keyfilikten ve uyanıklılıktan söz açılmışken; Yeni Kültür Sitesindeki kültür ve turizm gelişmelerine de değinmeden geçmemeli diye düşünüyoruz. Mesela, bu binadaki misafirhanenin Rize turizmine kazandırdıklarından, ahbap-çavuş ilişkilerinden, aile bireylerinin işe alınmalarından, bazı ihalelerin uzun ince hikayelerinden de haberdar olunması gerektiği notları ulaşıyor önümüze. Turizmi geliştiriyoruz ya, Rize’nin geleceğini turizmde arıyoruz ya…
Alternatif turizm potansiyellerinden söz ederken, alternatiflerimizi biliyor muyuz mesela… Örneğin Yeşildere şelalesini, Çataldere tanrıça mezarlarını ve su uygarlığı kalıntılarını, Ayane efsanesini ve bunlar gibi kayıp ve gün yüzüne çıkmayan bir çok alternatifi bilebiliyor mu geleceğini turizmde arayan Rize’mizin ender ‘Rizelilik Bilinci’ aşılamacıları!..
Yaylalarımızdaki yoğunlaşmanın yanında bölgemizde kurulması planlanan HES’lerin doğa turizmine sağlayacağı katkılara kadar, bir türlü söylemlerin dışına çıkamayan 5 yıldızlı otel projelerine ve ihalelerine, deniz kenti olan Rize’nin denizden koparılmasına, yağmur ülkesi Rize’nin sel felaketleriyle anılmasına kadar çok ince ayrıntılar saklı aslında bu ‘Rizelilik Bilinci’ söyleminde.
Hani şu ‘bilinçlilik’ kavramının ‘uyanıklılık’ kavramına dayandırılması aklımızı kurcalamasa; bilinçliliğin sınırsızlığında, bilinçlilik alanındaki sakinliğin gerisine akan düşünce gücünün ruhsal ve zihinsel uyanışının keyfine varacağız ama… Bu ince bilincimiz bizi rahat bırakmıyor, aklımızı zorluyor işte!